Ali’nin Ellerinde Açan Gül

Ali’nin Ellerinde Açan Gül

M. Demirel Babacanoğlu Yazdı

Öğretmenler gününüz kutlu olsun.

Ellili yılların ortalarındayız, ilkokulda okuyorum. Sanırım beş veya dördüncü sınıfta olabilirim. Mersinli Ahmet diye bir öğretmenimiz var. Orta boylu, sağ mı sol mu, bir elinin parmakları kesikti. Okuttuğu ilkokul çocuklarından bir kızla evlenmiş. Okul pansiyonun bir odasında kalıyordu. Çok sert bir öğretmendi. Hiçbir kusuru bağışlamazdı. Fena halde döverdi.

Yeni başlamıştı ders yılı. Üçüncü sınıftan dörde geçmişiz. Matematiğim çok iyiydi. Çarpım tablosunu vermişti ezberleyin diye. Sayıları katlayarak saymanın adı çarpmadır. İleriye doğru saymanın adı toplamadır. Çıkarma ise geriye doğru saymadır.

Öğretmen önce saymalardan başlamalıydı. İleriye, geriye doğru sayma alıştırmaları yapmalıydı. Ezberlemek bilinç dışıdır. Hesaplama, düşünme, değerlendirme, irdeleme yoktur. Eğitimde çokça yeri olmayan bir yöntemdir. Soruları, sorunları çözmede yardımcı olamaz… Böyle yöntemler varken, çarpım tablosunu ezberletmek nereden geliyordu? Bugün bile şaşar kalırım.

Daha sınıfa iyice ısınmış değildik! Derslere motive olmamıştık. Haydi bakalım. İki kere iki, üç kere üç, dört kere dört, beş kere beş, altı kere altı; dokuz kere dokuz de git… Sırayla sor, aralardan sor. Kim ezberlemişse, aferin çek, olsun bitsin… Sıra bana gelmişti. Birler, ikiler, üçler, beşler, altılar… Altı kere dokuz…? Durdum. Kaç ederdi? Ezberimden çıkmış… Kaç ettiğini söyleyemiyorum. Elli dört edermiş… Şaaak yüzüme bir tokat. Başım sarsılmış, masanın köşesine gelmiş kaşım, yarılmış, kan sızıyor… Öyle bir korkmuşum ki, ne yapacağımı şaşırmışım. Aklım başıma gelir gibi olunca, sınıfı terk etmiş, eve gelmişim, evde ilaçlamış anacığım, sızıntıyı durdurmuş.

Babam akşam eve gelince gördü kaşımı. Kaşım yarılmış neredeyse gözümün kıyıcığına inmiş, gözüm zarar görecek. Babam çok kızdı.

Ben öğretmenden korkmuşum, okula gitmek istemiyorum. Ertesi gün babam elimden tuttu, okula götürdü. Öğretmen kapıda karşıladı bizi. Babam öğretmene çıkıştı. “Biz de okulda okuduk, hatta biz eski yazı okulunda okuduk, hiçbir hoca bizi böyle dövmemişti, bir daha böyle bir şey yapmayınız öğretmen bey. Bak çocuk okula gelmek istemiyor, senden çok korkmuş, ben getirdim” dedi.

Sınıfa alındım. Yerime oturdum. Öğretmen ders yapıyor, benimle ilgilenmiyor… Böyle birkaç ay geçti. Öğretmen benimle küs. Çocuk kafamla hiç doğru bulmadım öğretmenin bu tavrını. Okumuş yazmış öğretmen olmuş bir kimse çocuğa küsebilir mi? Sonunda barıştık ama, barışmamız da iyi olmadı!

Köyde düğün var. Kadınlar leğençe çalıp oynuyor kapalı yerde; baylar halay çekiyor, atalım atıyor, türkü çığırıyor. Güreş yapılıyor. Sinsin oynanıyor, içki içiliyor. Gezgin satıcılar kurmuşlar tezgahlarını portakal, hambeles satıyorlar… Kahvelerde pişpirik çevriliyor, kumar oynanıyor. Sigaracılar halka attırıyor. Beş halka on kuruş. Koymuşlar beş altı metre uzaklığa sigaraları, atıyorsun halkayı, sigaraya geçiyorsa alıyorsun. Sigara içenlerin işine yarıyor, içmiyorsan satıyorsun… Biz çocuklardan halka atanlar var. Ben de aldım beş halka, attım sigaralara… İspiyoncu arkadaşlar, yememiş içmemişler, götürmüşler mersin Ahmet’e. Ajan sanki? “Gel bakalım” dedi öğretmen “gel!” Vardım yanına suratıma destekli tokatlar yapıştırdı, oturmuş parmaklar yüzüme, ateş çıktı gözlerimden, yeri yanıyor. Babamdan korkumdan söylemedim eve. Sigaralara halka attım diyemedim. Öcünü almıştı Ahmet Bey! Artık konuşuyor benimle, derslerimle ilgileniyor.

Bir gün de bizi Mersin’e götürdü. Denizi öyle gördüm. Coğrafyada okuduğumuz Akdeniz karşımızdaydı, uzanıp gidiyordu ufka doğru. Denizle gökyüzü değiyor gibiydi birbirine. Dünyanın yuvarlak olduğunun bir kanıtıydı bu. İçinde gemiler, tekneler yüzüyordu. Yüzünde martılar vardı.

Mersin Limanı yapılmamıştı daha. İskele olarak görev yapıyordu. Denizin dalgaları, çırpıntıları Uray Caddesi’ne yaklaşıyordu, Mersinli Ahmet’in Kahvesi’ne, Gümrük Meydanı’na, binalara çarpıyordu… Elimizi, ayağımızı batırdık denize, yüzümüzü yuduk, dilimize değirdik, oldukça tuzluydu. Küçümen balıklar vız vız geçiyordu önümüzden. Güzel bir gezi olmuştu.

Gezi yapmayı, geziye katılmayı severim. Biz çocuklara yeni bilgiler kazandırıyordu. Yeni yerler görüyorduk, taşını, toprağını inceliyorduk. Toprağın, kayaların oluşumunu öğreniyorduk… Ağaçların, ormanların ne işe yaradığını görüyorduk. Derelerin, suların akışlarını, şırıltılarını dinliyorduk. Kırsal alanların önemini anlıyorduk… Doğrusu ben yumuşak taşlardan Türkiye haritası bile yapabiliyor, yerleşim birimlerini yerlerine koyabiliyordum…

Bir gün de Durak İstasyonu’na gezi yapmıştık. İstasyon bizim okula altı yedi km kadar uzaklıktaydı. Marşandizler, yolcu trenleri gelip geçerdi. Sabah olunca köylüler istasyona giderler, alış verişlerini yaparlar akşam olunca dönerlerdi. Kimileri, Adana’ya, Mersin’e gider gelirlerdi. Çırçır fabrikaları, kahveler, dükkanlar, berberler, kasaplar, palancılar, terziler, köşkerler, komisyoncular vardı. Burası yirmi kadar köyün buluşma, alış veriş, pazar merkeziydi. Pamuklarını, tahıllarını, sebzelerini, meyvelerini getirip burada satarlardı.

Fabrikaları gördük. Telis hararlarla pamuklar yığılıydı avluda. Yörenin pamuğu burada çekiliyordu. Karaoğlan Hasan, Mehmet Ağaların fabrikasındaydık. Çırçırlar işliyordu. İşçiler çırçır makinesinin ağzına veriyordu kütlüleri, tohum bir yana, pamuk bir yana ayrılıyordu. Kocaman bir motoru vardı. Volanlar çeviriyor, kasnaklar dönüyordu. Çırçır ustaları, makinistler bize bilgi veriyordu. Kocaman bir havuzu vardı. Buradan borularla alınan su motoru soğutmak için kullanılıyordu…

Öğle saatleri gelmişti. Öğretmen bizi topladı. “Yemeğinizi yeyin, otuz kırk dadika kadar dinlenin. Hiçbir yere gitmeyin. Buralarda gezinin. Yanlış bir iş yapmayın. Havuza girmeyin. Ben dükkanlardan alışveriş yapıp geleceğim. Hadi bakalım, göreyim sizi…” dedi, gitti öğretmen.

Biz, azıklarımızı açtık, yemeğimizi yedik. İkişer, üçer, beşer kümeler olarak dağıldık. Fabrikanın geniş avlusunda, oyunlara daldık…

Ali bizim sınıf arkadaşımız. Aynı yaşlardayız. Doğum tarihlerimiz çakışıyor. Boylarımız tutuyor. Babası köyün imamı. Bize sureleri ezberletiyor. Otuz üç farzı, imanın şartlarını öğretiyor. Fazladan bir şey söylemiyor, kendinden bir şey eklemiyor. Ali arkadaşlarıyla oynuyor, koşuyor. Kalem tutuyor, yazıyor elleri, kitap okuyor gözleri… Heyecanlı, coşkulu bir arkadaşımız.

Bir de baktık soyunuverdi Ali, cum diye girdi havuza. Alkışlayanlar var, hey çekenler var; öğretmen ne dedi diyenler var. Aldırmadı Ali, yüzdü, neşelendi, çıktı giyindi…

Az sonra Ahmet Bey geldi. Düdük çaldı, “toplanın” dedi bize. Toplandık, karşısında durduk. Neler yaptığımızı sordu. Anlattık. Bir arkadaşımız Ali’nin havuza girdiğini söyledi. Keşke söylemeseydi! Öğretmen birden sinirlendi. “Gel lan buraya” dedi. Ali korkarak, büzülerek, öğretmenin karşısında durdu. Öğretmen, “Ben size havuza girmeyin demedim mi?” dedi.

Ali ne yapacağını şaşırdı. Öğretmen elindeki değneği kaldırdı, “Aç ulan elini” dedi. Ali önce ellerine baktı; kalem tutan, yazı yazan ellerine… Titreye titreye açtı elini. Öğretmen var gücüyle vurdu Ali’nin eline. Değnekler mihaniki biçimde inip kalkmaya başladı. Kan fışkırdı Ali’nin elinden… Öğretmen değneği bırakmak zorunda kaldı.

Kızılay başkanı koştu geldi. Elindeki çantayı açtı. İçinden tentürdiyot, pamuk çıkardı. Temizledi Ali’nin kalem tutan ellerini. Sardı güzelce. Öğretmen üzüntülü, sinirli “Kalkın, gidiyoruz” dedi. Sıra olduk, sınıf başkanının yardımıyla… Yürüdük, geldik okula. Az sonra dağıldık evlere…

Aradan yıllar geçti. Her birimiz bir işte, meslek sahibi olmuştuk. Ali belediyede çalışıyordu, emekli oldu. Bir gün ilkokul arkadaşlarımı aramaya başladım. Ali’yi buldum. Konuştuk ordan buradan! Anılarımızı tazeledik.

O kalem tutan, yazı yazan ellerini açtı gösterdi. “Hemşerim” dedi, “hatırlıyor musun, Durak İstasyonu’na gezi yapmıştık, Karaoğlanlanların fabrikasında havuza girmiştim. Mersinli Ahmet Bey ellerime vurmuş, kan fışkırmıştı. İşte onun hatırası, ellerimde açan bir gül gibi duruyor…”

Öğretmenler gününüz kutlu olsun. 20 Kasım 2020, Adana

*****

Read Previous

Bugün 24 Kasım Öğretmenler günü

Read Next

Öğretmenlerime Saygıyla

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: