Gönül Öğretmen

Gönül Öğretmen

Levent Seçer Yazdı

Tüm sevdiklerini kaybetmişti Gönül. Hayatın ne kadar acımasız olduğunu ve yalnızlığın onda yarattığı unutulmazlığı biliyordu. Kaldığı küçük, tek katlı evinden uzakları seyretti. Dalmıştı bir an, gözlerini kapadı. Küçük bir iskemleyi çekip oturdu pencerenin kenarına. Okul lojmanıydı kaldığı tek katlı ev. Say dere köyü’ne kışın yağan yağmur, kış yağmurları hiç durmazdı. Nisan olsaydı Nisan Yağmurları derdi. Bir şarkı geldi aklına, mırıldandı, “Nisan yağmuru ol, yağ gözlerime çisil çisil, dol kurak gönlüme, içimi ıslat, dudaklarımı sessizce” diye mırıldandı.

Akşam alaca karanlık ve güneş tepenin ardında kaybolmak üzereydi. “Bu manzaranın resmini çizebilseydim ne güzel olurdu. Her akşam bu güzelliği seyretmek dünyalara bedel, kimseye de nasip olmaz sanırım ben şanslıyım. Bu köye tayin olduğumda sevememiştim önceleri, alışamadım. Ama zamanla ne kadar aldandığımı gördüm düşüncelerimde. İnsanları hepsi iyi insanlar, kısa zamanda beni kabul ettiler sahiplendiler alıştım onlara.” diye düşündü.

Say dere köyü’nde daha ilk yılıydı Gönül öğretmenin. Okulun tek öğretmeniydi. Az sayıda öğrencileri vardı ama “Olsun” diyordu, “Onların daha iyi yetişmesini sağlamak benim görevim. Severek seçtim bu mesleği ve seviyorum. Uzun yıllar da sağlığım buna izin verdikçe bu kutsal görevime devam edeceğim. Belki de burada uzun yıllar kalırım kim bilir, keşke bir öğretmen arkadaş daha olsa, Birini daha verseler yanıma ne güzel olurdu. Birlikte yapardık yapacaklarımızı” diye düşünüyordu kimi zaman.

Daldığı bu güzel rüya mıydı yoksa gözlerini kapadığında yaşadıkları, eyvah zaman nasıl da geçmiş. Güneş çoktan Torosların ardına saklanmış bile, ama hala kızıllığı var manzara ne güzel Tanrım. “Keşke bir fotoğraf makinem olsaydı da şu güzel manzarayı resimleyebilseydim adeta nadir bulunacak bir tablo gibi” diye iç geçirdi. Bunları düşünürken kapının çaldığını bile fark edemedi Gönül öğretmen.

Kimdi acaba akşamın bu vaktinde gelen? Heyecanla kapıyı açtığında gelenin, köyde hatırı sayılır Müslüm Ağa‘nın kızı Hayriye olduğunu gördü. Gerçi daha adını bilmiyordu Gönül öğretmen, ama o anda tanımış oldu Hayriye‘yi. “Öğretmenim sizi babam akşam için yemeğe davet ediyor. Hazırlanırsanız birlikte gidelim” dedi Hayriye. Sevinmiş, ama bir o kadar da şaşırmıştı, “Bekle beni Hayriye, üstüme bir hırka alayım. Akşamları serin olur. Hasta olursam çocuklarıma nasıl ders verebilirim?” dedi.

Hayriye kara kaşlı, simsiyah iri gözleri ile alımlı bir kızdı. Birlikte yürüdüler. “Sen hiç okula gittin mi?” diye sordu Gönül öğretmen. “İlkokulu bitirdim öğretmenim, babam evin tek kızı olduğum için okumama izin vermedi. Ama şimdi öyle düşünmüyorum. Keşke babamı dinlemeseydim. Yatılı okulu kazanmıştım ama babam yollamadı. Şimdi ben çok pişmanım” dedi Hayriye. “Daha zaman geçmiş sayılmaz Hayriye. İstersen ben sana yardımcı olurum. Dışarıdan bitirmelere girersin” dediğinde ise Hayriye, “Olmaz öğretmenim olmaz. Babam hala değişmedi, ama sizin gelmeniz belki babam ve onun gibi düşünenlerin dünyalarını değiştirebilir” dedi.

İçini bir sıcaklık kaplamıştı Gönül öğretmenin. “Ne güzel duygular içinde bu kız, demek ki burada değiştireceğim çok şey olacak.” diye düşündü. Hayriye ve onun gibi hala bu güzel duyguları yaşamak isteyenlere yardım edecek ve hatta babası Müslüm Ağa gibi düşünenleri de eğitecek. Onların çağ dışı kalmış düşüncelerinin yerine aydınlık bir değişimin adını anlatılacaktı. O bir Atatürk sevdalısıydı. Gönül verdiği bu mesleğinin ışığında burada işinin hayli zorluğunu düşünse de yapacağı çalışmalar, değişiklikler onu şimdiden heyecanlandırıyor, başardığında ne kadar mutlu olacağını biliyordu.

Yol boyunca kendini bu düşüncelerden alamamıştı Gönül öğretmen, Müslüm Ağa‘nın evine geldiklerinde “Hayriye Ne çabuk geldik. Çok yakın sizin eviniz okula.” derken Hayriye “Biraz mesafe var ama sizinle konuşarak geldiğimiz için zaman çabuk geçmiş öğretmenim. Zaten geldik, babam kapıda bekliyor bizi. Merak etmiş olacak” dedi. O gece geç vakte kadar Müslüm Ağa‘nın davetinde konuştu Gönül öğretmen. Müslüm Ağa katı düşünceleri olan ümmetçi bir anlayışa sahip biriydi. Ama kendisine son derece saygılı davranmış, önem vermişti. Belki bu işini kolaylaştırabilirdi Gönül öğretmenin.

Akşam okul lojmanına döndüğünde sabaha kadar yaşadıklarını düşündü. Bu güzel, şirin köyde daha işin başındaydı ve insanlara önce cehaletin ne kadar tehlikeli olduğunu, ama okumanın aydınlığın her zaman cehaleti yeneceğini anlatacaktı. İçindeki sımsıcak sevinci köy halkıyla paylaşmanın önemini daha çok biliyordu. “Allah’ım bana yardım et, yardım et ki bu temiz kalpli, iyi yürekli insanlara cehaletin ne kadar kötü olduğunu anlatayım. Onlara aydınlık, nedir okumak nedir, Atatürk sevgisi nedir onu anlatayım. Bana nefes alma gücü ver, bana sağlık ver.” diyerek duasını etti. Biliyordu bu insanların ona ihtiyaçları vardı. Ama daha da önemlisi bu köyde işi hayli zordu.

İnandığı tek şey de aydınlıktı. Başaracak ve burada cehaleti yenecekti.

*****

Read Previous

Usta Yönetmen Ertem Göreç Vefat Etti

Read Next

16 Mart 2021 Salı Günün Sergileri

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: