Batı Karadeniz Gezisi Zonguldak – Amasra

Batı Karadeniz Gezisi

Zonguldak – Amasra

M. Demirel Babacanoğlu Yazdı

Akşam üzeri geldik Zonguldak’a. Yüreğim “Zonguldak Zonguldak” diye çarpıyordu. Kara trenler yürüdü, vapurlar işledi, insanlar ısındı kömürlerle…

Yerleştik Dedeman Oteli’ne. Akşam yemeğini yedik. Az sonra 124 nolu odaya yerleştik. Saat 03.30 sıralarında alarm çaldı. “Dikkat dikkat, bu bir yangın senaryosudur, falan yerde hemen toplanınız…” Alap çabucak giyindik, çıktık salona, bütün odalar boşalmıştı, falan yeri bilen yoktu! Bir yanlışlık oldu haberi geldi. Geri odalarımıza girdik…

Zaten zorla uyuyordum, yeniden uyumak zor oldu… Yedi sıralarında uyandığımda odam karanlıktı. Aydınlatıcı kartımı oda arkadaşım kendi kartı sanıp alıp gitmişti. Ne yapayım, telefon geldi aklıma, ışığından yararlandım.

Kahvaltı salonunda gördüm arkadaşımı. “Yahu kartımı almışsın” dedim, “Yooo benim kartım” dedi, çantasına baktı iki kart çıkınca “Kusura bakma” dedi, kartımı verdi.

Kahvaltılar açık büfe. Çok çeşitli, değişik yiyecekler var. İki yumurta, peynir, zeytin, bal, tereyağı, ekmek, çay aldım bir masada kahvaltımı yaptım.

Balkona çıktım. Karadeniz gözlerimin ucundaydı. Zonguldak’ı ne kadar görüyorsam o kadarını görüyordum. Sabahın güneşi altında sisli esmer bir havaydı gördüğüm.

Işık giriyor makineme, fotoğraf çekmekte zorlanıyorum. Lobiye indim . Kartı resepsiyona teslim ettim. Zonguldak’ı gezemeyecektik. Otobüslerimize bindik, pencereden Zonguldak’a baka baka çıktık. Yollar ağaçlı, çalılık… Akdeniz, iklimi de görülebiliyor burada.

Bartın‘ın içinden geçerek Amasra’ya geldik. Amasra deniz kıyısında; deniz çevrelemiş dört yanını. Tarihi eski uzak önceliklere dayanıyor. Her yeri kale, her yeri taş… Aralarında küçük şirin, ağaçlı, çiçekli evler… Marina’da balıkçı kayıkları bekliyor…

Fatih Sultan Mehmet Buraya gelmiş, o kadar sevmiş beğenmiş ki; lalasına, “Lala ben burayı savaşsız, kavgasız almak istiyorum, git söyle Cenevizli Kale komutanına, kalenin anahtarını versin.” Söylemiş, komutan iki bir etmeden vermiş anahtarı(!) Düşünüyorum, Padişahın veziri-sadrazamı yok muymuş da, lalasına buyurmuş bu işi?!

Daracık sokakları geziyoruz. Bazalt taşlardan yapılmış kale kalıntılarını görüyoruz. Şimdi de dar ve yokuş bir sokakta Fatih adını taşıyan cami yükseliyor, kiliseymiş burası, camiye çevirmiş Fatih; cuma namazlarını, bayram namazlarını burada kıldıran Fatih kılıcını çekip minberde hutbe okumuş. O günden beri de imamlar da aynı geleneği sürdürüyorlarmış.

Öğle saati gelmişti. “Çeşmi Cihan Balık Restoran”a girdik. Kişi başı balık kırk lira. Ben severek balık yiyemediğim için yoğurt yemeyi tercih ettim. Doğrusu ilk kez camız yoğurdu yiyordum. Tuğladan biraz küçükçe kalıp halindeydi. Kesip kesip yedim, çok lezzetli ve güzeldi. Haaa ederini söyleyeyim, 15 Tl.

Amasra’dan dönüşte Kastamonu’nun içinden geçiyoruz. Bir yarım saatçik mola veriliyor. Cumhuriyet Caddesiymiş burası. Ortasından Karaçomak Çayı geçiyor. Atatürk burada giymişti şapkayı. Karşıda dağ üstünde kalesi, gideyim dedim, gökkuşağı gibi gittikçe uzadı, verilen süre bitmek üzereydi döndüm. Derler ki, Kale komutanı Tekfur’un kızı güzel Moni, Türk kokutana aşık olmuş. Kale anahtarını teslim etmiş sevgilisine. Babası atmış Kale burcundan aşağı… “Kastın ney idi Moni’ye” diye bağırmış görenler?… Aşkının cezasını çekmiş Moni. “Kastamonu” adı kalmış buradan.

Bu güzel kentten de ayrıldık. Yolda polisler durdurdu bizi. Aferin polislere. Türkiye Emekliler Derneği üyeleri olduğumuzu öğrenince, çay ikram ettiler bize. Teşekkür edip yeniden koyulduk yola, sür Safranbolu’ya.

Yarın – Sinop ve Sabahattin Ali

*****

About M.Demirel Babacanoglu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.