Babamın Aşkı (Öykü)

Babamın Aşkı (Öykü)

M. Demirel Babacanoğlu Yazdı

-Babalar gününe ithaf ediyorum… Babalar gününüz kutlu olsun.

Babam, Irak Cephesinde yitirmiş babasını. İlkokul dördüncü sınıftayken de annesini yitirmiş. İki bacı kalmışlar evde…

Öksüz, yetim olarak büyümüş babam. Ağaların, davarını, sığırını gütmüş, çiftini çubuğunu sürmüş…

Bakanı yok, edeni yok. Yalnız bir çocuk. Bacıları da kaçmış, iyice yalnızlaşmış.

Halası kollamış biraz.

Ağanın birinin dutması olmuş.

Çifte giderken, bir kap pilav, dört beş ekmek sararmış peştamala ağanın karısı… Doğru tarlaya, çift sürmeye…

Öyle açmış ki babam tarlaya varmadan kaptaki pilavı, peştamaldaki ekmeği yer bitirirmiş.

Tarlaya varınca, öküzleri koşarmış sabana, pulluğa, “Ho ha, ho ha” diye akşama kadar hiç durmadan çift sürermiş. Akşam karanlığı basınca, öküzleri önüne katar eve gelirmiş. Durma, dinlenme yok. Kör Kuyu’ya götürürmüş öküzleri sulamaya.

Kör Kuyu’nun suyu acı. Ama ne yapacaksın, başka su yok köyde.

Öküzleriyle kardeş gibiymiş babam. Severmiş babam, onları, gözlerinden öpermiş. Ne derse yaparmış öküzler. “Haydi ahıra yavrum” deyince, ahıra girermiş. “Haydi yavrum tarlaya” deyince tarlaya giderlermiş. “Haydi yavrum eve” deyince, eve dönerlermiş.

Akşam olmuş, çifti paydos etmişler, evin önüne gelmişler. Öküzler ahıra girmiş. Yemliklerine saman yem dökmüş babam, yemişler. Sonra da rahata geçip geviş getirmeye başlamışlar…

Artık yatma zamanı gelmiş. Öküzler yatmışlar, uyumaya başlamışlar. Babam da ahırda kendine ayrılan yerde yatarmış. Öküz damı kışları sıcacık olurmuş; üşümezlermiş hiç biri… Evin altı ahır olanlar, soba yakmadan geçirirler kışı.

Ağa, hiç durdurmazmış babamı. Hep çalış, hep çalış dermiş. Bir dakikacık bile dinlenmesini istemezmiş! Eve su getir, odun getir. Ahırı süpür, evin önünü temizle… Şu emaneti götür komşuya. Ocağı yak, ateşi harla. Öküzleri sula, yemine bak. tımar et. İnekleri sür hergeleye. Danaları güt…

Elinden gelse uykuda bile çalıştıracakmış babamı…

Böyle böyle geçmiş babamın ilk gençliği.

Sarışın, mavi gözlü yakışıklı, iyi giyimli, kundurası gıcırdaklı, mintanı mongol, şalvarı sırmalı bir delikanlı olmuş ki sormayın gitsin… Bir bakan bir daha bakıyor!

Yürüdükçe gıcırdıyor kundurası, parlıyor şalvarı. Mavi gözleri görüyor kızları… Mıknatıs gibi çekiyor yanına, sevişip oynaşıyorlar…

Sesi güzel. Türküler söylüyor düğünlerde, dağlarda, bağlarda… Halay çekiyor, güreşiyor… Parlıyor yıldız gibi. Dönüp dönüp bakıyor kızlar! Aşık oluyor … Bir değil, üç beş kız birden…

Köyün kızlarından Şenlik, bir içim su, çok güzel. Esmer buğday benizli, al dudaklı, elma yanaklı, çatık kara kaşlı, iğne kirpikli… Turunç göğüslü. Pullu yazmalı. Parlak şalvarlı. İşveli, nazlı yürüyüşlü. Yuvarlak kalçalı. Gel gel bakışlı… Gençler hep onun peşinde. O da babamın peşinde. Anlaşmışlar bir gün kaçacaklar.

O gün babam halasının yanında, kıpır kıpır yerinde duramıyor… Bir şeylerin olacağını seziyor halası. Irmıyor gözünden. Sanki “cendirme.”

“Noluyor ülen sana? Otur şuraya. Yerinde duramıyon. Kaçacak kız gibi bir o yana, bir bu yana gidip geliyon?… Bir hinlik var bunda.”

“Yok bişey hala!”

“Var var. Sende bugün bir hal var…”

“Yok yok!”

“Ülen çocuk beni kandırma! Bak sonra iyi olmaz.

“Yok hala yok!”

“Yoksa otur şuraya oğlum; gözümün önünde dur, ırama bir yere…”

“Tamam!”

Babam oturuyor halasının dizinin dibine. Mayıl mayıl bakıyor yüzüne. Çok seviyor halasını, sözünden çıkamıyor. Lafının üstüne laf koyamıyor.

Şenlik, titreye, korka, sözleştikleri yere geliyor, bohçasını koyuyor ağacın dalına, oturuyor dibine, görünmez oluyor tortop, bekliyor babamı… Ha geldi, ha gelecek… Sabah oluyor. Sevgili yok…

Ne desin sevgili Şenlik?

Karacaoğlan’ın türküsü geliyor aklına.

“İlk akşamdan vardım kavil yerine/ Öne gördüm kömür gözlüm gelmedi/ Bilmem gaflet bastı yattı uyudu/ Bilmem o yâr bize küstü gelmedi”

Olmuyor, olmuyor; kaçamıyorlar… İki sevgili de üzüntüden bir hal oluyorlar…

Muradına nail olamıyor babamla Şenlik.

Birkaç yıl da böyle geçiyor…

Nerdeyse gidiyor evlenme vakti!

O sevgiliye, bu sevgiliye dünür gönderiyor babam, vermiyor kız babaları…

Kaçmayla olmuyor, dünürle olmuyor! Ne olacak bu iş?

Bu kez denemek için öylesine bir kıza dünür gönderiyor babam.

Kız istemiyor babamı.

“Cü diyecek tavuğu yok, ho diyecek öküzü yok” diyor.

Ne yapsın zavallı babam? Önüne düşecek, evlendirecek, ev bark sahibi yapacak kimsesi yok. Bacıları kaçmış. Ne beyleri, ne kendileri karışıyor!

Ora düşün, bura düşün! Boşa koyuyor dolmuyor, doluya koyuyor almıyor. Birkaç yıl daha geçse… yollar kapanıp gidecek… evlilik düşecek suya!

Sonunda anam geliyor aklına…

Dünür gönderiyor.

Nenem sevincinden yerinde duramıyor…

“O keleş oğlun bizim kızı mı istiyor” diyor.

“Heye” diyor dünürcüler, “verirsen alacak!”

Nenem ikiletmeden lafı;

“Verdim gitti” diyor.

Birkaç yıl geçiyor, düğün yapacak ama, parası yok.

Teyzem çözüyor işi:

“Kaç kız, o nasıl alacak seni, parası yok, pulu yok; nerden düğün yapacak o oğlan?”

Anam;

“He valla…” diyor.

Kaçarak evleniyorlar. 18.06.2020, Çamlıyayla

*

Read Previous

Dibeklihan’da Sosyal Mesafe Kurallarında Sergi

Read Next

19 Haziran 2020 Cuma Günün Sergileri

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: