Ne Kuşlar Vurmuştuk – Öykü

Ne Kuşlar Vurmuştuk – Öykü

M. Demirel Babacanoğlu Yazdı

Ne kuşlar vurmuştuk!

Zaten kaçtılar.

Daldan dala uçtular

Ötüştüler…

Yoktular.

Bahar geldi mi dağlar taşlar kuşlarla dolardı. Ağaçlar çiçekler sevinirdi. Otlar yeşerir, çiçekler açar, ağaçlar filiz verir, karıncalar çıkar, kelebekler uçar, keklikler öter, toprak bereketlenirdi. Her kuş kendi dilince öterdi. Hiçbir kuş diğer bir kuşa benim gibi öt diyemezdi.

Ne kuşlar vurmuştuk.

Zeten gittiler.

Ne çok haylazdık.

Dur durak bilmezdik

Gezerdik dağ taş, yorulmazdık.

Kuşlar avlardık.

Bir gıdım şeylerdi.

Küçücük, minnacık.

Tatlıydı etleri!

Belki de ondandı avlanışımız!

Meşeden en güzel çatallar keserdik; bıçakla yontar, cam kırığıyla sıyırır, fırınlardık; iyice yağlar, siler parlatırdık. Usta bir mobilyacıdan çıkmış gibi olurdu çatallarımız. Uçlarına iyi sünen bir çift lastik bağlardık. Kayışı meşinden yapılmış sapana, fındık büyüklüğündeki, parlak, cilalı çakıl taşlarından bir tane koyar atardık. Kuşlardan biri pat diye düşerdi yere.

Ne yaramazdık!

Yanardı kuşların canı.

Benim lastiğim yoktu. çok pahalıydı lastik. Almaya paramız yetmezdi. Bir gün bir çerçi geldi köye. İğneden ipliğe, cıncıktan boncuğa, lastikten kanaviçeye, kalemden kitaba her şey satıyordu.

Kaça lastiklerdedim.

Elli kuruşdedi.

O para yoktu bende. İstesem de vermezlerdi bana. Eve gittim, elli kuruş istedim anamdan, vermedi. Teyzemden istedim, o da vermedi. Evde babam yoktu, istesem belki verirdi! Ağladım, debelendim yerlerde, çalkalandım zibillikte, üstüm başım kum, kül toprak oldu. İki gözüm iki çeşme ağladım bağırdım, çağırdım, hüngür hüngür ağladım, sonunda yufka yüreğine yenildi, yumuşadı anam. Bir yüzü başaklı yirmi beş kuruş verdi. Lastikçiye götürdüm:

Olmazzzz!” Dedi.

Lastikçi emmi n’olur, bir lastik ver!

-Olmaz yavrum, olmaz.

Yalvardım lastikçiye:

Bir yirmi beş kuruş daha getireceksin… dedi, kestirip attı.

Ne yapacaktım şimdi ben? Lastiksiz ne yapardım? Herkesin lastiği vardı, asılıydı boynunda, çalımlı kurumlu duruyorlardı. Hay Allah lastiğim olsa, tüm dertlerim bitecek!

Süklüm püklüm, biraz da sırnaşık gittim anama, bir yirmi beş kuruş daha istedim. Hiç dinlemedi beni, eline bir değnek aldı, kaçmasam vuracaktı başıma.

-Yerlerden mi topluyorum parayı? Nerden bulayım? Para mı basıyorum ben?

Hem kaçıyorum, hem para istiyorum.

Anam:

-Akşam gelince, bu yaptıklarını babana söyleyeceğim; diyordu.

Bense babamdan çok korkuyordum. Döver, bağışlamazdı vallahi. Buna karşın yine de para istemekten geri durmuyordum. Olası yok, bir daha bu başaklı yirmi beş kuruştan vermedi anam. Ah ne yapmalıydım? Lastiksiz nasıl yaşayabilirdim? Herkesin lastiği vardı, benim yoktu. Her yerlerim sızlıyordu çalkalanıp yerlere yatmaktan. Yüzüm gözüm şişmişti ağlamaktan. Bir acıyan da yoktu bana! Komşumuzun kızı Menevşe’yle oturup düşündük. Arkadaşım, komşum, sevgili Menevşe bana yardım edecekti. Acıyordu halime besbelli.

Haydi üzülme gel diyordu, gidelim çerçinin yanına, başı kalabalık oldu mu, ben karaltı olurum gözüne; sen çekersin bir çift lastik olur biter, haydi sil gözünün yaşını…

Çaresiz kalmıştım. Bunalmıştım.

Onun dedikleri usuma yattı. Güzel arkadaşım Menevşe’nin dediği yöntemi uygulayacaktık. Doğru çerçinin yanına gittik. Çerçinin külüstür bir eşeği vardı. Heybeye, sandıklara doldurmuştu satacağı şeyleri. Kanaviçe, leblebi, incir, üzüm, cıncık, boncuk, kalem kitap, filan…

Kara lastikler eşeğin palanının arka tarafından sarkıyordu. Başına kadınlar toplanmışlardı. Her biri bir şeye bakıyor, bir şey almaya çalışıyorlardı. Şu kaça, bu kaça diye soruyorlardı. Çerçi her birine laf yetiştirmeye uğraşıyordu. Şuna olmaz mı, buna olmaz mı diye pazarlığa tutuşuyorlardı. Menevşe çerçinin beni görmeyecek yanına durdu. Yüreğim güm güm atıyordu, bir lastik çektim. Sonra dönüp bir çift lastik de Menevşe çekti, hızla uzaklaştık oradan. Hiç kimsenin ruhu bile duymadı!

Çerçi bir çift lastiği yirmi beş kuruşa vermezken, iki çift lastikten olmuştu. Zavallı çerçi görseydi bizi, kim bilir ne derdi? Perişan olurdu halimiz. Babam döver, anam iyi demezdi, kınardı komşular. İyi bir şey değildi yaptığımız… ama yapmıştık.

Bağladım lastiği çatala, çekiyorum, çekilmiyor çok sert. Bu lastikle kuş vurulmaz. Aldım makası evden, ikiye dildim lastiği. Yeniden kurdum düzeneği. Kolayca çekilebiliyordu. Sapanıma taşı koyup atabiliyordum. Benimde bir lastiğim vardı artık. Arkadaşlar arasında yerimi alabilirdim.

Onunla ne kuşlar vurmuştum.

Zaten kaçtılar. Yalnız kaldı ağaçlar.

Çıtlık ağacına çok kuşlar konardı.

Severlerdi meyvelerini, yerdiler.

Öterlerdi cıvıl cıvıl, yağlanırdı etleri…

Çakıl taşlarından birini alıp, lastiğimin sapanına yerleştirdim. Saklana saklana, birine nişanlayıp attım. Kuş, pat diye düştü. Zavallı kuş, cansız yatıyordu yerde.

Arkadaşlarla sözleşip her gün bir yerlere gidiyorduk. Sulak, bahçelik yerlere. Oralarda, çeşitli kuşlar, bülbüller ötüyordu. Sarı bülbül diye bir kuş vardı, hiç yaklaştırmazdı yanına.

Kış gelince serçeler konardı evin önüne, tavukların yemine ortak olurdu. Saman serpilmiş yerlere, gübreliklere çok gelirdi. Kalburla tuzak kurup bir kaçını canlı canlı yakalardık. Sonra da tavalara koyup kızartıp yerdik! Sonra lastiğimizi alıp koyaklara giderdik. Alakabak, karatavuk ve benzeri kuşlar uyanık olurlardı. En küçük patırtıyı, sesi, fısıltıyı bile duyarlardı. Onları ancak çok usta avcılar avlayabilirdi. Bir de ahmak kuşlar vardı. Bunlar en çok güz mevsiminde görülürdü. En çok da susam kümüllerinin üstüne konardı. Ak göğüslü, uzun kuyruklu aptal bir kuştu. Ona dilediğiniz kadar yaklaşabilirdiniz. Lastiği çeker vururdunuz, düşerdi önünüze.

Ne kuşlar görmüştüm:

Cicili bicili kuşlar, tibili kuşlar,

Kepezli kuşlar, arap bülbülleri,

İncir kuşları, çıtlık kuşları,

Sarı bülbüller, kara kargalar,

Tarla kuşları…serçeler

onlar da gittiler!

Lastiklerde yetmez oldu bize

Ateşli silahlar yapıyorduk!

Tahtadan, tabanca tüfek tasarlıyorduk. Namlu yerine arkasına mavzer mermisi kapçığı geçirilmiş şemsiye borusu takıyorduk. Kapsül yerine de kibriti yakan kağıdı sıyırıp, içine kibrit başlarından kopardığımız maddeyi koyarak yuvarlayıp, yerleştiriyorduk. Tetik yerine sert telden bir aygıt uyduruyorduk. Uydurma kapsülü patlatacak bir düzenek yapıyorduk. Bu düzeneğin hareketini sert bir lastik sağlıyordu. Namlunun içine biraz barut, biraz saçma koyup tetiği çekip patlatıyorduk. Bazen de patlama sırasında namlu uçup gidiyordu. Alıp yerine yeniden takıyorduk.

Ne tüfekler, ne tabancalar yapmıştık.

Zaten parçalanmışlardı.

Arkadaşlarla avlanmaya çıkıyorduk.

Tetiği çekince “güm” diye patlıyordu tüfeklerimiz.

Namlular savruluyordu.

Gidip getirip yine takıyorduk.

Yine ateşliyorduk, yine savruluyordu namlular.

Ne tehlikeler yaratıyorduk.

Kuş da vuramıyorduk hiç

Zaten kaçmışlardı. Yoktular!

Ağlıyordum bir başaklı yirmi beş kuruş için. Bir yirmi beş kuruşa lastik vermiyordu lastikçi. Bir çift lastik Menevşe çekiyordu, bir çift lastik ben.

Ne kötü işler yapıyorduk.

Zarardaydı çerçi.

Uzunlamasına ortasından kesiyorum lastiği, kolay oluyor çekmesi, sünüyor lastik…

Ne kuşlar vurmuştuk.

Zaten gitmişlerdi.

Başaklı para. Yirmi beş kuruş. Lastik. Çerçi. Kuş.

Elma. Armut. Nar ve çıtlık kuşları.

Tabanca. Tüfek.

Tehlikeli işler…

Ne kuşlar vurmuştuk.

Zaten gittiler.

Biz de çıkmıştık çoculuktan

*****

Read Previous

5 Ekim 2020Pazartesi Günün Sergileri

Read Next

6 Ekim 2020 Salı Tiyatro Rehberi

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: