Toroslar da yer alan güzellik ; Beyşehir Gölü

Toroslar da yer alan güzellik ;

Beyşehir Gölü

Haber ve Fotograflar : Şahika Öner

Tarih, kültür ve eşsiz doğal güzelliklerin yaşandığı Beyşehir’e iki kere fotoğraf grubuyla gitmek kısmet oldu. İlk sefer 2017’de kar fotoğraflarına doyarken, 2020 Şubat’ında aynı görselliği yakalamak mümkün olmadı. Haberde yer alan Fotoğraflar hem ilk hem de bu sene gittiğim karelerden seçilmiştir.

Dünyanın sayılı şehirlerinden birisi olan Beyşehir, M.Ö. 8.000 yıllık geçmişinde birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Kök salmış geçmişinden miras kalan tarihi yapıları, muhteşem doğal güzellikleriyle, zengin kültürüyle ayrıcalıklı bir yere sahiptir. İlçe, Batı Toroslar arasında yer alan, çukur alandadır. Bunun büyük kesimini Beyşehir Gölü kaplar. Toroslar, batıdan ve güneybatıdan yüksek sarp dikliklerle ovaya inerler. Düzlük alanlar bozkırlar halinde uzanırlar. Çevredeki dağlar, ormanlarla kaplıdır. M.Ö. 78-74 yılları arasında Roma İmparatorluğu hakimiyetine geçmiştir. Türk yurdu olması yönündeki çalışmalar Anadolu Selçukluları zamanında başlamıştır. Daha sonraki yıllarda, Moğol istilasından sonra, Viranşehir adıyla anılmaya başlamıştır. Eşrefoğlu Beyliği’nin kuruluşuyla birlikte, çeşitli aşamalardan geçip en son Beyşehir adını almıştır.

Şubat ayında, günübirlik kalmalı yola çıkıyoruz. Beyşehir’deki Öğretmenler evine yerleştikten sonra, keşif gezimiz başlıyor. Beyşehir Gölü puslu bir havada bize eşlik ediyor. Gölün üstündeki, büyük park, gelenlerin uğrak yeri olmuş. Geçiş köprüleri ve suda yansımalarıyla insanların selfi durağı oluyor. Balıkçılar balık, kuşlarsa onlardan nemalanmak üzere balıkçıların peşindeler. Hava çok soğuk, esen rüzğar adeta ısırıyor. Ana cadde üzerindeki, çay içmek üzere, pastaneye kaçıyoruz.

Türkiye’nin üçüncü büyük gölü olan Beyşehir Gölü milli park hüviyetindedir. Göl üzerinde otuza yakın ada, on üç çeşit balık vardır. Beyşehir köprüsü, Çifte Hamam, Bedesten, Yaka Manastır, göl içerisinde Hacı Akif Adası (dikit ve sarkıtlarla dolu mağaralarıyla) önemli turistik yerlerdendir. Otantik ve nostaljik özelliğini kaybetmeyen köyleri ve av turizmi açısından önemli bölgeleriyle Beyşehir tam bir turizm cenneti sayılır. Göl iklimsel özellikleri itibariyle, Akdeniz ve İç Anadolu iklimleri arasında geçiş özelliği göstermektedir. Göl yüzeyi kışın kısmen veya tamamen donduğu için kuşlar açısından iyi bir kışlama alanı değildir. Eylül ve Ekim aylarında ördekler, bahriler, yalıçapkınları, sumrular, leylekler ve martılar on binleri aşan gruplar oluştururlar. Sakarmekelerin ve kazların da eklenmesiyle ekim ayı sonlarında göldeki toplam kuş sayısı elli binleri geçer.

Beyşehir Gölünde 33 Ada

Göl suları altındaki tepe uzantılarının oluşturduğu büyüklü küçüklü 33 ada bulunmaktadır. Büyük adalar genellikle gölün batısında yer almaktadır. En önemlileri; Mada Adası, Hacı Akif Adası, İğneli Ada, Çeçen Adası, Aygır Adası’dır. En büyüğü olan Mada adası’nda, 30 hanede, 180 kişi yaşıyor. Her ailede bulunan kayıklarla, adaya gitmek için 700 metre kürek çekmek gerekiyor.

Akşamüzeri, gün kaybolurken, hep beraber, Beyşehir Köprüsünü pozluyoruz. Göle vuran ışıklı ihtişamıyla, adeta, pırlanta yüzük gibi renkler saçıyor. Akşam yemeği esnaf lokantasında bir araya geliyoruz. Yemekler lezzetli, mekan temiz, dinlenmek üzere otele dönüyoruz.

Eşrefoğlu Cami

Sabah ilk işimiz Eşrefoğlu Cami oluyor.1296-1299 yılları arasında Eşrefoğlu Süleyman Bey tarafından yaptırılmıştır. Anıtsal taç kapısı, eşsiz mihrap ve minberi, üstün ağaç ve çini işçiliği yönünden bir ağaç cami-müzesidir.

Mihrabının tümü çini mozaikle kaplı olup, 4.58 metre en, 6.17metre yüksekliği ile Konya çevresindeki bütün çinili mihraplardan daha büyüktür. Minberi, tamamen ceviz ağacından üstün bir işçilik ve zengin bir süsleme ile oymalı, çatmalı ve tutkalsız olarak yapılmıştır.

Camii, Türk mimari tarzının en güzel ahşap örneklerinden birisidir. Sekizgen, beşgen, yıldız ve geometrik dolgular ve bitkisel bezemeler ile kaplanmış minber, sedef ve fildişi çatmalarında görülebilecek derecede inanılmaz bir düzgünlük ve inceliktedir. Başımızda örtüp, caminin içini geziyoruz.

Gölyaka bölgesi

Şimdi yolumuz kayıkların en bol olduğu Gölyaka bölgesine doğru yola çıkıyoruz. Hem kendimizi, hem de bu güzel manzarayı bol bol çekiyoruz. Sazlıklar arasında, terk edilmiş gibi gözüken kayıklar, nostalji havası veriyor. Geri dönme zamanı, keyifli bir etkinlikte kadraj dolu bitirmiş oldum.

*****

Read Previous

MopArt resim yarışması 17 Mayıs’ta bitecek

Read Next

Korana Geldi Dünyaya; Evde Kaldık!

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: