Döne Döne Karacaoğlan

Döne Döne Karacaoğlan

M. Demirel Babacanoğlu Yazdı

Osmaniye-Düziçi’nden Farsaklı yazar Ali Ozanemre yazmış kıtabı (*).

O, “Karacoğlan” diyor, ben “Karacaoğlan” Alıntı yaparsam, dediği gibi yazarım…

Bir dörtlükle girmiş kitaba:

“Karacoğlan size bakar sevinir Sevinirken kalbi yanar göğünür Kımıldanır hep dertlerim devinir Yasınan sevincim yakışır dağlar”

Varsak/Farsak; ikisi de aynı anlama gelmektedir! Oğuzların, Üçokkları oluşturan Türkmen boylarından biridir. Karacoğlan’ın soyu Farsaklılardan gelmektedir.

13. yy’da Aradolu’ya gelmişler, Tarsus, Mersin… Toroslar yöresine yerleşmişler, Karamanlılar yanında yer almışlar. Osmanlılara kafa tutmuşlar.(s.25-26) Güçsüzlerden yana olmuşlar… Cem Sultan’ın yanında yer almışlar, yenilmişler.

Sonra Kayıbay ile Beyazıt’ın karşısına geçtiler Mersin’i aldılar, Mersin Beyliği kurdular. Bedelini ağır ödediler.

Osmanlı, Farsakları buradan Antalya, Aydın, Kırşehir, Maraş yörelerine sürdüler. Yerlerine Arapları getirip yerleştirdiler. Farsaklar parçalandılar, dağ aralarına kaldılar! (s.30-31)

Karacoğlan’ın doğduğu , öldüğü yer belli değil! Maraş, Cezel Yaylası, Nizip Keklice Yaylası, Çukuroava’da bir tepe; Mut Çukur Köyünde bir Tepe, Tarsus’ta Eshab-ı Kehf, Erzurum’da Oltu Petek Köyü, Ya da Yaşamal Yaylası, Hoğdu’da yaşamışlar… Burada ölmüş olduğu söylenmektedir! Gömütü de burada bulunmaktadır!

Halkın Karacoğlan’ı 17.yy’da yaşamıştır! Farsaklara gelince, uzun süre dağlarda yaşamışlar, sonra düze/ovaya inmişler, dün/bugün çoğunluğu Düziçi yöresinde yaşamaktadırlar. (s.33)

Araştırmalara bakılırsa Karacoğlan 16.yy’da yaşamıştır! Bu, halkın Karacoğlan’ı olamaz! Bizim Karacoğlan Büyük Karacoğlan’dır.

Aile adı: Sailoğlu.

Asıl adı: İsmail, Hasan

“Kozandağı’ndan neslimiz/ Arı Türkmendir aslımız/ Varsak’tır durak yerimiz/ Gurbette yâr eğler bizi” (s.34)

Baba adı: Kara İlyas (Kara Ali diyenler de var.) “Kara Ali doğru olabilir; çünkü hemen her verde, her evde bir “Kara Ali” vardır. Ama ‘kara İlyas yok’tur.

Karacoğlan’nın asıl adı Hasan ya da Halil olması güçlü. Rodlov’un (Rus araştımacı) dediği ad ‘Simayil’ olamaz. Doğduğu yer de Belgrad değildir.(s.35)

Ayrıca, yukarıda değindiğimiz sürgün olayında Osmanlı Sadrazamı Davut Paşa’nın Farsakları Tarsus, Mersin yöresine sürdüğü belirtilmektedir.

Ali Ozanemre

Farsaklar-Feke, Kozandağı, Düziçi Maraş, Toroslara çekilmiş yerleşmişler. Bu açıdan bakınca Karacoğlan’ın, Feke Göğceli, Haruniye’nin Nacar Farsağı Köyü’nde doğmuş olması güçlüdür.(s.37)

Düziçililerin Karacoğlan adından aldıkları “Karacalama” sözcüğü ozanın mahlası (Takma ad) olarak kullanılmaktadır.(s. 39)

Akşehirli Ahmet Hamdi Efendi’nin edindiği bilgiye göre, 24 yaşında köyünden ayrılan aşık, Zülgamoğlu Hüsam Beyin yanında altı yıl kalmış, ayrılmış, 19 yıl gurbet gezmiş Sailler adlı Köyü’ne dönmüş barınamamış, yeniden gurbete çıkmış. Tarsus’a gelmiş Berdan Çayı başında bir türkü söylemiş:

“Benden selam olsun Kozan iline/ Top kara zülüflü mayalarına/ Bizim ilde çakır doğan bulunmaz/ Yavru şahin konar kayalarına/…/ yaz gününün suyu böyle mi çağlar/ Eşinden ayrılan ah çeker ağlar/ Yeşermiş dereler sümbüllü bağlar/Dizilmiş taşların aralarına/…/ Karacoğlan der ki ben de ben olsam/ Güzeller üstüne serdar ben olsam/ Mevla izin verse bir top gül olsam/ Sokulsam zülfünün aralarına”(s. 45)

Bundan sonra da Ermenek yoluyla Karaman’a gider. Buradan da Niğde, Ankara, Kayseri, Sivas’a geçer. Maraş’a gider, Maraş’ın yeni Beyi, Ali Bey’le Taylan Yaylası’na gider uzun süre kalır.

“Seherde uğradım Bir Adil hana” türküsünü söyler. (S. 46). Maraş Cezel Yaylası’na gelir, 96 yaşında ölür. Vasiyeti üzerine ıssız bir pınar başına cansız bedeni gömülür, sazı pınarın başındaki ağaca asılır, çürüyene kadar kalır. (s. 47)

DüziçiFarsak Köyü’nden İspir Onbaşı (İspir Mehmet Koç) anlatıyor:

Günümüzden 600 yıl önce Orta Aya’dan göçle gelen Farsaklardan Hasanoğlu’nun 434 çadırı vardı. Önce Erzurum’a geldiler.

1453 yılıydı. İstanbul’u alan Fatih Sultan Mehmet, İran Şahı Uzun Hasan’a bildiri gönderdi; Van Gölü’nün batısına geçmeyeceksin; beni oraya getirtme, dedi. Uzun Hasan geleceğin varsa göreceğin de var yanıtını verdi.

Fatih kararlı bir biçimde; Uzun Hasan’a vaktine hazır olmasını bildirdi. Farsakların Beyi Hasanoğlu araya girdi, Uzun Hasan’la anlaştılar. Fatih Otlukbeline vardı. Savaş burada gerçekleşti. Uzun Hasan’ı yendi.

Farsakların Beyi Hasanoğlu’nu yakalattı. İstanbul’da zindana attırdı. İdam edilecek! Niye böyle davrandıklarını sordu Fatih: Hasanoğlu, biz mertiz, verdiğimiz sözü tutarız dedi. Mertlikte yardım, yakın komşuya yapılır. İkinize de karşı değilim.

Fatih ikna oldu. Hasanoğlu’nu azat etti. Sana Çukurova’yı vereyim, orada kal dedi. Hasanoğlu kabul etti, Kozan’a geldi. Sis, Kadirli, Hacin, Saimbeyli, Maraş-Hoğdu … yöresine yerleştiler. Hoğdu’yu yayla tuttular.(s. 53)

Obalar burası için kavga ettiler, güçlü olan olmayanı kovdu¸ buraya o yüzden “Koğdu” denildi. Zamanla ‘Koğdu’ adı Hoğdu’ya dönüştü. İspirler buraya yerleşti; ileri bir zamanda “Sailler” adını aldılar.

Ali Ozanemre – M.Demirel Babacanoğlu

Başka bir oba Haruniye-Gökçayır Köyü’ne yerleşti. Karacoğlan bu ailedendir. Kışın burada, yazın Hoğdu’da yaşadılar.

Karacoğlan’ın babasını Kozan Beyi yakalatıp askere aldı. Karacoğlan bebekti o zaman. Anası “Kara oğlum” diye severdi. Kara, karaca adı buradan geliyor. Bu ad sonradan “Karacoğlan”a dönüştü.

Karacoğlan’ın anası biriyle evlendi. Çocuğu Farsakların ağası İspir Ağa’ya evlatlık verdiler. Büyüyünce ağanın hizmetini gördü. Ağanın kızı Elif’e sordular karaca ile evlenir misin? Elif ben almam, kara kuru sakallı dedi. Karacoğlan şu türküyü söyledi. (s.53)

“İncecikten bir kar yağar/ Tozar Elif Elif diye / Deli gönül abdal olmuş/ Gezer Elif Elif diye/…

Elif’in uğru nakışlı/ Yavru balaban bakışlı/ Yayla çiçeği kokuşlu/ Kokar Elif Elif diye/…

Elif kaşlarını çatar/ Gamzesi sineme batar/ Ak elleri kalem tutar/ Yazar Elif Elif diye/…

Evlerinin önü çardak/ Elif’in elinde bardak/ Sanki yeşil başlı ördek/ Yüzer Elif Elif diye/…

Karacoğlan eğmelerin/ Gönül sevmez değmelerin/ İliklemiş düğmelerin/ Çözer Elif Elif diye”

Mevsim kış, Hoğdu’ya, kar yağıyor. Elif’i düşündü! Aşık oldu, gördüğü kıza, geline yakım yakmaya başladı. Yerinde duramaz oldu. Hoğdu, Çataoluk’tan Maraş’a geldi. Saz edindi, altı yıl kaldı; köyüne döndü…

Elif biriyle evlenmiş. Doğru İspir Ağa’nın yanına vardı. Köydeki kara kızı istemesini bildirdi. İstendi, verildi, düğün kuruldu. Bir türkü söyledi Karacoğlan.

“Bizim eve gelin geldi/ Gelin kolum kalkmaz oldu/ Gelinin nazlı bakışı/ Yüreğimden çıkmaz oldu/…” (s. 62)

Hoğdu’ya yöneldi. Kümeler konumunda gelenler vardı. Sabun Çayı’nı geçemiyorlardı. Karacoğlan birine soyun öyle geçersin dedi. Geçtiler. Buradan Dumanlı’ya vardı. Pınara gelen kızı gördü. Ona şu dörtlüğü söyledi.

Bir edik giymiş de koncu kısarak/…/ Gelir ayağının ucun basarak/…/ Anası tülü de kızı beserek/…/ Emirlerden bir kız indi pınara/…” (s. 72)

Bulanık (Bahçe)’ye geldi. Yine pınar, yine koşma; Kömürler, Kırıkhan, Belen, İskendurun, Kadirli, bir koşma da burada söyledi, Çukurköprü’ye gitti, orada da bir ağaya dutma durdu; değirmene gönderdiler, buğdayı üğüttü dönüyordu, ormanda gelinler kızlar vardı, bir kız ona emmi dedi.. Karacoğlan şu şiiri söyledi.

Değirmenden geldim beygirim yüklü/…/ Şu kızı görenin del olur aklı/ Yirmi yaşlarında kırk beş belikli/…/ Bir kız bana emmi dedi neyleyim/…

Birem birem toplayayım odunu/ Soram dedim soramadım adını/Elbistan yanaklı Türkmen kadını/ Bir kız bana emmi dedi neyleyim/…

Bizim ilde üzüm olur al’ç olur/ Sızlaşır bozkurtlar aç olur/ Bir yiğide emmi demek güç olur/ Bir kız bana emmi dedi neyleyim/…

Karacoğlan der ki n’olup n’olayım/ Akan sularınan ben de geleyim/ Sakal seni makkabınan yolayım/ Bir kız bana emmi dedi neyleyim” (s. 80)

Çukur Köprü’de ağanın eşi Karacoğlan’a gönlünü kaptırır. Karacoğlan’dan yüz bulamayınca üstünü başını yırtar, Karacoğlan bana saldırdı der. Ağa çok kızar, aşığı asma kararı alır. İpe çeker, ip üç kez kırılır. Bu arada olan karışıklıktan yararlanan aşık Van’a kaçar. Buradan Bayburt, Erzurum, Mersin’e döner. Başına toplanırlar, aman canım bir kara çocukmuş derler. Şu şiiri okur:

“Bana kara diyen güzel/ Kaşların kara değil mi/ İbrim ibrim beliklerin/ Saçların kara değil mi/…

Hintten Yemenden çekilir/ Varır Bağdat’a dökülür/ Türlü mancaya ekilir/ Biber de kara değil mi/…

Gölde yayılan kuğunun/ Kanadı beyaz çoğunun/ Çöldeki Arap Beyinin/ Çadırı kara değil mi/…

Yüce dağlarda gezerler/ derin göllerde yüzerler/ Beyaz kağıda yazarlar/ Mürekkep de kara değil mi/…

Karacoğlan der vallahi/ Candan severim Allah’ı/ Kabe’deki Beytullah’ın/ Örtüsü de kara değil mi” (s. 84-85)

Köyüne döner… Mustafa adında yaşlı bir adam (120 yaşında) doğumdan ölüme kadar olan zamanı bir türküyle anlatır mısın? Der. Anlattı, söyledi, öldü, sazı, mezarı başındaki meşenin dalına asıldı. Mezar, Maraş’ın 60 km. batısında Hoğdu Yaylası’ndadır.

