Korana Geldi Dünyaya; Evde Kaldık!

Korana Geldi Dünyaya;

Evde Kaldık!

M.Demirel Babacanoğlu Yazdı.

Ne diyelim? Hoş geldin mi diyelim? Bunca ölüm, zulümden sonra… Koranayı tepemize koyup gezdirelim mi? Ah insanlar ah!!!! Aman aman sahip olmadın ne sağına, ne soluna… Ne dikine, ne enine, ne boyuna, düşünmeden yürüdün…

Kayaları oydun, delik deşik ettin… Suların önünü büğedin, akmaz ettin ırmakları. Kıyıları doldurdun betonlarla, gem vurdun denizlere… Ormanları kestin, yaktın, kel kafalara döndürdün. Bırakmadın yeşil alanlar gitti gider…

Dere demedin, çukur demedin doldurdun, diktin apartmanları… Elinde, belinde, işinde, dişinde ne atık varsa attın… kapadın yer yüzünü. Oturacak bir mendil kadar yer komadın kimseye… Kuşları avladın çekirgeler çıktı… Yılanları öldürdün fareler yedi ekini…

Her yer kirlendi… Yer altı, yer üstü. Ozan tabakası delindi gökte. Mevsimler değişti, buzullar çöktü… Aradan korana sıyrılıp çıktı geldi. Hoş geldi, sefa geldi! Geldi de güzellik mi getirdi? Hepimizi tıktı beyaz giysiler içine. Ağzımızda, burnumuzda beyaz hortumlar, damgalı davarlar gibi duruşuyoruz…

Hastaneler açıyoruz. Var olanı kullanıyoruz. Doktorlar, hemşireler, hemşireler gönderiyoruz. Dökülüyor insanlar tapır tapır. Ölüler sayıyoruz her gün, koyuyoruz tabutlara. İki yüz bini aşmış dünyadaki ölü sayısı. Yetmiyor tabutlar. İki milyon sekiz yüz altmış sekiz bin olmuş “vaka” (hasta) sayısı. Bizde ise 108 bin vaka, 2.700 ölü…

İyileşenlerin sayısı arttıkça tesellimiz oluyor.

Sokağa çıkma yasakları gelmiş… Altmış beş yaş ve üstü; yirmi yaş ve altı olanlara sınırsız sokağa çıkma yasağı var. Son iki cumartesi pazar ve ardından perşembeden pazara kadar sokağa çıkma yasağı geldi. Hafta sonunda kaldırıldı. Önümüzdeki haftaya gelmeyeceği belli değil…

Eşimle ben altmış beş yaş üstündeyiz bir buçuk aydan beri çıkmıyoruz dışarı. Ev hapsindeyiz sanki? İyi ki bir kızımız var, ona aldırıyoruz ekmeğimizi, meyvemizi, yiyeceğimizi içeceğimizi… Sıkılıyoruz içeride. Arada bir takışıyoruz hanımla…

Neyse, iyi ki de yazarmışım. Kitap okuyorum, dergi gazete okuyorum, yazıyorum… Televizyon izliyoruz. Şöyle eğlencelik bir izlence yok ki televizyonda… Kıytırık bir iki izlence, dizi, bilmem ne?… Vayvır! Bir de televizyon pazarlamacılığı…

İyi ki telefon var. Akrabalara, yakınlara, arkadaşlara telefon edip konuşuyoruz… İşte şundan, bundan falan filan. Almanya’daki oğlum, iki torunum, İstanbul’da kızım, bir torunum, Ankara’da oğlum gelinim, sohbet ediyoruz saatlerce…

Hele de Asya… yedi yaşında, okula gidiyor, haaa şimdi evde resim yapıyor, kendince oyunlar buluyor, oynuyor…

Geçenlerde biraz harçlık çekeyim bankadan dedim; eşim aman ha aman dedi, göndermedi. Ben de bir sabah ona söylemeden çıktım gizlice dışarı, görmüş, nasıl görmüşse; amma engelleme fırsatı olmadı… Vardım bankaya, soktum kartımı. Arıza dolayısıyla hizmet verimiyoruz yazdı ekranda. Düzeltse ya banka patronları ATM’leri. Başka bir ATM’ye gittim, neyse burası düzgün çalışıyormuş, aldım

İyi de elektrik, su, doğal gaz parası? Onu da bizim kız yatırıyor… Peki olmasaydı kızımız ne olacaktı? Bir umarı bulanacaktı! Hiçbir dert umarsız değil! Çok sıkışırsan umar da 155, arayacaksın, görevli gelecek, hizmetimizi görecekmiş… Sağ olsunlar, görüyorlar da…

Hiç mi iyi yanı yok bu Korananın? Olmaz olur mu? Oldu. Hep içerdeydik. Bütün Türkiye içerde 23 Nisan’da, süsledik balkonları pencereleri. Atatürk posterleri astık, bayraklar çektik… Çıktık pencerelere, balkonlara, saygı duruşunda durduk, İstiklal Marşı’nı söyledik. Bayrak salladık. Yaşa var ol 23 Nisan dedik. Doyasıya andık Atatürk’ü… şarkılar türküler söyledik… 26.04.2020, Adana

*****

0 Reviews

Write a Review

Read Previous

Toroslar da yer alan güzellik ; Beyşehir Gölü

Read Next

Feza Ökten Koca’dan “home-office” için öneriler

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: