Abramovic’den ‘’Balkan Erotik Destanı’’
Harika Ören Yazdı

Günümüzün en etkili performans sanatçılarından biri olan Marina Abramovic, Gropius Bau‘da “Balkan Erotik Destanı’’ isimli sergisini izleyiciyle buluşturdu.
Sergi, sanatçının ritüeller, erotizm, ölüm ve bedenin politik direniş alanı olarak ele alınmasına yönelik süregelen ilgisine odaklanırken; Abramović‘in büyüdüğü Balkanların folklorundan yola çıkarak, film, heykel enstalasyonlarını canlı performanslarla iç içe geçiriyor. Abramovic, bir kez daha erotizmi yaşam ve ölüm arasında bir köprü, benlikle kozmosu birbirine bağlayan bir unsur olarak inceliyor.

Marina Abramovic; “Vücudumuzdaki tüm enerji cinsel enerjidir. Bunu yaratıcılık veya manevi konular için kullanabiliriz. Ya da bastırabiliriz ve o zaman saldırganlık, savaş, öfke ve işkenceye dönüşür. Ritüellere dayalı farklı bir toplumda bu tür dönüşümlerin nasıl organize edildiğini görmek çok ilginç.” diyor.
O’nun eserlerinin özelliği ve vuruculuğu, aşırı sakinlik, eylem halindeyken yarattığı durağanlık, içsel bir cinsiyetçi narsisizmle “hiçbir şeyin” olmadığı bir ara alan yaratırken bunu öyle dayanılmaz bir noktaya kadar uzatıyor ki insanın içinde büyük bir duygu patlaması oluşuyor.

Sanatçı Marina Abramovic ‘in açılışta sergide bulunmayacak olması Gropius Bau önünde sergiye girmek için sırasını bekleyen insanlardan uzun bir kuyruk oluşmasına engel olmuyor. Belgrad’da doğduğu Yugoslavya’nın sosyalist politikalarıyla olan ikircikli ilişkisini mitler ve sembolik işaretlerle yansıttığı bakış açısını, insanlar görmek, duyumsamak istiyor.

Sergi küratörü Adalina von Fürstenberg sergi kataloğundaki yazısında; Balkan Erotik Destanı‘ndaki çıplaklık, modern Batılı duyarlılıklarımıza aykırı görünebilir, ancak bu imgeler artık var olmayan ilkel ve pagan bir uygarlığın karakteristik özelliği olan masumiyet ve kendiliğindenlikle fazlasıyla telafi ediliyor. Bu imgeler, bilinçaltımızda derinlere gömülmüş ilkel, arkaik bir şeyden bahsediyor. – bu yüzden skandal gibi görünebilirler – Bir bakıma, bu son eser, çıplak bedende var olan mistik değeri ortaya çıkararak Abramović’in daha önce ürettiği her şeye ışık tutuyor.’’ diyor.

Abramovic’in eserleriyle izleyici arasındaki etkileşim performanslarının gerçekleştiği bölümde duygusal tepkimelerle sanatçının asıl izleyiciye özümsetmek istediği platformlarda; yüzlerce insan ekranlarda, insan bedeninin erotik bölümleriyle verilen acı, ölüm ve yaşam sembolleriyle masum görüntülerle başlayan absürt betimlemelerle, güldüren ve düşündüren enstalasyonlara denk geliyor. Marina’nın eserlerinde meydan okuduğu şey; davranışın, yapının, düzenin statükosunu, insan ruhunu iteleyerek, bakmak ya da tepkisini ortaya koymak arasında sıkıştırarak zorlamak, bazen de tehlikeye atılarak seçim yapmak zorunda olması gerekliliğini sağlamak.
Sunulan ritüellerin ve geleneklerin iddia edilen özgünlüğü, zamanın derinliklerindeki kökenleri ve insan bedenine, cinselliğine yaklaşımları; Balkanları, insanın doğayla yeniden birleştiği diyakronik bir saflık ve gerçeklik alanına dönüştürüyor.

Sergide yer alan, Marina Abramović‘in 2002’de kendisi tarafından sahnelenen “İskeletle Çıplak” performansı, ölümle samimi bir karşılaşmayı sunuyor. Çıplak, ağır ağır nefes alan bir beden, canlı muadiline yaslanmış bir insan iskeletinin cansız uzuvlarını canlandırıyor.
İskeletle Çıplaklık, Tibet Budist geleneğinde keşişlerin ölüm korkusunu yenmek için ölülerin yanında uyudukları bir uygulamadan esinleniyor. Bu tür ritüeller zihni, geçiciliğin gerçekliğiyle bütünleşmeye alıştırmayı amaçlıyor. Performans sanatçıları, kendi bedenlerini bir iskeletle temas ettirerek benzer bir disiplini benimsiyor ve açıkça ölümlülükle yüzleşiyorlar.

Sanat eleştirmeni, küratör Fulvio Salvadori sergi kataloğunda “Bugün beden yönünü kaybetmiştir çünkü yöneliminin yer aldığı doğayla bağlantısını yitirmiştir oysa antik çağda ‘ritüel orgilerde ve danslarda çıplaklığın sergilenmesi, erotik enerjinin bir çıkış noktası, mistik bir coşku anında evrenin bedeniyle yeniden bağlantı kurma işlevi’ görüyordu. Balkanlar, günümüzün yönünü kaybetmiş insanlarına işte bu mistik coşkuyu sunabilir.’’ diye yazıyor.
Masum bakışın ve kadim bilginin Balkanları, Batı uygarlığında kaybolduğu ve unutulduğu varsayılan şeyleri, çağdaş toplumlarla buluşturan 79 yaşındaki Marina Abramovic‘in sürekli çabası, metanetli tavrı, eserlerinin rahatsız edici bir netliğe sahip derinliğini, ağırlığını taşıyor.

Ayrıca pratiğinin uzun ömürlülüğünü, sürekliliğini de hatırlamak kabul etmek gerekiyor. Eserlerinin, özellikle de ilk dönem çalışmalarının, şok etkisi yaratmaya dayandığını – içgüdüsel, kendine uyguladığı fiziksel acıyla bizleri tanık, hatta katılımcı haline getirdiğini – bundan çok daha fazla duygularımızla oynadığını itiraf edebiliriz.
Louisa Avgita, Marina Abramovic’den ‘’Balkan Erotik Destanı’nda, çılgın bir yolculuk ve çağdaş sanatta birer araç olmanın ötesinde nadiren gördüğümüz bir radikalliği göstermedeki titizliğini takdir ediyorum. Keşfettiği uç noktalar arasında – komik ve grotesk ile derin şiirsellik – sanatçı olmayı böylesine mutlak bir şekilde gören, geçip giden bir sanatçı kuşağının büyük hanımefendisi gibi görünüyor. Bu trajik ve son derece övgüye değer.’’ Diyerek bahseder.
Yolu Berlin, Gropius Bau‘ya düşenlerin Marina Abramovic “Balkan Erotik Destanı’’ nı gezmelerini, sanatçının 1970’lerden günümüze uzanan eserlerini bir araya getiren bu seçkiye tanıklık etmelerinin önemli olduğunu düşünmekteyim.
****





