Heykeltıraş Küçükbahar, “Heykel ve Resim Benim Ana Dilimdir”

Heykeltıraş Küçükbahar,

“Heykel ve Resim Benim Ana Dilimdir”

Haber ve Fotoğraflar : Vahit Şahin

  • Tuğba Küçükbahar,“Kadınlıktan insanlığa doğru yol almamı sağlayan özel bir yolculuk benim için sanat. Bu yolculukta var olmanın farkındalıklarını yaşarken deneyimlerimi paylaşmaktan ve öğretmenlik yapmaktan da çok mutluyum” 

1993 yılında Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi Resim-iş Öğretmenliği Heykel Ana Sanat Dalı’ndan mezun olan ve 1993 Eylülünden bu yana aktif olarak MEB’de eğitmenlik yapan Heykeltıraş Tuğba Küçükbahar, ”Heykel ve resim ise benim kendimi ifade etmekteki ana dilim. Kadınlıktan insanlığa doğru yol almamı sağlayan özel bir yolculuk benim için sanat. Bu yolculukta var olmanın farkındalıklarını yaşarken deneyimlerimi paylaşmaktan ve öğretmenlik yapmaktan da çok mutluyum” dedi.

Bilinçli olarak heykel yapmaya üniversiteye hazırlandığı süreçte karar verdiğini ifade eden Küçükbahar,”Heykelin benim için en cezbedici yanı, şu madde dünyada elle tutulur gözle görünür olmaktı, form, doku ve rengin bir olduğu bir alan. Ama tüm çocukluğum tarlalardan kil toplayıp çanak-çömlek ve kendime oyun arkadaşları bulmakla, yapıtlarımı odun ateşinde pişirmekle geçti” dedi.

”Son dönem çalışmalarımda seramik heykeller ve resimler yapmaktayım” diyen Küçükbahar, ”Seramik ile çalışmaya başladığımdan buyana merkezde kadın teması olmakla beraber mitler, inanç sistemleri, mitoloji ve simge-semboller ilgi alanımın çerçevelerini oluşturuyor. Özellikle farklı kültür ve inanç sistemlerinde kullanılan simge ve sembollerle mitler arasındaki ortak kullanımlar oldukça ilgi çekici benim için. Binlerce yıl öncesinde kullanılan bir sembolün Asya’dan Avrupa’ya, Meksika’dan Hindistan’a, Mezopotamya ile topraklarımıza kadar var olma biçimi, anlamı ve temsil ettiği etki alanlarındaki ortaklıklar şaşkınlık verici.

Üstelik insanlıkla var olan tüm inanç biçimlerinde de varlık gösteriyor bu ortaklık. Toprak ve su ile başlayan yaşam serüvenine eklenen renkler ve frekanslarla bütünleşen semboller ve bu sembollerin, renklerin frekanssal etkilerinin bir form üzerinden izleyici üzerinde oluşturduğu etkisel alanın izlenmesi ve hatta sanat eseri olarak tanımlanan biçimlerin, formların bireylerin yaşam alanlarında varlık gösterdikleri süre boyunca oluşturdukları frekanssal etki alanlarının bulundukları mekânlarda süren yaşama etkileriyle ilgili meraklarımın ve deneyimlerimin geliştiği bir üretim sürecinde var olmaktan mutluyum” diye konuştu.

*****

Read Previous

15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü

Read Next

Adana’da Kültür Ve Sanat Yeniden Canlandı

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: