İlhan Başgöz’den Karac’oğlan*
M. Demirel Babacanoğlu Yazdı

İlhan Başgöz, 1. ciltte yazılı, 2. ciltte şiirli Karacaoğlan’ı anlatmış. Akıcı, lirik, kolay okunur, kolay anlaşılır bir kitap! Başgöz kendisinden çok şey katmış değil kitaba! Olandan, bilinenden yola çıkarak. Görüş, düşüncelerini belirtmiş.
Araştırıcılar, Karac’oğlan’nın 17. yy’da yaşamış olduğunu belirtiyorlar. Hatta 16. yy’la, 15. yy’la gidenler bile var. Karacoğlanların sayısı kabarık. Başgöz, beş Karac’oğlan’dan söz ediyor.
Karacaoğlanlar karıştı mı bir kere onları birbirinden ayırmak kolay değil. Karacaoğlan kalıplarını, sözlerini, yerlerini (…) kullanan bir aşığın şiirlerinden nasıl ayıracaksınız onu, şiirlerini? Önce gerçek Karac’oğlan biçemini, söylemini bilmek gerekecektir! Sonra yaşadığı yerler, gezdiği alanlar, konuştuğu dil özelliklerini, sevgililerinin sosyal, coğrafyasal yapılarının bilinmesi gerekir desem; yeterli gelmeyebilir!
Babası kim? Kara İlyas (s. 93) mı, Kara Halil (s.97) mi? Netlik yok bu konuda. Anası kim? Anası hakkında tek bir söz yok. Dayısı, amcası, teyzesi, halası kim? Hakkında hiçbir yerde bilgi yok. Var da ben mi bilmiyorum? Nereden çıktı bu adam, taş deliğinden mi? Öyle kendi kendine mi çıkıverdi? Araştırıcılar bu konuyu da düşünseler desem…!?
Yalnız değişik zamanlarda, yerlerde, alanlarda yaşamış Karacaoğlanlar mı onun şiirlerine katkıda bulunmuş? Onun şiirlerini şarkı, türkü yapanlar, sanat devinimlerine uyarlayanlar, algış (dua) yerine okuyanların katkıları olmamış mı?

Benim köyümde, çevremde bu tür insanlar yok değildi. Düğünde, eğlencede, yolda yolakta Karacaoğlan türküleri/şiirleri okuyanların dilinde değişikliğe uğrardı! Hatta, Karacaoğlan araştırıcıları, yazıcıları bile değişikliğe uğratmışdırlar! Sözgelimi Karacaoğlan “ela göz” demez, “ala göz” der. “İl” demez, “el” der. Konar göçer Yörüklerin dilinde böyle söylenir. Bir de üstelik eklemeler, çıkarmalar yapanlar olmuştur! Edebiyat dilinde bu tür şiirlere “anonim” diyorlar. Bu açıdan, Karacoğlan şiirlerine “anonim” dense pek de yanlış olmaz! Kim bilir belki de Karacaoğlan’ı bugünlere getiren bu tür karışımlar, eklemeler, çıkamalardır!
Kitapta okuduğum yer altını çok çizdim ki, hepsini buraya alma olanağım yok. Ancak özetle geçebiliyorum. Meraklılar, bulur, alır bakar, okurlar kitabı…
Çukurova’da, Toroslarda, Anadolu’da konar göçer Yörükler arasında yetişen Karacaoğlan’ın, yaşamı, şiirleri üzerinde çalışanlar, içinden zor çıkılır güçlükle karşılaşırlar! Bugün kesinlikle biliyoruz ki, tek bir Karacaoğlan yaşamamıştır. 16. yy’dan bu yana en az beş Karacaoğlan adını veriyor yazarlar.
Ama, Büyük Karacaoğlan kendisinden sonra galenlere ışık tutmuş, etkilemiştir… Bugün bile etkisini sürdürmektedir. Karacaoğlan’ı aşan aşıklar olmadığı gibi dengine ulaşanlar da yok denecek kadar azdır!

Karacaoğlan ulu bir ırmak, diğerleri, dere çay gibi gelir bu ırmağa katılır. Yaşar Kemal, “Kul Halil’in şiirleri Karacaoğlan’a mal edilmiştir” diyor.(s. 14) Bu şiirler, 400 yıllık zaman içinde bozula, eksile, arta geliyor bize! 1930’larda yazıya geçirilmesiyle fazlaca değişiklik olduğu düşünülemez!(s. 15) Sözlü gelenek sürdüğü sürece bu değişimler sürecektir! Şiirlerinde, doğaya, kadına, Türkmen aşireti konar göçerliğinin dili görülmektedir…
“Chadzko’nun 1930’larda Azerbaycan’dan topladığı türkülerden ve benim 1978’de Türkmenistan’da derlediğim Karacaoğlan hikayesinden alınan aşağıdaki parçalar bunu açıkça belirtmektedir.”(s. 16)
“Serin çeşmeler başında/ Yârim güle güle gelir/ On dört on beş sunabilen (ile)/ Vermiş el ele gelir//…/ (s. 17)
Doğaçlama yoluyla yaratılan şiirler aşık edebiyatında fazlaca yer tutmaz. Başta, topluluğa yahut kişilere “Hoş geldiniz” diyerek başlarlar şiire. Bunlar akılda çok kalmaz, bir daha ki söyleyişte değişikliğe uğrar. Kalıp aynı kalmak üzere, sözler değişir. Aşıkların böyle bir geleneği vardır. Psof’ta ben Adil Özder, Muhan Baki, Aşık Sabit Müdami şu türküyü söyledi:
“Tez elden dosta ikrar verenler hoş geldiniz/ Profesör Adil Özder, Başgöz İlhan burdadır/ Hem kazanının hem ülkenin gelenler yüksek sima/ Uzak yoldan teşrif eden erenler hoş geldiniz/…/(s. 18)
Aşık Mevlut İhsani zihinden yaratılan doğaçlamayı şöyle anlatıyor. “Zihinde tasarlanır, tekrarlanır, doğaçlama şiir çıkar ortaya.” (s. 19)
1945’lerde “Aramu” şarkısının filmi geldi. Halk hemen değiştirdi şarkıyı “Avareyim” yaptı. 1957’de Kars’ta “Avareyim” şarkısının davul zurna çalarak derlendiğine şaştım! Sözlü gelenek yabancı şarkıyı hemen yerlileştirmişti.(s. 20) 1960’larda aşıkların şiirleri kitaplara, plaklara girdi, değiştirilemez oldu. Psof’ta, Aşık Sabit Müdami’ye “Öksüz Aşık” öyküsünü, ertesi gün bir daha anlattırdık. Değişik anlattı.
Önceki;
“Öksüz Mollam der ki hazır nazırım/ Her nerde çağırsam orda hâzırsın/ Sana güç nesne yok Hân-ı Gâdirsin/ Sevdiğim de hayat bulsa ne olur”
Sonraki;
“Öksüzem eyledim sana münacat/ Dergâhında kabul olsun bu hacât/ Sendedir umudum Cenâb-ı Gudret/ Sevdiceğim hayat bulsa ne olur.”
Müdami, “Bir aşığın şiirini unutursan kendinden dayanır gidersin” diyor. (s. 22)
Başka örnekler de var. Bu kadarı yeterli sanıyorum. Çağdaş şiir öyle değil, bir kere yazıldı mı öyle kalır, değiştirilemez. Yahya Kemal gibi değiştirenlerin olduğunu anımsayamamış yazar!

Karacaoğlan şiirleri göçebe geleneğine uyarlanmıştır. Çukurova , Toroslar, Gavur Dağları, Yörüklerinin dili, sesi, estetik anlayışı şiire girmiştir. Osmanlı, konar göçerlerden düzenli vergi, asker alabilmek için, 1860 ’larda kurduğu Fırka-i İslahiye ordusuyla onları zorla toprağa yerleştirmiştir! Bu girişimi, Dadaloğlu, şiirleriyle şiddetle yeriyor.
“Aşağıdan iskan evi gelince/ Sararıp da gül benzimiz solunca/ Malım mülküm Seyfi gözlüm alınca/ Kaypak Osmanlılar size aman mı?/…/ (s. 31)
Doğa, Karacaoğlan’a aydınlık, duru, sevecen, sıcak, cömert davranmıştır! Ama, sevgilisine kavuşamayınca da doğaya kızar, ilenir;
“Od düşe de döne döne yanasın/ Balta vursun ormanların kurusun/…” der
ama böyle söyleyişi sık değildir. Doğayla arkadaş gibi, yaren gibi konuşur; “Sana derim sana Beyler Pınarı, Ne taraftan yâr gitti?” Sorusuna yanıt alamayınca şöyle der:
“…/ Karacaoğlan der ki devranım döndü/ Gönlüm yücedeydi engine indi/ Seherin yelleri, şafağın bendi/ Hani usul boylu sunam gelmedi.” (s. 34)
Onun coğrafyayla bütünleşmesi başka aşıklarda görülmez. “Gündüzlü Ovası, Perçem Beli, Koçdağı, Menekşe Yaylası, Ceyhan Suyu, Beşdeli, Çamurlu…” gibi coğrafik alanları, onun şiirlerinden tanıdık. Kitabımıza aldığımız 100 şiirde, 30 dağ, 26 yol, 15 yayla, 15 pınar adı geçmektedir. (s. 35)
Divan Edebiyatında olduğu gibi Karacaoğlan yaşamında, şiirlerinde “meclis, padişah, divan, sultan, mürşit, pir, şeyh, abdal” gibi kavramlar görülmez. Sevgilileri mistik nitelikte donanmamıştır. Sevgililerini, dağda, ovada, yaylada, pınarda, pınar başında (…) görür; onlarla bütünleşir. (s. 40)
Aşık şiirlerinde, düşte “Pir” görülür, pir elinden bade içilir, hayali sevgili belirir, aşık olunur, peşine düşülür… İlk cinsel bilgiler öğrenilir. Kadına eşitlik tanınmaz, seks aracı olarak görülür kadın! Ortadoğu Edebiyatında kadın sevgili bulmak zordur. Genç aşık düşte gördüğü sevgiliyi unutmaz, ona şiirler söyler… Karacaoğlan’da yoktur bunlar. Onun aşkı gerçekçidir. Sevgiliyi her zaman bulur, koklaşır… Elif, Anşa, Hürü, Döndü’dür. Elinde testi, pınara iner. Yayık yayar çadır önünde. Mayasını çekip gider bir gözleri sürmeli. Dökülür belikleri omuzdan aşağı. Birim birim basarak yürür. Çimenli korudur o. Emlik kuzudur. Frenk şekeridir. Yedi benli cerendir. Kınalı kekliktir. Gözleri kanlı üveyiktir… Dobra dobra söyler Karacaoğlan sözlerini. Söyleyim ben sana sözün doğrusu, soyunup koynuna girmeye geldim” der. Kaç göç, nazlanma yoktur. Sevgiliye hoş geldin der, açar göğsünü, gösterir.
“Sabahtan uğradım ben bir güzele/ Ağlatmadı güzel güldürdü beni/ Ben güzelden böyle vefa ummazdım/ Ağ göğsü üstüne kondurdu beni/…/ (s.41… 46)
İşte böyledir Karacaoğlan’ın güzelleri.
Kadın ailede ağırlıklı bir göreve sahiptir. Cevdet Paşa’nın anlatımında; Tecirli aşiretinde kadın “kocamdan mahzuzum” derse boş oluyormuş. (Sözcük hoşnut olmama anlamına gelmektedir.) Bir kadın “mavi feracesini” takarsa kocasından boş olduğunu bildiriyor demekmiş.(s. 48)
Yörüklerde kadın/ kız sabah erken kalkar, ormandan odun getirir, ocağı yakar, sütü pişirir, kahvaltıyı hazırlar. Yaylımdan gelen keçileri sağar, yoğurt, peynir, yağ yapar. Konukları ağırlar. Kadın işler, er öğünür derler. Konuşmalarında “müstehcenlik” yoktur her şey açık seçik konuşulur.(s. 49)

Büyük Karacaoğlan’dan başka beş Karacaoğlan’dan söz ediyor demiştik yazar.
1.Karac’oğlan 16. yy’da yaşamış, Yozgatlıdır.
Kanuni’nin 1512 Budin Seferine, Yavuz Selim’in 1514-1517 seferlerine katılmış, bir ordu ozanıdır. Şükrü Elçi’nin Viyana Kütüphanesi’nden derlediği onunla ilgili Alaman Dağları Türküsünü eklemiş. Şöyle:
Üstünde yortluk eşdük/ Sarptır Alaman Dağları/ Bihamdillah hele geçtik/ Sarptır Alaman dağları/…/ Dünyada şey kalmaz olur/ Sağ olan başa gene gelür/ Karac’oğlan gör nice bilir/ Sarptır Alaman Dağları”
Şükrü Elçin, bu aşığın Belgratlı olup asıl adının İsmail olduğunu belirtiyor. (s. 70-72)
2. Karac’oğlan (Koçoğlan),
16. Yy’da yaşadığı sanılıyor. Aşık Ömer, bu Karac’oğlan’a
“Öksüz aşık deyişleri eseldir/ Karac’oğlan ise eski meseldir/ Eskisi çağrılır keyfe keseldir/ Biz şair saymayız öyle ozanı” diyor.
Onunla ilgili “Karoğlan Türküsü” de şöyle:
“Karoğlan Karoğlan/ Karoğlan Karoğlan/ Bende güzel gözler var/ Ondan m’isten Karoğlan/…/ Karoğlan Karoğlan/ Bende ayva göbek var/ Ondan m’isten Karoğlan// He he hanım kız/ He he he he canım kız/ Yenile de bildin derdimden derdimden”(s. 77)
Karacaoğlan birçok yere mal edilmektedir. Bir şiiri yanlış değerlendirilerek; Kırşehir-Mecidiye-Mamalı Köyü’nden olduğu ileri sürülmüştür. Şöyle:
“Karac’oğlan der ki kolu bağlıyım/ Ciğerciği aşk oduyla dağlıyım/ Mamalı’da ben bir Rıdvanoğlu’yum/ Kaplan postu giydiklerim kal demiş” (s. 83)
Bu konuda yanlış değerlendirmelerle ilgili 84, 85. sayfalarda da örnekler vardır. Sözgelimi, Kul Mustafa’nın şiiri Karacaoğlan’a mal edilmiştir. “Hazır ol vaktine ey Acem Şahı” diye başlayan şiirlerin dördü de Kul Mustafa şiirinin varyantlarıdır. Kitapta, A-B; AB diye işaretlenmiştir.(s. 85…88)
Şiirin ilk dörtlüğü şöyle:
“Sana derim sana ey Acem Şahı/ Üstüne Mağrip’ten asker geliyor/ Tahtını yıkıp da mülkün almağa/ Sultan Murad kalkmış kendi geliyor” (s. 85)
Gemerekli Öğretmen Fikri Gönen’in not defterinden “1045 (1636)’de göbek adım koyuldu/ Çingiroğlu özbe, benim boyumdur” dizeleri aktarılıyor. 1876’da ise Karacaoğlan’ın köyünü gören Ahmet Hamdi Efendi, onun Varsaklı-Sayıloğullarından olduğunu yazıyor. Sayıloğlu Mehmet Efendi diye biri yaşıyormuş o sıralar. Babası Kara Halil’in (*) Sayıl askeri yazılmasından dolayı Sayıloğlu adını almış.
İlgili dörtlük şöyle:
“Sayıloğlu eder dilek/ Ahımdan yatmıyor melek/ Ahir bizi eder helak/ Bu dert ki bize sarmaşmış”(s. 94)

Ali Rıza Yalgın da Feke’nin Göğceli Köyün’de, Çingirlilerin evine gitmiş.
“Göğceli idi benim yerim durağım/ Evel yakın idim şimdi ırağım/ Felek beni nazlı yârdan ayırdı/…/ Göğceli’den çıktım çocuktum/ Feke’ye geldim ayıktım/ Kozan’da sıcaktan bayıldım/ Dön Karac’oğlan dön obana” (s. 95)
97. sayfada Kara İlyas yazıyor, hangisi doğru?
3. Karac’oğlan:
19.yy’da Silifke’de yaşamış. Halk ona “ Küçük Karac’oğlan” diyor. Aşık, şiirlerinde yalnızca “Karac’oğlan” adını kullanıyor.
“Hey ağalar tarih eylen bu yıl/ Bin iki yüz üçtür bu sene” diyerek 1866’yı işaret ediyor. /…/
“Karac’oğlan kendi derdin şaşırır/ Akar gözü yaşı derya coşurur/ Medet, tecir gelmiş canlar deşirir/ Veresiye koymaz peşin alır bu sene”(s. 101)
4. Karac’oğlan: 19.yy’da yaşadığı, Yozgatlı olduğu belirtilen bu Karac’oğlan hakkında bilgi yoktur…
5.Karac’oğlan: Bu Karac’oğlan hakkında da bilgi yok. Müjgan Cumbur bir şiirini yayınlamış. Bir dörtlüğü şöyle:
“Karacoğlan gezer ilden ile/ Garip bülbül gibi konar gülden bir güle/ Destan olup düştüm dilden dile/ İnin turnalar hoş yayladır Türk ili” (s.103)
08 Temmuz 2021, Çamlıyayla
Dipnot:
*.İlhan Başgöz – Karacaoğlan (İki cilt, 1. cilt yazılı, 2.cilt şiirli) Dünya Klasiklerinden Cumhuriyet Kitap y. Eylül 1999, İstanbul.
****





