Babalar Günü

Babalar Günü

M. Demirel Babacanoğlu Yazdı

ABD’de iki çocuk (Anna Jarvis, Smart Doodd) çıkıyor, birinin annesi ölmüş anneler gününü (1908) öneriyor, 1914’de kabul ediliyor; diğerinin babası ölmüş, babalar gününü öneriyor, 1910’da kutlanmaya başlanıyor; 1972’de resmiyet kazanıyor. Bizde analar günü 1955’te, babalar günü 1980’de kabul ediliyor; kutlanmaya başlanıyor.

Benim üzerinde durduğum nokta şu: Neden analarla babaları ayırmışlar????? Ana olmadan baba, baba olmadan ana olunur mu? Bu gerçekten yola çıkarak diyorum ki; analar babalar günü birleştirmeli, o gün kutlanmalı.

Sayın yetkililerden bu önerimi benimsemelerini diliyorum.

Herkesin bir anası, bir babası var. Ne leylek getirdi, ne ocaktan tutuldu, ne dereden? Taş deliğinden de gelmediler… Anayı, babayı ayırıp kutlamanın anlamı var mı? Neden böyle oluyor? Kadına şiddetin belki de bir nedeni bu! Ana/baba günü olmalı bir gün; ana baba çocuklar ailecek kutlamalı bugünü… Ailede barış, toplumda barış böyle pekişeceğini düşünüyorum…

İzninizle, babamdan söz edeceğim. Çünkü bir yazar en iyi bildiği şeyleri yazar. Ben de babamı yazacağım.

Babamın dedesi Hacı Yusuf, babası Babaca Mehmet, anası Hürü. Babam, Babaca Mehmet, Hürü’den olmuş. Dedesinin adını vermişler ona. Kundaktayken, babasını alıp götürmüşler Irak cephesine… şehit olmuş. Sıbyan Mektebini (İlkokul) bitirdiği yıllarda da annesini kaybetmiş. İki kız kardeşle kalmışlar evde yalnız. Halalarının yanına sığınmışlar ama, işte öyle! Yetişkin olunca iki kız kardeş, kaçarak evlenmişler…

Babam ağaların davarını gütmüş, tutmacılığını yapmış.

Babam Atatürk devrimlerine bağlıydı. Yeni yazı çıkınca hemen öğrenmişti. Eski yazıya baş vurmaz, yeni yazı yazmada özen gösterirdi. Askerde yazıcı onbaşıydı. Barışçıydı Yakışıklıydı. Sesi de çok güzel, düğünlerde, halaylarda söylerdi… “Yeşil kurbağalar, Alıcı kuşlar, Makber, Keklik…” Geçmişi aklına geldiğinde ağlardı. “Keklik gibi kanadımı süzmedim/ Murat alıp doya doya gezmedim/ Bu kara yazıyı kendim yazmadım/ Alnıma yazılmış bu kara yazı/ Kader böyle imiş Ağlarım bazı/ Gönül ey sebebim ey…” ezgisini söylerdi, ağlardı. Biz bilmezdik neden ağladığını, sonradan, çok sonradan öğrendim…

Dedemden kalma bir parça tarlası vardı. Ekini, buğdayı, samanı oradan gelirdi. Anam buğdaya çok önem verirdi, bir danesini bile zayi etmezdi. Kazandığı parayla, kendine, paçası, uçkur bağı, cep ağzı örmeli, kahverenk kumaştan şalvar, aynı renk kumaştan ceket, gıcırdaklı bordo kundura giyerdi. Berberlik öğrenmişti askerde, Durak İstasyonu’nda berber dükkanı vardı; ben de çırağı kalfası olmuştum.

Kendisine aşık olan kızlardan istetmiş, babaları vermemiş. Sonra anamı istetmiş. Anamın babası Çanakkale’de şehit olmuş. Nenem, “O keleş (yakışıklı) oğlan bizim kızı mı istiyor” demiş. “Heyedemişler,verirsen alacak.” O da; “Verdim gittidemiş. Düğün dernek kuracak paraları yok. Kaçarak evlenmişler. On bir çocukları olmuş, yedisini toprağa vermişler. Anam gizli gizli ağlardı, ağıt düzerdi.

Anamın babası Gök Mehmet, Anası Fatma, dedem Çanakkale’de şehit olunca iki kız kardeş kalmışlar. Nenem Emin adında bir beyle evlenmiş. Emin dedem sahip çıkmış onlara, hiç incitmemiş evlatlıklarını.

Genç yaşta (57) babamı yitirdik. Çok sonra da anamı, teyzemi yitirdik.

Saygıyla, sevgiyle, içim yanarak anıyorum.

Kutlu olsun analar/babalar günü. Çok kutlu, çok mutlu olsun.

19 Haziran 2022, Çamlıyayla

*****

Read Previous

Babalarla, Unutulmaz Anılar

Read Next

Holly Jackson & İyi Bir Kızın Cinayet Rehberi

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: