KARACAOĞLAN’DA HOŞGÖRÜ

KARACAOĞLAN’DA HOŞGÖRÜ (*)

M. Demirel Babacanoğlu Yazdı

Türklerin var olduğundan beri onların biriken kültür mirasını kendinde toplayan Karacaoğlan, Türkçe’nin, sevginin, aşkın ozanıdır. Karacaoğlan’ın şiirleriyle tanıştığımda gençliğe yeni adım atmıştım. Köyümde, yöremde Karacaoğlan’ı okuyan dellenir (deli) derlerdi.

Deneyeyim dedim, bakalım deli olacak mıyım? Köye gelen çerçilerden bir Karacaoğlan kitabı aldım, okudum. Ona özenen, onu taklit eden üç dört defter dolusu şiir(!) yazdım… Onlar şiir değildi attım.

Kadirli Heybe dergisinde (1963, sayı 3) Aklı Kara adlı bir şiirim yayınlandı. O zamanlar öğrenciyim. Bundan sonra şair denmeye başlandı bana…

Karacaoğlan’da Türk Kültürü bir bileşke olarak toplanmıştır. Şiirlerinin yapısı, özü, iletisi bu bileşkeyle örülüdür. Onun şiirlerinin bir tekinde bile sevgisizlik görül(e)mez. Yer yüzündeki bütün varlıklar onun sevgisiyle donanmıştır desem fazla abartmış olmam!

Her yerde Karacaoğlan konuşulur. Çadırda, evde, göçte, yolda, koyun kuzu, keçi otlatırken, deve güderken, taştan taşa sekerken, daldan dala konarken, pınar başında su içerken, çeşme başında gülüşürken, oyun oynarken, sevgiliyle sevişirken…

Karacaoğlan bütün kızların sevgilisidir. Yalnız bir kız vardır, Karacaoğlan sevgisine eremeyen…

Ama bir gün, Karacaoğlan’la çağıl çağıl akan kaynaktan çıkan su başında karşılaşırlar. Ona marazi bir kıskançlıkla, “Kara marsığın birisin sen” diye bağırır.

Herkesçe bilinir ki “Karacaoğlan, karayağız, seyrek sakallı, şuh meşrep, uzunca boylu, levent bir ozan.”(1) Onu, obası, çevresi “Karaca, Karacaoğlan” diye çağırırlar. En çok bilineni, söyleneni “Karacaoğlan”dır.

Karacaoğlan bu kızın sözlerine hiç kızmaz, gönlünü almak, kendini bağışlatmak sevgisini kazanmak için şu şiiri söyler:

“Bana kara diyen dilber

Gözlerin kara değil mi

Yüzünü sevdiren dilber

Kaşların kara değil mi

Beni kara diye yerme

Mevlam yaratmış hor görme

Ela göze siyah sürme

Çekilir kara değil mi

İllerde konup göçerler

Lale sümbül biçerler

Ağalar beyler içerler

Kahve de kara değil mi

Karacaoğlan der inşallah

Görenler desin maşallah

Kara donludur Beytullah

Örtüsü kara değil mi?”

Karacaoğlan gezgin bir insan, Mısır’dan Helep’e, Halep’ten Konya’ya, Konya’dan İstanbul’a, İstanbul’dan Frenkistan’a bir çizgi çizersek Karacaoğlan’nın ne çok yer gezdiğini görürüz. Onun şiirlerine baktığımızda bini aşkın yer adlarını görebiliriz.

Gezginlik ona çok sayıda insan tanımayı sağlamıştır. Aşıklıkla insan tanıma birleştiğinde insan severlik bu şiirinde de ağır basmaktadır. İnsanı teninin renginden dolayı ayırmıyor. Onda siyah beyaz ayrımı, kavramı yoktur. Bu açıdan bakınca Karacaoğlan’ın özünde, şiirinde, yaşama düzeninde demokrasinin temeli yatıyor.

Günümüzde bile bazı devletlerin, siyah beyaz, din, dil, ırk ayrımını sürdürdüğünü düşünürsek, Karacaoğlan’ın önemi daha çok artıyor. Türk Kültürüne katkısı daha çok belirginleşiyor. Eğer o devletlerin bir Karacaoğlan’ı olsaydı, böylesine ayrım kayrım olur muydu?

Rahmetli Ayşe teyzemden dinlediğim bir öyküyü burada anlatmak istiyorum.

Karacaoğlan çeşmede su içerken yaşlı bir kadın da atını sulamaya gelmiş. At Karacaoğlan’ı görünce çeşmeye yanaşmakta inatlaşmış. Yaşlı kadın ata kızarak “Yaha gözün kör ola Karacaoğlan” demiş. Karacaoğlan dingin bir sesle; “Neden öyle söylüyorsun nine” demiş? Yaşlı kadın, “Ne bileyim oğul, herkes öyle der de”… demiş. Karacaoğlan kendini tanıtmadan uzaklaşmış oradan.

Karacaoğlan için, her yere sevgi dağıtmak kolay şey midir? Hoşgörü onun olacaktır. Bir insan birini sevdi mi, onun adını, at’a, mata kor. Bu da sevginin bir başka yönüdür.

Bir öykü, ya da söylence.

Karacaoğlan oba beyinin kızı Elif’e aşık olur. Bey kızını vermez. Kan kardeşi Deli Hüseyin’in yardımıyla kızı kaçırır. Andırı’nda Küçükalioğlu adlı bir beye sığınırlar. Beyin Halil adında çapkın bir yiğeni vardır. Obada takılmadığı,

asılmadığı gelin kız yoktur! Elif’e de takılır. Elif kabul etmez hiç. Utancından bu olayı kimseye söyleyemez. Halil, şu öneride bulunur. Elif’le bir gece yatacak ama ona dokunmayacak, buna karşılık bir daha da Elif’i rahatsız etmeyecek. Elif kabul etmek zorunda kalır. Karacaoğlan’ın düğünde olduğu bir gece gerçekleştirilir bu olay.

Karacaoğlan’ın o sırada sazının teli kopar. İyiye haber değildir bu.

Karacaoğlan kalkar saz teli almak için evine gelir. Bakar ki Elif ile Halil yatıyorlar; üzerleri açılmış. Abasını çıkarır örter üzerini, uzaklaşır oradan.(2)

Aynı olay, Cahit Öztelli’nin kitabında Halil yerine Karacaoğlan’ın yiğeni Göğ Yusuf geçer.(4)

Bu nice hoşgörü kaç kişide olabilir?! Günümüz insanın da bile çok az rastlanacak bir durumdur bu! Bir genç arkadaş sevgilisine yazdığı şiirde şöyle ndiyordu.

“Tutmasam kendimi/ Sıkacaktım başına”

Olmaz değil mi? Böyle şiir olmaz. Günümüzden üç yüz yıl önce yaşamış olan Karacaoğlan’da böyle şeyler görülmez. İnsanın, insana olan sevgisi, kendine olan saygısı önemlidir. İlle de seni sevmesi zorunlu değildir bir insanın ya da sevgilinin. Onun, sevme; sevdiğini, sevmediğini söyleme özgürlüğü vardır.

Baskı altında söylenen sevgi, sevgi değildir.

Karacaoğlan şiirlerinden sevgiye, saygıya, hoş görüye örnek hangisini alabiliriz? Hepsi sevgi, saygı, aşk içeriyor. Bütün şiirleri arasından birini, bir kaçını seçmek kolay görünmüyor bana. Bütün bununla birlikte, birini, birkaçını örneklemek zorunluğu çıkıyor ortaya.

Karacaoğlan bir gün sevgilisi ile sözleşir. Bir akşam bir sözleşme yerinde buluşacaklardır. O gün sabırsızlanır Karacaoğlan. İlk akşamdan sözleşme yerine varır. Bakar ki sevgilisi gelmemiş.

Şöyle der:

“İlk akşamdan vardım kavil yerine

Öne gördüm kömür gözlüm gelmemiş

Bilmem gaflet bastı yattı uyudu

Bilmem o yâr bize küstü gelmedi”

Düşünür, neden gelmedi diye? Neler konuşup, neler söylediklerini beyninden geçirir. Hangi zahmet, hangi tedirginlikle kavil yerine geldiğini sorgular kendi kendine. Ama sevgili gelmemiştir.

Hay Allah, sevgilisi gelmeyince ne yapan insan? Herkes Karacaoğlan değil ki? Çağımızın insanı bile sabır gösteremez! Canı sıkılır, kızar; olmadık olumsuz şeyler düşünür, aşağılar, bir anda yok etmek ister onu! Benzer olaylar her gün basında okunmuyor mu?

Karacaoğlan’da bu tür yanlışların hiçbirisi yoktur. O, neden gelmediğini, gelemeyeceğini düşünür. Belki gaflet basmış, yatmış uyumuştur. Belki de bir suçu olmuş, küsmüş gelmemiştir. Olamaz mı? Her olayın bir nedeni vardır. Değil mi? O neden, çok boyutlu düşünülmelidir.

Bu düşünüş biçimini Karacaoğlan’da görüyoruz. Bu açıdan bakınca Karacaoğlan hoş görülü, demokrat bir sevgili aşıktır. Bu açıdan bakınca Karacaoğlan döneminde kadın haklarına önem verildiği söylenebilir. Zaten Yörüklerde kaç göç yoktur. Hep birlikte yaşarlar. Kadın erkek hakları eşit, dengelidir…

“Benim yârim gide gide donandı

İkrar verdi cahil gönlüm inandı

Ay da geldi orta yeri dolandı

Seherin yelleri esti gelmedi”

İlk akşamla kalınsa iyi ya? Karacaoğlan bir umutla bekliyor sevgilisin. Ama, ne ki gece geçiyor, ay dolanıyor, neredeyse tan ağaracak, sabah yelleri esecek… sevgili gelmiyor. Ne diyebilir ki Karacaoğlan? “İkrar verdi cahil gönlüm inandı” diyor. İnsan aşık olunca, usu bilisizleşir, gönlü çocuklaşır, düşünemez olur(!).

Benlik yoktur, çıkmıştır ondan. Sevgi bütün kusurları örter…

“Unuttu mu ahdı amanı netti

Başın alıp gayrı diyare gitti

Benim mecbur olduğu fark etti

Zalım garez etti gelmedi”

Ahd aman unutulur mu?! Acaba? Acaba unuttu mu? Oldu ya, başına bir dizi belalar geldi! Babası yahut anası bin bir türlü işlerle eğledi onu. Ağabeyi yanında ayrılmadı! Belki de sevgimizi anladılar! Ne bileyim, kim bilir neler oldu. Bu arada ahdı amanı unuttu. Bir şeylere canı sıkıldı, esriklendi, delendi; benim gibi bir sevgilisi olduğunu aklından çıkarttı. Başını alıp bir yerlere gitti.

Her şeyden umudu kesti, canından bezdi, canına kıymak üzeredir! Ya da bunların hiç biri değil. Benim kendini sevmeye mecbur olduğumu fark etti, oyun etti bana, gelmedi! Öç mü alıyor benden?! Yok yok olamaz, ne yaptım ben ona? Bir garez olabilir ortada! “Zalım garez etti gelmedi”

“Karacaoğlan der ki kervanım döndü

Gönlüm yücedeydi engine indi

Seherin yelleri şafağın bendi

Hani usul boylu Suna’m gelmedi” (s. 89)

Döne döne, dolana düşüne, söylene söylene bekledi Karacaoğlan, sabah oldu “usul boylu Suna” gelmedi. Ne yapsaydı acep? Beynini boşalttı, doldurdu; akıl sır erdiremedi gelmeyişine Suna’nın/ Bulandı durağı, içi yüreği. Onca neşesi, onca mutluluğu uçtu gitti. Üzgünleşti, gönlü yücedeydi engine indi. Bunca zaman bekle, saherin yelleri essin, şafağın bendi söksün sevgili yâr gelmesin?!

Olacak şey mi? Değil! Değil ama Karacaoğlan’a göre yine de kusur kendisindedir!…

O ne yücelik, ne hoş görürlük…

“Hani usul boylu Suna’m gelmedi” diyor. Sevginin en yoğununu döküveriyor buraya. Bir gül fidanı okşar gibi, bir ananın yumuşak sesi gibi söylüyor şiirini.

Konuya uygun, şiirlerden aldığımız dörtlüklerle bitirelim sözümüzü.

“Gene dumanlandı dağların başı

Acep yavrumun da ili kış m’ola

Küçücükten sevdasını çektiğim

O da benim gibi gözü yaş m’ola” (s. 54)

“Ala gözlerine kurban olduğum

Şay edip aleme bildirme beni

Açıp ak gerdanı durma karşımda

Ecelimden evel öldürme beni” (s. 101

“Seherde uğradım ben bir adil hana

Dostum sultan olmuş ilin üstüne

Cemalin gördüm oldum divane

Selamına durdum yolun üstüne” (s. 216)

….

“Karacoğlan eydür sarsam dilber

Kelp rakipler birbirine girerler

Bundaki güzele niçin kıyarlar

Güzeli balınan beslemek gerek” (s. 117)

“Karacaoğlan der ki dağlar meşesi

İki güzel birbirine düşesi

Biri güldür biri gül menevşesi

Karacoğlan ikinize kul olur” (s. 244)

“Hadini de Karacoğlan hadini

Aramazlar gurbet ele gideni

Ak göğsün üstünde çakır dikeni

Bitmeyince gönül yardan ayrılmaz” (s. 269)

“İncecikten bir kar yağar

Tozar Elif Elif deyi

Deli gönül abdal olmuş

Gezer Elif Elif deyi” (s. 349)

Karacaoğlan bir okyanustur, içinde yitiverir insan.

Dipnot:

(*)-1.BİLDİRİLER: Uluslar arası Karacaoğlan ve Halk Kültürü Sempozyumu-, s. 28-29;// 21-23 Kasım 1990, Adana

  • (1).Cahit Öztelli-Karacaoğoğlan, 475 sayfa, 7. Baskı, Özgür y., 1983, İst. Sayfa No: 25, 54, 101, 216, 117, 244, 269, 349.
  • (2) Yaşar Kemal, Üç Anadolu Efsanesi, Toros y.
  • Saadeddin Nüzhet Ergun, Karacaoğlan, 16. Baskı, 395 sayfa, İstanbul Maarif Kütüphanesi y. (Yayın yılı yazılmamış)
  • M. Demirel Babacanoğlu- Karacoğlan’ın Karası, Yaba dergisi, sayfa 110; s. 1983/28-29, Ankara

****

Read Previous

Çirkin’in Galası Muhteşem Oldu

Read Next

Maria Kılıçlıoğlu Baraz Sergisi Galeri Selvin’de

Most Popular