“Ak mürekkep idim kızıl kan oldum/ Anamın rahmine indirdin felek/ Yedi derya derler ummana daldım/ Bir kapısız hana kondurdun felek/…

Anamdan doğdum da dünyaya geldim/ Tuzlu tuzlu çaputlara belendim/ Bir zamanda beşiklerde eğlendim/ Anamın sütünü emdirdin felek/…

Beş yaşımda gidemedim işime/ On yaşımda gezdim kendi başıma/ Onbeşimde sevda düştü peşime/ Bir nice sevdaya yeldirdin felek/…

On beşimde yiğirmiye yol odu/ Otuzunda çevre yanım sel oldu/ Kırk yaşadım aklım başıma geldi/ Hayrımı şerrimi bildirdin felek/…

Elliye varınca yarıyı geçti/ Altmışa varınca yokuşa düştü/ Yetmişe varınca tebdilim şaştı/ Mertebe mertebe indirdin felek/…

Seksenimde beratcığım yazıldı/ Doksasanımda azalarım çözüldü/ Yüz yaşadım kuzudişim dizildi/ Bir sabi çocuğa döndürdün felek/…

Diyor Karacoğlan beni yandırdın/ Verdin ecel şerbetini kandırdın/ Azrail diyorlar melek gönderdin/ Hiç de doğmamışa döndürdün felek” (s. 86-87)

(Not: Bu şiir Nüzhet EgünKaracaoğlan kitabında böyle değil… “Hakkın kandilinde gizili sır idim” diye başlar.)

Karacoğlan, cinsellikle ilgili sözleri hiçbir kimseyi rahatsız etmeyecek biçimde kullanmıştır. Meme için “tomurcuk” nitelemesiyle eğretileme yapar, öyle kullanır. Bana kara diyen dilber diye başlayan şiirde,

“en sevgili makbul yerin/ saçların da kara değil mi der.(s. 92)

Hiç kimseye kızmaz, “Allah kahretsin” demez. Hiç kimseyi aşağılamaz, kötülemez… Kargış edecekse çokça, “sen de olasın benim gibi; ayrılasın yareninden eşinden” der.(s. 95)

Sanat içeriği, değeri bulunmayan, bilinmeyen sözleri kullanmaz. Onun cinsellik konusunu, İlhan Başgöz Karacaoğlan kitabından okuyabilirsiniz!

O toplumun malı olmuştur, toplumun öz bireyi, öz çocuğudur. Yaşamı Doğay verileriyle örtüşmektedir!

Güzelliğin, estet yönüyle, her türüyle ilgilenmiştir.

Güzeli şöyle betimler:

Uzun boylu, ince belli, ak bilekli, ak göğüslü, ak gerdanlı, gerdanı benli, gözleri sürmeli, kara gözlü, mor zülüflü, edalı, huyu güzel, kendi güzel, iyilik yapmaktan kaçınmaz, ilgiye karşılık verir, dili tatlı, giyimli kuşamlı, genç kız, özellikle gelinler…güzeldir. (s. 101)

“Sevdiğim sende ki kırmızı elma(ya), acep bir el vursam berelenir mi?” diye sorar.

Öyle ki hoyrat değil, Sevgiliyi incitmekten korkar!

Zaman olur kız gelini, gelin kızı kıskanır. Karacoğlan’ı paylaşamazlar, atışırlar.

Sabahtan uğradım kıza/ Boyu selvi dala benzer/Yanında bir gelin vardı/ Al yanağı bala benzer/…

Gelin hurilerden huri/ kız da meleklerden biri/Gelin al çimenli koru/ Kız tomurcuk güle benzer/…

Kız görmemiş daha gerdek/ Gelin yeşil başlı ördek/ Geliyor elinde bardak/ Kız turnada tele benzer/…

Gelin güler için için/ Kız geline bulur suçun/ Gelin örselenmiş saçın/ Kızın saçı tele benzer/…

Gelinin beliği deste/ Kız eyledi beni hasta/ Gelin şeker şerbet tasta/ Kız petekte bala benzer/…

Dedim gelin aktır yüzün/ Hiç menendi yoktur kızın/ Karacoğlan ikinizin/ Kapısında kula benzer” (s. 106)

Karacoğlan, gelinden çok kıza düşkündür. Ellenmiş de belenmiş olanı istemez. Karagözlü, kömür, ela gözlü olanları benimser. Onlar için şu koşmayı söyler.

“Sevda sevda derler be hey yarenler/ Görmeyene bir acayip hâl olur/Varıp bir kız on yaşına değince/ Açılmadık bir tomurcuk ğül olur/…

On birinde mah yüzüne bakılır/ On üçünde ak gül olur açılır/ On dördünde her bir yeri bal olur/…

On beşinde sevda düşer başına/ On altıda yadlar girer düşüne/ On yedide gezer kendi başına/ Çok salınır zülüfleri tel olur/…

On sekizde gayet yüksekten uçar/ On dokuzda gözlerinden kan saçar/ Yirmisinde sevdiğinden vaz geçer/ Son deminde bir kötüye kul olur/…

Karacoğlan der ki kaşları kara/Yüreğime vurdu hançesiz yara/ Çok varıp gelinmez olmaz her yere/ Ya muhabbet kalkar ya bir hâl olur” (s. 112-113)

Kızlar olsun, gelinler olsun, onların “Ela, kara” gözleriyle ilgilenir. 44 şiirinde ela göz geçer.(s. 114)

Yarin göğsü de oldukça ilgilendirir onu. Ona göre gelin kız “göğüs/meme”dir. Bir şiirinde şöyle der;

“Kaşları benziyor eğri kaleme/ El bağlayıp divan duram selama/ Bilmem ay mı doğdu gün mü âleme/ Yoksa yarim düğmelerin çözdü mü” (s. 118)

Yâri her şeyden sakınır. Bir başkasıyla yakın oldu diye şöyle der:

“Bir gece koynunda mihman olmadım/ Şimdi el değmedik yerin kalmamış” (s. 122)

Ne kötü ne kötü! Cumhuriyet yönetimine gelinceye kadar ozanlar/aşıklar sanatçıdan sayılmamış, ürünleri de “herzegü” (saçma) sayılmış. Aşığın kullandığı dile bakılırsa 17.yy halk diliyle karşılaşırız. (s. 162) Şiirlerinden anlıyoruz 16.yy’da yaşadığını. (s.163)

Uzun yıllar yaşamış, İstanbul’a gitmiş, 17.yy’da tutsak alınmış, saraya satılmış, Ali adını almış; şiirlerini Lehli Albert Bobovski bestelemiş! Mecmuai Sazı Sözünde iki şiiri yer alıyor.

Asıl adının Hasan olduğu söylenebilir.

“Karacoğlan asıl adım/ Güzellerde kaldı tadım/ Soldu gülüm kurudu suyum/ Gönül çağlar şimden geri” (s. 164)

Halk edebiyatında, ders kitaplarında aşık kitaplarında, halkın, şairlerin, yazarların, aşıkların dilinde… yer almış, okutulmakta, okunmaktadır…

Kesin olmamakla birlikte 1579 yılında doğduğu, 1675’te yılında öldüğü söylenebilir!(s. 170)

Şiir tekniğini bilen ustadır. Semai, varsağı, türkü, koşma türünde yapıtlar şiirler yazmıştır. Türkülerini ünlü sanatçılar Ruhi Su, Neşet Ertaş, Zülfü Livaneli, Musa Eroğlu, Durmuş Ali Özkale (…) söylemektedir.

Karacoğlan bizden (halktan) biridir.

Karacoğlan’ın gezmediği, görmediği yer yok! Kızlarla, gelinlerle buluşur aşk yaşar. Kimi olaylar gelir başına kaçar Kayseri’ye gelir, oradan köyüne döner. Hacıağarın çobanı olur. Hacıağa Karacoğlan’ın mallarına el koyar, alır. Borçlandırır Karacoğlan‘ı, o da mallarını geri almak için para kazanmaya, gurbete çıkar. Saz çalmayı öğrenir, memleketine uğrar. Koç Bey’in konağıda kalır. Zamanı gelir gitmek ister… Ama beyin nişanlı kızı Karacoğlan’a aşık olur. Karacoğlan da onu sevmektedir. Beyin bundan haberi olur. Bey, Karacoğlan’ı zindana attırır. Sonra beş yüz altın ister, zindandan çıkarır. Para kazanmak için yeniden yollara düşer… Kız onu beklemez başka biriyle kaçar. Karacoğlan çok üzülür…

Ona ilgisiz kalamaz şair yazarlar. Şemsi Belli de bunlardan biridir. Şöyle seslenir.(s. 194)

“Bir çiçek açıldı Balözün’de/ Lale midir sümbül müdür gül müdür/ Efil efil eden yârin yüzünde/ Zülüf müdür perçem midir tel midir/…” (s. 201)

Yazar, her koşmanın üzerinde uzun uzun duruyor, açıklıyor, sözcüklerini günümüz Farsak Türkçesine çeviriyor. Özetle geçiyorum.

“Ela gözlerini sevdiğim dilber/ Beni del etmeye meramın nedir/ Ben kendi kendimle yanıp ağlarken/ Yeni dert katmaya meramın nedir/…

Selam verip selamını alırken/ Tatlı canım ben yoluna verirken/ Sen altınsın ben kıymetin bilirken/ Yâd’a bozdurmaya meramın nedir/…

Ben de çok gezerim ili cihanı/ Güzeller söylemez asla yalanı/ Eline almışsın divit kalemi/ Kusurum yazmaya meramın nedir/…

Karacoğlan der ki ben de ne deyim/ Gayette güzelsin nasıl sevmeyim/ Güzeller içinde medhin eyleyim/ El ile gezmeye meramın nedir” (s. 211)

Karacoğlan sorulu koşmalarında aklına geleni sorar sevgiliye. Sitem ettiği de olur. İlgili dörtlükler şöyle:

“Ela gözlerini sevdiğim dilber/ Yâr senin ahdına durmaz mı sandın/ Hatırın hoş olsun birin bin olsun/ Senden âlasını bulmaz mı sandın/…

Doğru gelenlere doğru varayım/ Halden anlayana kurban olayım/ Sen birin bulmuşsun ben de bulayım/ Güzeller güzelin bulmaz mı sandın/…

Yavrunun yaylası sulaklı otlu/ Söyle kömür gözlüm dilleri tatlı/ Bir yanı ekinli bir yanı otlu/ Şu dünyada murat almaz mı sandın/…

Yavrunun gözleri benzer şahana/ İsmi cismi gelmemiştir cihana/ Uykuyu gözüne etmiş bahane/ Tek yatana sabah olmaz mı sandın/…

Karacoğlan der ki böyle solmasın/ Arada engeller murat almasın/ Sana senden olmuş benden olmasın/ Herkes ettiğini bulmaz mı sandın” (s. 231…234)

Karacoğlan yaşamı, yaşantıyı sever, hiç kimsenin incinmesini istemez. Güzele, gönülü bağlıdır, güzeller üstüne söyler yazar:

“Âlemde güzeller padişah olsa/ Ona hizmet eden kul incinir mi/ Alçak uçan taştan taşa dokunur/ Dalgası çok olan sel incinir mi/…

Şunda güzel olan sultan sayılır/ Fidan gibi sevdiğine sarılır/ Allı morlu türlü libas giyinir/ Yeşilin üstüne al incinir mi/…

Zay edipte akılcığım alınca/ Muhabbet de iki başlı olunca/ Hasret bitip vakit saat gelince/ Sarılıp yatmaya kol incinir mi/…

Karacoğlan bir ah çeker derinden/ Ciğer kebap oldu yandı korundan/ Mor belikli siyah saçın ardından/ Boynuna dolanan kol incinir mi” (s. 240…)

Yârin duruşu, devinişleri, çelişkileri onu etkiler. Yazar.

“Gam kasavet kalkmaz oldu başımdan/ Şad olup da gülmedim nedendir/ Gece gündüz yalvarırım Mevla’ya/ Dileklerim kabul olmaz nedendir/…

Karşımızda karlı dağlar bağ olur/ İyi günde yâran ahbap çok olur/ Dar günümde dost bulunmaz nedendir/…

Şu gezdiğim Urum mudur Şam mıdır/ Başımdaki kasvet midir gam mıdır/ Kime iyilik etsem sonu kem midir/ Bir gün olsun selam salmaz nedendir/…

Karacoğlan der ki belalı başım/ Akıttım didemden kan ile yaşım/ Gurbete çıkanda yamandır işim/ Bu ömre kahretsem olmaz nedendir” (s. 251…)

Kimi zaman güzeli ayrımsamayabilirsin! Böyle bir güzeli görünce şaşırmış gibi “Güzel ne güzel olmuşsun” diyor, ben görmediğim zamanlarda iyice güzelleşmişsin!.. Soralım bakalım?

(s. 292’de, bu konuda şöyle yazıyor.

“Güzel ne güzel olmuşsun/ Görülmeyi görülmeyi/ Siyah zülfün halkalanmış/ Örülmeyi örülmeyi/…

Bahçende gülün güllenmiş/ Şeyda bülbülün dillenmiş/ Koynunda memen kirlenmiş/ Emilmeyi emilmeyi/…

Mendilim yudum arıttım/ Gülün dalında kuruttum/ Adın ne idi unuttum/ Sorulmayı sorulmayı/…

Seğirttim ardın yettim/ Eğildim yüzünden öptüm/ İsmin bilirdim unuttum/ Çağırmayı çağırmayı/…

Benim yârim bana küsmüş/ Zülfünü gerdana dökmüş/ Muhabbeti benden kesmiş/ Sevilmeyi sevilmeyi/…

Çağır Karacoğlan çağır/ Taş düştüğü yerde ağır/ Yiğit sevdiğinden soğur/ Sarılmayı sarılmayı”

Sevgiliyi uyarıyor, sitem ediyor, hem de kendini eleştiriyor; niye görmedim böyle bir güzeli diyor sanki!…

“Ak kollarını sala sala yürüyen/ Nasıl getireyim seni ele ben/ Ben şahin olsam da sen bir balaban/ Alsam cırnağıma çıksam yola ben/…

Elinizde yok mu idi kadılar/ Ak ellerin altın tasta yudular/ Seni bana güvel ördek dediler/ Onun için dolanırım göle ben/…

Yüklettim yedeğim deste katarım/ Yüküm kumaş ben alana satarım/ İki bülbül bir kafeste öterim/ Konmaz mıyım yeni açmış güle ben/…

Hemene de Karacoğlan hemene/ Canlı kervan indirmişim Yemen’e/ Sevdim ise ben yârimi kime ne/ N’ettim ola şu koğlaşan ele ben”(s.365)

Bir şey etmene, demene gerek yok! Kıskanırlar, çatır çatır koğlaşırlar; aldırma… Karacoğlan. Bununla yetinir mi, yetinmez. Gönüle takılır, her güzele söyler… Bakalım bu kez ne söyler:

“Ağlayı ağlayı düştüm yollara/ Karışayım boz bulanık sellere/ Adı sanı duyulmadık ellere/ Gitmeyince gönül yârdan ayrılmaz/…

Ahtım kaldı şu gelinin ahtında/ Deremedim güllerini vaktinde/ Karanlık gecede kolum altında/ Yatmayınca gönül yardan ayrılmaz/…

Gözüm kaldı şu kaplanın postunda/ Azrail de can almanın kastında/ Döne döne teşerini üstünde yatmayınca/ Gönül yârdan ayrılmaz”(s. 370)

Öldükten sonra da gönül yârdan ayrılacak mı acaba? Horozlar için demezler mi, ölür gider gözü çöplükte kalır…

Ölümle yaşam arasında bir belirleme yapılacaksa… şöyle diyor Karacoğlan;

“Neyleyim şu dünyanın ziynetin/ Akibet ölüm olduktan sonra/ İstemem bahçemde bülbüller ötsün/ Benim gonca gülüm solduktan sonra/…

Bir selamın gelmez dilin dişinden/ Duramıyom hayalinden düşünden/ Güzelliğin soyka kalsın başından/ Ben ölüp ellere kaldıktan sonra/…

Çözeydim düğmeleri döşünden/ Öpeyidim gözlerinden kaşından/ Güzelliğin soyka kalsın başından/ ben inli boranlı olduktan sonra/…

Yalanmış dünyanın ötesi yalan/ Felektir muradım elimden alan/ Mısır’a sultan olsam istemem kalan/ Dost ağlayıp düşman güldükten sonra/…

Karacoğlan söyler sözün doğrusu/ Başına sokunmuş çelenk eğrisi/ Gözleri sürmeli ceylan yavrusu/ Ağlayı ağlayı solduktan sonra” (s. 373…)

Karacoğlan’ın sevdiklerinden biri de Elif’tir. Elif, bir kısa çizgiyle anlamlandırılır. Sevgi, tanrı anlamına gelir… Ona yakılan türküde, şöyle der:

“İncecikten bir kar yağar/ Tozar Elif Elif diye/ Deli gönül abdal olmuş/ Gezer Elif Elif diye/…

Elif’in uğru nakışlı/ Yavru balaban bakışlı/ Yayla çiçeği kokuşlu/ Kokar Elif Elif diye

Elif kaşlarını çatar/ Gamzesi sineme batar/ Ak elleri kalem tutar/ Yazar Elif Elif deyi/…

Evlerinin önü çardak/ Elif’in elinde bardak/ Sanki yeşil başlı ördek/ Yüzer Elif Elif diye/…

Karacoğlan eğmelerin/ Gönül sevmez değmelerin/ İliklemiş düğmelerin/ Çözer Elif Elif diye”(s. 384)

(İncecik -Maraş’ta bir köy adı imiş.)

Güzellik konusunda çok şey yazılıp söylenmektedir. Somut değildir, soyut, değişkendir güzellik. Şöyle anlatılmaktadır:

“Ela gözlerini sevdiğim dilber/ Ben güzel görmedim senden ziyade/ Huri melek misin gökten mi indin/ Ben melek görmedim senden ziyade/…

Merhamet eyle de beni karıma/ Beni görüp mah yüzünü bürüme/ Çıkıp yad elerle gezip yürüme/ Seni seven yoktur benden ziyade/…

Selam verir selamını alırım/ El bağlarım divanına dururum/ Âkibeti yâr yoluna ölürüm/ Armağanım yoktur candan ziyade/…

Karacoğlan der ki sözüm iline/ Bir canım var feda olsun yoluna/ Daha ne istersin candan ziyade” (s. 392…)

Karacoğlan yalnızlıktan sıkılmış olmalı ki, sevgiliye gel diyor. İnsan bu, elbet sıkılacak!

“Bağlandı yollarım kaldım çaresiz/ Gayrı dünya bana daraldı gel/ Derildi dertlerim artsız arasız/ Üst üste dizildi sıralandı gel/…

Yâri görseydim haftada ayda/ Sevip ayrılmaktan ne buldum fayda/ Azrail göğsümde canım hay hayda/ Ciğerimin başı yaralandı gel/…

Karacoğlan der ki başa yazıldı/ Gözüm yaşı Ceyhun oldu süzüldü/ Kefenim biçildi kabrim kazıldı/ Mezarımın üstü karalandı gel” (s. 414…”

Halk üretti Karacoğlan’ı, anonim oldu! Yaşayacak yaşatılacak.

Derim ki, Sevgili Okurlar bir de kitaplardan okuyunuz, Karacoğlan’ı bilgileriniz tazelensin.

Haziran 2024, Adana

—–

(*) Daha geniş bilgi için Döne Döne Karacoğlan, Ali Ozanemre, 659 sayfa, Alter Yayınları-2012, Ankara.

Not: Karacaoğlan dizisi son.

(Ayrıca bizim ora Karaisalı, Tarsus, Toros Türkmenleri Karacaoğlan gibidirler. Bir zamanlar Karacoğlan’dan türkü, bilmeyenlere kız bile vermezlerdi. Hastanın üstüne Karacaoılan okurlardı. Düğünlerde, derneklerde Karacooğlan çığırlardı. Hatta Karacaoğlan bizim oraya gelmiş, Yaramış Çeşmesinden, Murtlu Kuyu’dan su içmiş, dolaşmış gitmiş.(MDB)

****

Read Previous

24 Ocak  2026 Cumartesi Tiyatro Rehberi

Read Next

Yeni Yılda da ” Umut”…

Most Popular