Babacanoğlu’ndan Bir Öykü; Traktörün Gürültüsü

Babacanoğlu’ndan Bir Öykü;

Traktörün Gürültüsü

M. Demirel Babacanoğlu Yazdı

İkindi üstüydü. Eylül sıcağı tepemizde duruyordu. Sıcaktan korunmak için başımıza ıslak mendil koyuyorduk. Yine de sıcak yakıyordu. Yüzlerimiz kavrulmuştu. Sırılsıklam olmuştuk. Terler bedenimizden aşağı doğru akıyordu. İki de bir su içiyor, mendilimizi ıslatıyorduk.

Önlerimizde sepetlerimiz vardı. Kiminin de önünde peştamal bağlıydı. Topladığımız pamukları sepete, peştamala atıyorduk. Dolunca da götürüp telis hararlara dolduruyorduk. Sonra da, Durak İstasyonu’nda bulunan iki çırçır fabrikasından birine götürüp, çektirip, satıyorduk.

Tarlamız, köyün arkasında engebeli topraklar üzerindeydi. Yan yatmış, kıvrılmış bir insan gibi duruyordu. Başı, boğazı, beli, kalçaları, bacakları, ayakları vardı. Kalçaları üzerinde bir armut ağacı ile bir nar ağacı yer almıştı. Tek tük meyve verirdi ama tadından yenmezdi. Eteklerinde de büyük bir sakız ağacı vardı, gölgesinde oturur yemeğimizi yer, serinler, yatar dinlenirdik. Baş tarafındaysa bağımız vardı, bir dikdörtgen biçimindeydi. İncir, üzüm toplardık. Pamuk zamanı çok tatlı olurdu, ekmeğimize katık ederdik. En çok pamuk verimi tarlanın belinde ve eteklerinde olurdu.

Pamuk topladığımız yerde doğrulup baktığımızda köyün ardındaki sıra tepeler, bize bakan yol görünürdü. Yoldan gelip geçenler de bizi görürdü. Başka tarlalarda da pamuk toplayanlar vardı. Bu mevsimde köylülerin tümü pamuk tarlasında pamuk topluyordu.

Pamuklar bembeyazdı. Babam, ben anam, kardeşlerim tarlada pamuk topluyorduk. Eğilip, pamukları bitkisinden çekip, sepetlere, peştamala atıyorduk. Hava çok sıcaktı. Hiç rüzgar diye bir şey esmiyordu. Kulağımıza şakur şukur sesler gelmeye başladı. Hepimiz, hep birden, sesin geldiği yöne doğru baktık. Görünürlerde bir şey yoktu. Ama ses tanıdık bir ses değildi. Önceden böyle bir ses duymamıştık. Gittikçe yükseliyordu. Biraz sonra sesi çıkaran makine göründü. Bu bir traktördü. Paletli bir traktör. Yerimde duramıyordum. Hemen koşup traktöre bakmak istiyordum. Traktörün arkasında birkaç çocuk vardı. Traktörü görmenin, ona yakın olmanın mutluluğunu yaşıyorlardı. Bağırıyorlar, çağırıyorlar, hoplaya zıplaya koşuyorlardı. Traktöre yetişebilen, ardındaki demir uzantılara asılıyorlardı. Traktörün sürücüsü, yanındaki adamlar çocuklara aldırmıyorlardı. Önümdeki sepeti bıraktım, traktöre doğru koştum. Babam:

“Nereye gidiyorsun oğlum, gitme, gel” diye bağırdı.

Onu, heyecanımdan, coşkumdan duyamıyordum. O daha yüksek bir ses tonuyla, yeniden bağırınca ; geri döndüm, gidemedim. O gün traktörü yakından nasıl göreceğimi düşündüm hep! Tarladan yolu görebilen, pamuk toplayan köylülerin hepsi dinelmiş, traktöre bakıyorlardı. İlk böyle bir makine görmenin merakı, soruları uslarında sıralanıyordu!

“Ne ki bu?”

“Ne iş yapar?”

“Apalayan bir çocuk gibi yürüyor.”

“Artık çiftçiler bununla sürecekmiş tarlalarını.”

“Öküzler ne olacak?”

“Dutmalar nereye gidecek?”

“Devir değişti kardeşim, devir.”

“Daha neler çıkacak neler!”

deniyordu.

Ben hemen akşam olmasını istiyordum. Herhalde herkes benim gibi düşünüyordu. Akşam olur olmaz tarlalar boşaldı. Köye vardığımda doğru traktörün yanına gittim. Traktör Büyük Ağanın evinin önünde duruyordu. Benim gibi köyün çocukları hep oradaydı. Az sonra köylüler de geldiler. Merakla, ilgiyle bakıyorlardı traktöre.

Traktör evin önünde sessiz sedasız duruyordu. Yere uzanmış büyük bir öküze benziyordu. Öküzlerin ayakları yerine büyük bir yastık bağlanmış, üzerinde de kocaman kocaman pabuçları vardı. Bunlara “palet” deniyordu. Boyun bölümünde iki boru yükseliyordu. Sağrı bölümündeyse sürücü yeri vardı. Arkasında kancaları duruyordu.

Köylülerin dileği üzerine traktörü çalıştırdı sürücü. Boruların birinden duman atmaya başladı. Sürücü dümenine dokunduğu zaman da yönünü değiştirdi. Paletleri üzerine şakur şukur yürüdü. Sanki hızla apalayan büyük bir çocuk gibiydi. Apaladıkça, paletleri toprakta belli aralıklarla iz bırakıyordu. Dümenin ne yana çevirsen o yana dönüyordu. Frene basınca duruyordu, gaza basınca yürüyordu. Her şey sürücünün iki eli, iki ayağı ve usuyla oluyordu. Öküze söylendiği gibi “hat gel, ho ha” gibi şeyler söylenmiyordu.

Köylüler çok ilgiliydiler. Traktör çalıştıkça coşuyorlar, seviniyorlardı. Koca bir demir yığının nasıl yürüdüğüne hayret ediyorlardı. İki de bir “cık cık, Allah Allah…” diye kafalarını bir o yana bir bu yana çeviriyorlardı. Sürücü onlara açıklıyordu:

“Bu gördüğünüz depoya gaz doldurulur. Şu da buji. Bu da ateşleme anahtarı. Çevirince, bujiden sıçrayan kıvılcımlar gazı ateşler, traktör çalışır. Bu gaz pedalı, şu debriyaj, bu fren, şu dümen… Freni boşaltırsın, debriyaja basarsın, vitese takarsın, gaz verirsin, debriyajdan ayağını çekersin, traktör yürür. İsterseniz uygulayalım.”

“Uygulayalım” dedi köylüler.

Sürücü:

“Uygulayalım” dedi.

Traktörün sürücü koltuğuna oturdu. Söylediklerini teker teker uyguladı. Traktör, büyük bir gürültüyle çalıştı. Sonra da verilen mekanik komutla şakur şukur yürümeye başladı. Şöyle bir iki gösteri yaptıktan sonra, geldi, köylülerin önünde durdu.

“Tamam mı” dedi sürücü.

“Tamam dedi köylüler.

Ama yine de merakları dinmiyordu.

Biz çocuklar, traktöre dokunmayalım, bir yerleri çizilir, bozulur diye uzakta tutuluyorduk. Ama, görülenleri, anlatılanları çok önemle, ilgiyle dinliyor izliyorduk. Kimi zaman da, onların dalgınlığı, ya da hoşgörüsü sırasında traktöre iyice sokuluyorduk, yakından görüp, dokunup, incelemeye çalışıyorduk! Traktörün sahibi Büyük Ağa böyle bir traktöre sahip olduğu için çok seviniyordu. Mutluluk, sevinç, coşku, heyecan, güler yüz.. her yerinden fışkırıyordu. Traktörü görmeye, hayırlamaya gelenleri taa uzaktan karşılıyor, ağırlıyordu…

Bizim köyün insanları gibi çevre köyün insanları da traktörü gelip, görüp inceliyorlardı. “Ağa, sen çok akıllı bir insansın, ileriyi görebiliyorsun. Biz böyle bir şey düşünemezdik. hayırlı olsun, güle güle kullan” diyorlardı. Ağa ise, “Çok sağ olun, teşekkür ederim, darısı başınıza” diye yanıtlar veriyordu. Kimisi de, “Ağa bu işe öncülük ettin, gelecek kuşaklar sizi anacak” diyordu. Böyle gelip gitmeler, böyle konuşmalar, böyle hoş geldinler, hayırlı olsunlar sık aralarla beş altı ay sürüp gitti.

Koca pabuçlu sarı traktör keskin paletleriyle ağır ağır tarlaya girdi.

Arkasındaki ikili pulluğu toprağın derinliklerine daldırdı, yürüdü. Toprak koca dalgalar halinde yarılıp yarılıp bir yana devrildi. Tarladaki geliçler, çetiler, ayrıklar korkularından sindiler bir tarafa. Açılan kesekler arasından koca koca solucanlar, kurtlar, böcekler dışarı fırlayıp, yine kesekler arasına düşüyorlardı. Sürülen yerleri izleyen kuşlara bir bayram havası doğdu. Kurban bayramında kurban etlerini yiyen insanlar gibi sevindiler. Traktörün arkasındaki sürülmüş yerlerden hiç ayrılmaz oldular. Kurtları, böcekleri, solucanları kapıp kapıp yediler. Daha sonra çevre tarlalardaki kuşların da haberi olmuş; onlar da geldiler. Traktörle kuşlar bütünleşti sanki. Yüz dönümlük tarla bir iki gün içinde sürülüp gitti. Daha sonra başka yüz dönümlük tarlalar da sürüldü. Ağanın tarlaları kısa zamanda bitirildi.

Büyük Ağa, bir gün tutmasını yanına çağırdı.

“Oğlum” dedi, “traktör aldık, tarla birkaç gün içinde sürülüp bitiyor. Bak bütün tarlamızı altı öküz, bir pullukla iki üç ayda sürüp bitiremezdik, şimdi on beş yirmi günde bitirdik. Seni çok severim, daha günün bitmedi ama ben sözleştiğimiz paranın hepsini veriyorum sana. Sen başka bir kapıda kendini iş bul…”

Dutma bir şey söyleyemedi. Kendini bildi bileli bu kapıda çalışmıştı. Hüzünlendi, ağlayımsı oldu.

“Traktör geldi iş bozuldu. Ekmeğini yedim, helal et” dedi.

Elini öptü Ağa’nın, ayrıldı.

Ağa, birkaç gün sonra da öküzleri sattı. O sarı-kırmızı, ay boynuzlu besili öküzler ahırlarından ayrılırken, kendileri için neler olabileceğini kestirmişler gibi geri dönüp dönüp baktılar, son birkaç kez “mööö” diyerek, orada kalan tavuklarla, köpeklerle, atlarla, eşeklerle esenleştiler, ayrıldılar. Cambaz onları önlerine katıp götürdü, sonuçlarından hiç haber alınamadı. Kasaplık mı oldu, yoksa başka birilerine mi satıldı? Başka ağaların kapısına mı kapılandılar.. bilinemedi! Zaten onları ahırda kalan atlardan eşeklerden başka merak eden olmadı!

Tarlaların böyle on beş yirmi gün içinde sürülüp atıldığını gören varlıklı köylüler hemen birer traktör satın almayı kafalarına koydular. Tahsin Ağa, Ali Ağa, Ese Ağa hemen birer traktör aldılar. Sonra çevre köylerin ağaları da birer traktör aldılar. Yaka bayır tarlası olan ağalar iki öküz bırakıp diğerlerini sattılar.

Köylerde her evin bir traktörü olmaya başladı. Hatta öyle oldu ki, yaka bayır tarlalar bile sürüldü. Tarlalara ırgatlar traktörlerin römorklarıyla götürülüp getirildiler. Eskisi gibi işler zor değildi. Traktörle kısa zamanda bitiriliyordu. Traktöre takılan orakla ekin biçiliyor, patozla harman çekiliyordu. Artık az topraklı, topraksız köylüler işsizleşmişti. Kentlere akmaya başladılar. Sanayi kuruluşlarında işçi oldular. Kimileri köyleriyle ilişkisini kesmedi. Bir ayağı kentte, bir ayağı köydeydi. Kentin varoşlarını doldurmuşlardı. Yarı işçi, yarı köylü yaşamlarını sürdürüyorlardı.

Ese Dayı’nın Hanomag marka bir traktörü vardı. Lastik tekerlekli, kabuğu kırılmış tosbağa gibi bir şeydi. Kontak anahtarıyla çalışmadığı için ya çalışır durumda, ya da itilince çalışsın diye iniş aşağı bir yerde durdurulurdu. Arkadaşlarla bu traktörün çalışmasını izlemeye gittik. Traktör, köyün arkasında İlengellik denen yere yakın tarlada Ese Dayı’nın yönetiminde çalışıyordu. Ese Dayı, bir uçtan bir uca gidip geliyor tarlayı sürüyordu. Bir süre onu izledik. Yemek vakti geldiği için traktörü olduğu yerde çalışır olarak bıraktı. Elli altmış metre uzaklıkta bulanan sakız ağacının gölgesine vardı oturdu, orada yemeğini yedi, biraz dinlenmek için uzandı. Biz traktöre doğru sokulduk. Traktör kendi halince çalışıyordu. Necat iyice traktöre yaklaştı:

“Ben bu traktörü durdurabilirim” dedi.

Elini pervane kayışına uzattı. Nasıl olduğunu anlayamadan Necat’ın “yandım anam” diye bağırdığını duyduk. Sarkan parmaklarını öbür elinin içine aldı, hızla köye doğru koştu. Biz de arkasından koştuk. Babası hemen traktörlerine bindirip kente, doktora götürdü. Necat köye döndüğünde parmakları yoktu.

Traktörün köye girmesiyle başka kazalar da oldu. Kimi traktörün altında kaldı, öldü, kimi sakat kaldı. Çok şeyi değiştirdi traktör. Topraksız ve az topraklı köylülere iş kalmadı. Kentlere göçtüler, köy boşaldı. Köyde çocuklar kalmadığı için okullar da kapandı. Arta kalan çocuklar merkezi bir okula her gün götürüp getirildi. Taşımalı eğitim başladı. Köylüler tarım toplumu olmaktan çıktı. Tahıl, pamuk üretimi, hayvancılık geriledi.

Köylerde yalnızlaşan ağalar da göçtü kente. Tarlalarını kentlerden yönetmeye başladılar.

Traktörün sesi kulaklarda kaldı!…

*****

Read Previous

16 Temmuz 2020 Perşembe Günün Sergileri

Read Next

“Esere ve Emeğe Saygı” Sergisi Adana’da açıldı

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: