Karanlık Çağların Habercisi

Karanlık Çağların Habercisi

Anibal GÜLEROĞLU Yazdı

Neden, nasıl sorularını cevapsız bırakan bir bilinmezlik yaşam. İçinde yaşadığımız dünyanın ve sonsuz olarak gördüğümüz evrenin de kesin bir tanımı yok maalesef. Filozof-yazar Aldous Huxley’nin dediği gibi ‘Belki de bu dünya başka bir gezegenin cehennemidir’. Kim bilir? Ancak bilinen bir gerçek var ki, o da hırslarına yenik düşmekten asla vazgeçmeyen insanlar sayesinde dünyanın gidişatının kötü olduğu. Hani ‘Dünyanın iyi yönde değiştiğini hiç görmedim’ deniyor ya ‘V for Vendetta’ filminde… İşte o hesap!

Nitekim felakete, yıkıma uğramış dünya tabloları sinemanın da vazgeçilmez tutkusu. Özellikle bilimkurgu türünde insanlığın savaşlarla veya hastalıklarla çöktüğü… Dünyadaki toplumların yok olduğu, modern yaşam koşullarından eser kalmadığı, distopyanın hakimiyetindeki atmosferler sıkça ele alınmakta.

Velhasıl dünyayı batırıp yeniden şekillendirme fikri hayli itibar görmekte her şekilde. Peki… Bilimsel veya askeri doyumsuzluklarla yaratılan ve gerek sinema filmleri gerekse dizilerle beyinlere sürekli işlenen bu tarz içerikler karanlık çağların habercisi olabilir mi?

Birden alevlenen salgın olayını, sürekli gündemde tutulan ‘yeni virüs’ söylemlerini, kıtlık vurgularını, böcekleri yeme reklamcılığını, atmosferde dönüp duran ne amaca hizmet ettikleri meçhul uyduları ve bilimin kapalı kapılar

ardında nelere muktedir olabileceğini düşünürsek… Kurgularla algılar yaratılması ve habercilik yapılması da gayet doğallaşıyor neticede.

Nasıl ki 17 Ağustos’ta Fransa’da gösterime girip ülkemize gelen ‘Vesper’ filmi de böylesi niteliklere sahip olan ve ‘Karanlık çağların habercisi’ gibi yansıyan kurgusallığıyla karşımızda.

YAPAY VİRÜSLERİN SONUCU ‘VESPER’ DÜNYASI!

Günümüz dünyasının geleceğe yönelik başlıca kaygıları; yapayından doğalına yeni virüslerin doğuracağı ölümcül salgınlar, iklim değişikliğiyle gelişecek kuraklık ve açlık! Öte yandan dünyanın nüfusunu azaltma çabalarının alttan alta yürütüldüğü de komplo teorisi sayılamayacak bir husus.

Nitekim Kristina Buozyte, Bruno Samper, Brian Clark imzalı senaryosuyla beyazperdede yerini alan Litvanya-Fransa-Belçika ortak yapımı ‘Vesper’ın dünyasındaki karanlık ve ürkütücü atmosfer tam da bu kaygıları perçinler nitelikte. Konuyu kısaca özetleyecek olursak…

Yeni karanlık çağlara nasıl gelindiğinin dillendirildiği açılışla yüzünü gösteren ‘Vesper’, yapay virüslerin doğayı ve bitkileri ele geçirdiği saptamasıyla daha ilk andan veriyor mesajını. Bir kısım insanların kolonilerde yepyeni yaşam biçimi kurduğunu, buralardaki olanakların geride kalan herkese yetmeyeceği gerekçesiyle koloni dışında bırakıldıklarını anlatarak karanlık çağlardaki tabloyu seyirciye tanıtan senaryo, iç karartıcı bir ortamda yemek arayışındaki Vesper’ın günlük rutininden giriyor konuya.

‘Günümüzün belasına dönüşen yapay virüsler yüzünden geleceğin dünyası rahatlıkla bu hale gelebilir’ diye düşündüren bu başlangıç, bildiğimiz sebze ve meyvelerin yetişmediği insan eliyle mutasyona uğratılmış toksik bir çevreyi ana tema yapıp sınırlı sayıdaki karakterlerini aralara serpiştirmiş adeta.

Şöyle ki; enerji kaynağı durumundaki garip yeraltı varlıkları… Nefes almaya çalışan ağaçlar… İnsanlara yapışarak beslenen bitkiler… Vücudun içine giren solucanımsı yaratıklar… İnsanın hareketlerine göre tepki veren ya da temas halinde oklarını atarak öldüren bitkiler… Ve nicesi bilim insanlarının genetik deneylerinin yıkımı olarak ayrıntılarıyla sunuluyor seyirciye. Böylece hayvanların ancak kitaplardaki resimlerde kaldığı, kendi kendine yabancılaştırılmış bu yeni dünyanın, seçilmişlerin yaşadığı ‘Küre’ denilen birimlerin dışında kalanlar için ne denli zor bir yer olduğunu anlıyoruz daha ilk andan.

Sonra göçebelerin kapalı yüzleriyle ortalıkta dolanıp sürekli metal parçaları topladıkları bu garip ortamda yaşam sürmenin tüm zorluklara rağmen mümkün olabileceğini görüyoruz. Korkusuzca dolaşıp incelemeler yapan Vesper’ın evine gidip yatalak babası ve onun sesine-gözüne dönüşen insan yüzü çizilmiş uçan robotuyla tanışmanın ardından 13 yaşındaki bu kızın bilimsel yeteneklerine şahit oluyoruz.

Bu süreçte annesi tarafından terk edilmenin sıkıntısını da yaşayan Vesper gerçekten de boyunu aşan bir performans izletiyor bize. Küre için çalışırken sakatlanan babasını karından besleyip onun yaşaması için gereken enerjiyi sağlayacak düzeneği kuran Vesper’ın en büyük hedefiyse, Küre’den gelen tohumların kilidini açıp eskiden olduğu gibi bağımsızca doğal tarıma dayalı sebze-meyve üretebilmek!

Zorda kalınca, kendi çiftlik ailesini kuran ve çocuklardan topladığı kanları Küre’ye satıp karşılığında tohum alan, kendi yeğeni dahil çocukları damızlık olarak gören Jonas Amca’ya kanını pazarlayan Vesper’ın bu dünyadaki düzenini değiştiren olaya gelince… Yaşam formu yaratabilen ve işine yaramayan insanları kaderlerine terk eden Küre’den gelen bir aracın ormana düşmesi! Bundan sonrasını filme bırakıp verdiği mesajlara dair yorumumuzu yapacak olursak…

Bu noktada söylenecek ilk sözümüz, yıkıma uğramış dünya tablolarına farklı bir pencereden bakmayı seçen… Derdini sözden ziyade görsellikle anlatma yoluna giderken hedefine başarıyla ulaşan ‘Vesper’ın her sahnesiyle mesaj niteliğinde bir yapım olduğuna yönelik. Çünkü onun bu özelliği hem seyir keyfini artırıyor hem de abartılara prim vermeyen filmi benzerlerinden ayrı bir noktaya taşıyor.

‘Kale’nin kolay kontrol edilebilme özelliklerinden dolayı yarattığı ‘Çömlekler’ diye adlandırılan yapay yaşam formları üstünden ‘İnsanları kontrol etmek kolay değil’ diyerek egemen güçlerin, düşünüp sorgulayabilen insanları değil ‘köle’ gibi her denileni yerine getiren robotik varlıklardan oluşan bir düzeni tercih ettiğini alt metinden veren ‘Vesper’, karanlık çağlarda yapay canlı formlarının insanların yerini alabileceği hususuna dikkat çekmekte.

Doğayı ve bu doğanın zorlu şartlarına uyum sağlamaya çalışan insanları efektlerden gücünü alan yapaylıktan uzak bir dille anlatıp sahnelerini ona göre kuran yapımda bir diğer önemli mesaj, bilim insanlarına ve bilimi hırsları için kullanmaya niyetlenenlere yönelik.

Virüsleri ve organizmaları yapay yollarla yeniden şekillendirmeye çalışmanın sonucunda dünyanın doğasını bozma gücünde istilacı türler ortaya çıkabilir, dünyanın orijinal biyosferinin yerini agresif yaşam formları alabilir denmekte. Böylece sebze ve meyvelerin tohumları laboratuvarların dışında üretilemez duruma gelebilir… Ki, tohumların kilitli olması besin olayını kısıtlı duruma düşürür. Bunun sonucunda da tıpkı çocukların taze kanıyla güçlenen ‘Küre’deki seçkin zümre gibi gerçek dünyada da besin tekelleri oluşur.

Nitekim gerçek yaşamda organik tohumların yerini alıp dayatmalarla ve fahiş fiyatla satılarak maliyeti yükselten ‘tek seferlik’ tohumlarla yapılan tarım durumunu bu karanlık çağların fragmanı olarak kabul etsek yeridir.

Söz besin olayından açılmışken… Ortalıkta hiçbir hayvan olmamasına karşın solucan bolluğunun yaşandığı bu karanlık ortamda Vesper’ın konuğuna solucanı bol çorba vermesi de üstünde durulması gereken bir detay. Zira ineklerin vb besi hayvanlarının dünyanın atmosferini kirletip küresel ısınmaya sebep olduğu algısını sürekli gündeme pompalayan odakların medya aracılığıyla insanlara protein kaynağı olarak böcekleri-solucanları empoze etme gayretleri ortada!

Ve teknolojinin elit geçinen zümrenin elinde olduğu bu karanlık çağın baba-kız sevgisini öne çıkartması da önemli bir mesaj. Böylece dünya istediği kadar değişsin-bozulsun sevginin gücünün her ortamda olanca doğallığıyla varlığını sürdüreceği ve özverilerle karanlıktan aydınlığa çıkılacağı işlenmiş senaryoda.

NİHAYETİNDE; Bilim insanlarının virüslerle oynamasının tehlikeli boyutunu saptayan… Vesper’ın babasıyla iletişim kurmasını sağlayan uçan robotundan Küre’nin uzay gemilerine, biyoteknoloji örneği sunan… Doğal üreme sonucu oluşan insanla yapay formu buluşturup aralarında duygusal bağ kuran… Elit kesimin gelişmiş ‘Küre’sinin karşısına gezginlerin derme çatma ‘Kule’sini koyarak her durumun alternatifinin yaratılabileceği gerçeğini vurgulayan ‘Vesper’ genel itibariyle bilimkurgu olarak değerlendirilse bile özünde dünyanın ekosisteminin önemini hatırlatıp bunun bozulması halinde karanlık çağların geleceğinin haberciliğini yapmakta. Dahası bir tohumun dünyanın geleceğini şekillendirmedeki rolünü de inceden inceye sorgulamakta.

En büyük yıkımların ölçüsüz yenilikler peşinde koşmaktan doğabileceğini hatırlatıp yorumumuzu noktalarken son söz ünlü filozof Diyojen’den gelsin… ‘Felâketlerin başlıca kaynağı, ölçüsüz arzularımızdır’!

 guleranibal@yahoo.com

www.twitter.com/guleranibal

*****

Read Previous

TRT 2’den Ekim Ayında Her Akşam Farklı Film

Read Next

1 Ekim 2022 Cumartesi Günün Sergisi

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Most Popular