Babacanoğlu’ndan bir Öykü; HIRSIZIN ÇOCUĞU

Babacanoğlu’ndan bir Öykü;

HIRSIZIN ÇOCUĞU

M. Demirel Babacanoğlu Yazdı

Oğlan hırsız, kız hırsız evlenmişler. Her gün çıkıyorlarmış işe. Kimi bulurlarsa bir punduna getirip, sade yağdan kıl çeker gibi parasını çalıyorlarmış.

Bu işte öyle ustalaşmışlar ki, başka hırsızlar yetiştirmek için kurs açmışlar. Kimse bilmesin, kapatmasınlar diye kursun yerini gizli tutuyorlarmış. Başka yeni, hünerli hırsızlar yetiştiriyorlarmış.

Anne adayı, günün birinde hamile olduğunu anlamış. Kocasına hamile olduğu muştusunu vermiş, çok sevinmişler, havalara uçmuşlar…

Gebelik ilerleyince işe gitmek de zorlaşmış anne adayı için. Bir gün kocasına; “Artık işe gitmeyeyim, zorlanıyorum; yakalanırsam kötü olacak. Çok da para kazandık beyim; hiç çalışmazsak aylarca yeter bize. Yine de sen yavaş yavaş yaparsın bu işleri, ben de evde oturur beklerim doğumu” demiş

Kocası “Olur” demiş, kapatmışlar kursu.

Kadın evde bakmış rahatına. Kocası çıkmış işe.

Bir akşam karı koca doğumdan, bebekten söz ediyorlarmış, nasıl olacak, ne olacak diye…

Anne adayı “Acaba” demiş kocasına, “bizim çocuk bizim sanatı kavrayabilecek mi?”

“Kavrar kavrar, meraklanma. O çocuk bizim çocuğumuz. Dedesi de, ninesi de hırsızdı. Dayısı, halası, teyzesi hepsi hırsız…Böyle bir sanatın torunları, akrabaları nasıl kavramaz hırsızlığı? Sen küşüm etme…” demiş kocası.

“Yaaaa! işte öyle ama yine de merak ediyorum bey. Bizim sanatı kavrayamazsa aç kalır bu çocuk.”

“Yok yok” demiş kocası, “aç kalmaz bizi çocuğumuz, babası anası çok hünerli. Hiç kimseyi incitmeden malını, parasını çalar belli etmez. Bak göreceksin bizim çocuk da böyle olacak…”

“İnşallah ihşallah” demiş anne adayı.

“Ben öyle inanıyorum” demiş koca, öyle olacak…

Her gün iş dönüşü evde bunları konuşurlarmış… Varsa yoksa bebek, “Bizim sanatı kavrayacak mı, kavramayacak mı?”

Bir gün kadının sancısı tutmuş… ebe çağırmışlar, eve.

Ebe, yanına yardımcısını almış, gelmiş. Hoş beş! Ebeye demişler; “Sen paradan korkma hiç, istediğin kadar para veririz. Doğumu rahat yaptır. Çırpınmadan, sızlanmadan doğurayım…”

Ebe ve yardımcısı bütün hünerini kullanmış, uğraşa, didine doğumu yaptırmış. Vermiş ananın kucağına bebeği. Yıkamış elini kurulamış. Bakmış ki parmağında yüzük yok. Nereye gider bu yüzük diye oraya buraya bakmış, yüzük müzik yok…Başlamış söylenmeye, sızlanmaya; “Benim yüzük nereye gitti?…

Bebeğin babası, ebenin yardımcısı hep birlikte yüzüğü aramışlar, aramışlar bulamamışlar. Bir daha bir daha aramışlar, bakmışlar yüzük yok.

Hay Allah, yüzük nereye gider? Cin mi çarptı, şeytan mı aldı derken…

Anne, “Bir de bebeğin ellerine bakalım” demiş. Hep o yana dönmüşler.

Anne, bebeğin yumuk ellerin açmış, ne görsün; yüzük bebeğin ellerinde…

*****

Read Previous

Rezan Has Müzesi’nden Türkiye’de bir ilk:

Read Next

UÇARI GÖL PARK & DENİZLİ ACIPAYAM

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: