Anne Özlemi – Öykü

Anne Özlemi – Öykü

M.Demirel Babacanoğlu Yazdı

Yaşlı Adam gözlerini açtı gülümsedi; görür gibi oldu annesini. Dudaklarını araladı, bir şey söyleyecekti, vazgeçti. Yavaşça kalktı yerinden, musluğa doğru yürüdü; yüzünü yıkayacaktı, birden aynada sakal bürümüş yüzünü gördü.

”Kesmeli bu sakalı” dedi.

Hemen kararını uyguladı.

Yüzündeki bütün kırışıklar açığa çıktı.

Baktı aynaya iyice

”Bıyıkları da kesmeli ‘dedi.

Öyle yaptı.

Yüzü parlamıştı. Yumurta akını andırıyordu .

Bu kez saçları takıldı gözüne.

Yüz yıllık saçlardı bunlar!

Ağarıp duruyordu…

Ah! Annesi olsaydı, bunları düşünmeyecekti hiç!

Bir berbere gitti, kurtuldu saçlarından!

Şimdi yüz yaşını görmezden gelir, dönebilirdi çocukluğuna. Geriye doğru bir tünel açtı zamandan, ışık hızıyla döndü çocukluğuna. Zıbınlı yuvarlak yüzlü ipek saçlı, gülücük dağıtan bir çocuktu…

Durdu evlerinin önünde.

Baktı evlerine.

Evleri, köyü her yerden, her açıdan görebilen bir tepenin üstündeydi.

İki katlı, Üç odalı, toprak damlı, yığma taş yapılı bir evdi.

Bütün çocukluğu, ilk gençlik yılları burada, bu evde geçmişti. Dokunsa her yer konuşacaktı!

Annesi, evin avlusunda birikmiş saman çöplerini süpürüyordu. Göz göze geldiler. Süpürgenin sapına dayandı anne, baktı oğluna.

“Hoş geldin oğlum” dedi.

Sarıştılar.

Anne, oğlun yüzlerinden gözlerinden öptü.

Oğul, annenin ellerinden yüzlerinden öptü

Uzun yılların özlemiyle birbirlerini sediler.

Ah ne yıllardı o günler/

Şimdi yaşlanmış, ihtiyarylamıştı.

“Korkma oğlum” dedi anne, daha yaşın kaç ki?

“Yok anne çocukluğuma döndüm.

“Öyle özledim ki seni…”

Göğe baktılar ikisi birden.

Döndüler bugüne…

Uyandı Yaşlı Adam, tünelin başındaydı.

Birden yaşlılığa dönmesini gülünç buldu.

Bu denli çabuk, bu denli hızlı, göz açıp kapayana dek olacak şey değildi! Üzüldü biraz… Ama üzülmenin bir faydası yoktu!

Bir an düşündü!

Gözlerini açıp kapamıştı…

Yoktu annesi.

Her şey silinmiş, bembeyaz bir kağıda dönmüştü.

Ah biraz konuşabilseydi annesiyle, çocukluğunu yaşayacaktı. Koşacaktı köyünün tozlu, kepirli, dikenli yollarında. Bağlarına gidip üzüm yiyecekti. Dağlarına gidip odun getirecekti. Topaç döndürecek, birdirbir oynayacaktı… sokaklarında.

Her şey düş gibiydi.

Yürüdü rasgele.

Durdu aynanın önünde.

Aynada bir baş bir gövde vardı.

“Bu ben miyim?” diye düşündü. Baktı iyice, benzetemedi kendine. Bir kez olsun, onunla ne yolda, ne sokakta karşılaşmıştı. Düpedüz yabancıydı o. “Bu ben ben değilim” dedi.

Tanışsa mıydı bu yabancıyla?

Tanışsa ne olacaktı? Sokuldu aynaya. O da sokuldu. Geri çekildi, o da çekildi. Gözlerini kırptı, kıstı; o da kırptı, kıstı. O da kim oluyordu? “Allah Allah, ne biçim adamdı bu. Ben ne yapsam o da yapıyordu!”

Arkasında mı önünde miydi aynanın?

Baksa mıydı arkasına?

“Amaaan canım, canım, boş ver, neresinde olursa olsun işte bir adam… Adam adama benzemez mi?” dedi içinden.

Vazgeçti.

Döndü sırtını yürüdü!

Hırsından sırları döküldü aynanın.

Döndü geriye, koştu baktı aynanın arkasına. Aynanın arkasında kendine benzemeyen görüntü yoktu.

Gülümsedi.

Karşısındaydı annesi.

“Günaydın!”

“Günaydın anne!”

Saman çöpleri süpürülmüştü çoktan. Tertemizdi evin önü, çevre.

Bahçedeki ağaçlar çiçeğe durmuştu

Bahar kokuları geliyordu.

Anne açtı kollarını, oğul da açtı.

Sarıştılar çığlık çığlığa yeniden.

Oturdular evlerinin gezintisine. Yılları anmak için yeniden yaşadılar ışık hızıyla geçmişi. Gelene, geçene, dağlara, taşlara baktılar. Yaşlı Adam seslendi annesine:

“Anne, başımı dizlerine koyabilir miyim?”

“Elbet oğlum!”

Oğul, yavaşça annesinin dizlerine koydu başını.

Okşadı saçlarını annesi.

Kumral, ipek, tüy gibi saçları vardı.

Az sonra bütün sıkıntılarından arındı oğul.

Duruldu yüzü Ağustos 2001, Alanya.

…………………..

Not: Her gün anneler günü, anne özlemiyle tutuşanlara.

*****

Read Previous

Ekim Geçidi 2020 Sergisi Adana’da açıldı

Read Next

20 Ekim 2020 Salı Tiyatro Rehberi

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: