Harika Ören’den “Sanat ve sırlar”

Sanat ve sırlar

Harika Ören Yazdı

Günlük ortam, epey karmaşık ve gergin; diyorum ki biraz esneyelim. Bu kez Sanat’ın sırlarında gezinelim.

Hakkını yemeyelim. Floransa’nın sanat hamisi Medici ailesinden Lorenzo de Medici’ye ilk sırayı verelim. Bu yetenekli adam, şiir yazmaya son derece heveslidir. Duyarlı soneleri, ateşli dini şiirleriyle bilinir. Esprilidir. Sevdiklerine yazdığı şiirlerle takılmaya bayılır. Lorenzo sevgili Botticelli’ye(-bu soyadı İtalyanca, küçük varil anlamındadır) bir şiir yazar. Yemeyi çok seven Botticelli aynı zamanda Medici sofralarının muhteşem yemeklerinin en muhteşem tüketicisidir.

Lorenzo; ‘’ Botticelli ki az değildir şöhreti/ Botticelli diyorum, hiç doymaz gibi/ Bir sinekten daha düşüncesiz ve ısrarlı/ Hatırlarım ne sersemlikler yaptığını!/ Eğer davet edilmişse yemeğe/ Onu davet eden her şeyi alır göze/ Çünkü ağzını açmaz konuşmak için bile/ Hayır, aklına bile gelmez, öylesine doludur/, Dolu bir şişe olarak ayrılır/ Küçük bir şişe olarak geldiği yemeğe. ‘’ bu dizeleri atfettiği sanatçıyı bizler, eşsiz ‘’Venüs’ün Doğuşu’’ ve ‘’İlkbahar’’ tablolarıyla tanıyoruz.

 

Auguste Rodin, o dahi bir heykeltraştır. 1878 yılında ‘’Bronz Dönem’’ isimli heykelini sergiler. Heykeli gerçek sananların ihbarı üzerine polis tarafından soruşturmaya tabi tutulur. Heykel çok gerçektir. Uzun zaman heykelinin içinde bir insan cesedinin bulunmadığına insanları inandırmak için uğraş verir. Bizler sanatçıyı ‘’Düşünen Adam’’ heykeliyle tanıyoruz.

Michelangelo, Floransa’daki Medici Şapeli çalışmalarına başlar. Mezarın ithaf edildiği iki kuzenin oyma portrelerinin aslıyla benzersizlikleriyle eleştirilir. Usta’nın böyle boş tartışmalar için vakti ve sabrı yoktur. Cevabı hazırdır: ‘’Bin yıl sonra kimse onların neye benzediğini bilmeyecek’’ der. Muhteşem Sistine Şapeli  fresklerini büyük bir emek ve özveriyle gerçekleştiren Michelangelo’nun terlediğinde yanında durmanın imkansız olduğu, bu yüzden hiçbir yardımcı usta bulamadığı söylenir.

Fransa’da açılan ilk devlet müzesi Louvre ‘’Sanat Dünyasının Kabesi’’ dir. Müze 1190 yılında bir kale olarak inşa edildikten sonra Louvre, 1204’de Philippe Auguste tarafından ilk şeklini alır. Adını İngilizce’de kuvvet, güç anlamına gelen “Lower” kelimesinden almaktadır. Müzenin en ünlü eseri, Mona Lisa portresidir. Rönesans döneminde Floransa’da Leonardo da Vinci tarafından kavak bir pano üzerine yağlıboya Sfumato tekniğiyle resmedilmiştir. Francesco del Giocondo‘nun karısı, Lisa Gherardini, 16. Yüzyıl Sanat Tarihinin ilk gülen yüzlü kadınıdır.

Louvre demişken, hayattayken eserlerinin bu müzede sergilendiğini gören ilk sanatçı ünvanı Georges Braque aittir.

İran’dan getirdiği Kobalt Mavisi’ni Çin ile tanıştıran Cengiz Han’dır. Porselen yapımının tarihini değiştiren ve sanatla hiç ilgisi olmayan bir kişiliktir.

Rembrand, Raffaello’yu görmezden gelir, Leonardo’ya burun kıvırır ama benimsediği İtalyan sanatını ömrü boyunca yaptığı 60’dan fazla portresini, ışık-gölgeyi en etkili biçimde kullanarak oluşturur. Egosu yüksek sanatçı, bu yönüyle portresini yapmaktan son derece hoşlanan Albrecht Dürer’i sollamıştır. Biz Rembrand van Rıjn’i 1642 yılında resmettiği eseri ‘’Gece Devriyesi’’ eseriyle tanıyoruz.

Van Goog’un , ‘’Yıldızlı Geceler’’ i tuvale aktaran parmakları, beyninin delilikleriyle savaştığı yaşamının son 70 gününde her gün bir tabloya başlamış ve akşamına imzasını tuvaline bırakmıştır.

Sürrealist SalvadorDali, deli-dahi bu sanatçı tablolarının her birine mutlaka otoportresini yerleştirir. Dikkatle incelerseniz, yüzünü koyamazsa, siluetini yerleştirdiğini görürsünüz. Güne ‘’ Her sabah uyanınca muazzam keyif duyarım: Salvador Dali olmanın keyfi ve mucizeden nutkum tutulmuş kendime sorarım ‘Bugün ne gibi fevkalade şey yapacak, bu Salvador Dali?’diyerek başlayan bu adamın Londra’daki bir konferansa iki kurt köpeği eşliğinde eski moda bir dalgıç elbisesi ile geldiğini biliyor musunuz? Ve arkadaşlarının kaskı zar-zor çıkartmalarıyla boğulmaktan son anda kurtulduğunu.

Dünya’da ki sanat galerilerinin anketleri sonucu ‘’Dünyada adı en çok bilinen sanatçı ‘’ ünvanını Pablo Picasso’ya verir. Yaratıcı ve çapkın Picasso durmaksızın başka kadınlarla yatıp kalktığı için sevgilisi Françoise Gilot tarafından terk edildiğinde 83 yaşındadır. Becerikli sanatçı sanatını icra ederken yaşamdan zevk almayı da bilir. İki işi bir arada yapmayı çok sever. 1936 yılında bir ay içinde, aralarında başyapıtların da bulunduğu 23 tablo yapmıştır.

Sırlar ile dolu sanatın arka sokaklarında dolaşmak umarım siz sevgili okuyucularımı biraz olsun gündemin gerginliğinden uzaklaştırmıştır.

Sanatla nefes almanın dayanılmaz hafifliğiyle, yaşamla dansa devam…

Her şeyin olur da Sanat’ın magazin yanı olmaz mı?

*****

0 Reviews

Write a Review

Read Previous

5 OCAK 2019 P A Z A R “On Küçük Zenci” 

Read Next

Gelenekle gelen Dokusal Yüzeyler Cisterna’da

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: