Yaşadığım Bir 10 Kasım Anısı

Yaşadığım Bir 10 Kasım Anısı

M. Demirel Babacanoğlu Yazdı

1959/65 yıllarında Düziçi İlköğretmen Okulu’nda öğrenciydim. Okulumuz, eğitim-öğretim açısından donanımlı bir okuldu. 1250 kadar öğrenci, yüz kadar çalışanla kendi kendini yönetiyordu. Üç bin dönümden fazla arazisi vardı, kendi üretiyor kendi tüketiyordu. Döner sermaye kuralı çalışıyor, devlete yük olmuyordu..

Bağı, bahçesi, kümesi, ahırı, tarlası, traktörü, kamyonu, cipi, iş atölyesi, resim atölyesi, müzik atölyesi, fen bilgileri laboratuvarı, sosyal bilgiler odası, spor odası, tarım odası, reviri, sineması, elli kadar lojmanı olan bir okuldu. Arı gibi çalışıyor herkes, öğretmen öğrenci ilişkileri oldukça olumlu. Bir ana baba sevgisi gösteriliyor…

Öğrenciler de öyle, küçükten büyüğe doğru, büyükten küçüğe doğru bir sevgi saygı seli var. Küçükler, büyüklere ağabey diyor. Büyükler küçükleri kolluyorlar, koruyorlar, seviyorlar. Bir aile gibiyiz. Herkes görevini tam yapıyor.

Bayram gibi kutlanması gereken özel günler geldiği zaman hazırlıklar yapılıyor, bayraklar asılıyor, bayram konuşmaları yapılıyor, şiirler okunuyor… Kutluyor herkes birbirini. Yakınlarına, dostlarına, arkadaşlarına, mektuplar yazılıyor, tebrikler atılıyor. Fotoğraflar gönderiliyor, yaşanıyor bayram.

10 Kasım geldiği zaman, daha özenli, daha görkemli bir çalışma başlıyor… Her sınıfta öğrenciler 10 Kasım’a hazırlanıyor. Sınıflarını bayraklarla, Atatürk fotoğrafları, resimleriyle donatıyorlar. Panolara yazılar, şiirler asılıyor. Kurtuluş Savaşı ile ilgili filmler gösteriliyor. Cumhuriyetin anlam ve önemi anlatılıyor, devrimler yaşanıyor. Bir heyecan, bir coşku kaplıyor ortalığı. Sanki dershaneler, sınıflar, okul binaları canlanıyor… Bu canlılık çevresine aydınlık katıyor, taaa uzaklardan izlenebiliyor.

Biz de o günlerde sınıfımızda, bütün arkadaşlarla birlikte şöyle hazırlanıyorduk: Sabah erkendeyiz, sınıftayız hepimiz. Sınıfın bir köşesine Atatürk fotoğrafları yerleştirdik. Önünde, sıra/masalardan temsili tabut oluşturduk, üzerine koyu renkli temiz bir bez örtük, onun üzerine de bayrağımızı koyduk. Sınıfın pencerelerine lacivert kağıtlar yapıştırdık, ışıkları açtık, sınıf hoş, güzel bir karanlığa büründü. Yas içindeyiz. Gözlerimiz nemli. Şiirler okuyoruz, konuşmalar yapıyoruz. Atatürk’ü anlatıyor, anıyoruz.

Dışarı da, okul alanında, bayrak sereni önünde bütün okul öğrencileri, öğretmenleri toplandık. Saat 9’u 5 geçe saygı duruşuna geçtik, bayrağımızı yarıya indirdik, İstiklal Marşını söyledik. Okul müdürümüz gönün anlam ve önemini belirten konuşmalarını yaptılar. Edebiyat kolu öğrencileri 10 Kasım Atatürk şiirleri okudular. Sınıflarımıza dağıldık.

Atatürk’ün temsili naaşı köşesinden, Atatürk’ün “Gençliğe Hitabesi”ni okuduk. “Ey Türk Gençliği birinci vazifen Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini sonuna dek korumak ve kollamaktır. (…) Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur.”

Atatürk’ten özdeyişler sunduk: “En gerçek yol gösterici bilimdi. Gerçekleri söylemekten korkmayınız. Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Bu memleket meczuplar, şeyhler diyarı olamaz. Cumhuriyet sizden vicdanı hürü, fikri hür, irfanı hür nesiller ister…”

Nutuk’tan metinler sunduk. Yabancı devlet adamlarının Atatürk için neler söylediklerini seslendirdik. Gerçekleştirdiği savaşları, Akdeniz’de, Ege’de, Çanakkale’de düşmanın nasıl kovduğunu; çalışmalarını, devrimlerini anlattık. Şiirler okuduk. 10 Kasım 1938’i yaşadık…

Sınıfça, sınıfları ziyaret ettik. Arkadaşlarımızın, ağabeylerimizin 10 Kasım üzerine çalışmalarını gördük, tebrik ettik.. Bu tür çalışmaları her 10 Kasım’da yineledik. Şimdi düşünüyorum da aynı şeyler yapılıyor mu? Biz Atatürkçülüğü böyle öğrendik, böyle sevdik, böyle yaşadık…Yaşasın Atatürkçülük.

Sevgiyle saygıyla anıyoruz Atatürk’ü. 09.11.2020 Adana

*****

Read Previous

9 Kasım 2020 Pazartesi Günün Sergileri

Read Next

Sonsuza Kadar Bizimle

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: