Feke Karacaoğlan Köyünde Şenlik Vardı

Feke Karacaoğlan Köyünde

Şenlik Vardı

M. Demirel Babacanoğlu Yazdı

Torosların kanyon vadisinde kurulmuş 4903 nüfuslu Feke’ye girdik.

Vadinin ortasından Göksu Çayı geçiyor. Feke’yi ikiye ayırmış. Yamaçlarında evler, devlet yapıları, bahçeler, bağlar, ormanlıklar yer almaktadır. Çevresi dağlarla tepelerle çevrilmiş Feke, şirin güzel yaylalık bir yer.  Karacaoğlan Köyü batı kuzeyine düşmektedir.

Karacaoğlan, diğer bir adı Gökçeli olan bu köyde doğmuş. Köye ulaşmak için Feke Orman İşletmesi Jeep’iyle yollara düştük. İnişli, çıkışlı, dik yamaçlı kanyonlara bakarak yol almaktayız. Jeep’te aşıklar, ben, sürücümüz Musa Şener var. Şener’in beyni çalışıyor, eline, ayağına, koluna kumanda ediyor. O çılga taşlık yamaçlı, keskin dönemeçli yollar onun ellerini sarssa bile, o tüm ustalıklarının kullanarak bizi Gökçeli Köyü’ne sağlıkla ulaştırmayı başarıyor.

Köye vardığımızda jeep’ten iner inmez Muhtar ve çevresindekiler bizi karşılıyor. Birkaç ev gözümüze çarpıyor; soruyoruz? Buranın köyleri dağınık olurmuş. Bir evden bir eve gidinceye kadar birkaç türkü söylenirmiş! Nüfusun çoğu da dışarılara, kentlere göç etmiş. İş aramaya, geçim sağlamaya çıkmışlar. Gelir kaynakları oldukça darmış. Ormandan, küçükbaş hayvanlardan, biraz ekin, biraz üzümden yararlanıyorlarmış!

Davullar çalıyor Karacaoğlan aşkına. Köylüler, konuklar çevrelenmişler izliyorlar. Az sonra konuşmalar başladı. Feke Kaymakamı Faruk Günay, “Amacımız şenliklerin daha kapsamlı bir biçimde düzenlenmesini sağlamak. Feke’mizi turistik bir alan haline getirmek. Ülkemizi bu yönüyle de tanıtmak istiyoruz. Karacaoğlan Şenliklerinin gelecekte de sürmesini, hayırlı uğurlu olmasını diliyoruz. Maddi çıkarlar gözetmeden ilçemize gelip bizi, Karacaoğlan yöresini şenlendiren aşıklarımıza gönül dolusu teşekkürler ediyoruz, Karslı aşıklar davet edildikleri halde gelmediler. Bu durum bizi üzmüştür. Önümüzdeki yıllarda bilim insanlarının da katılımı olacak, şenlik kapsamı genişleyecek. Gerçek, Karacaoğlan’ın doğum yerinin Feke Karacaoğlan Köyü olduğu üzerinde durulacak. Bu bilginin bütün yurtta yaygınlaşması sağlanacak” dedi.

Kürsüye Belediye Başkanı Özdoğan Aksak geldi. “!7. yy. yaşayan büyük ozanlarımızdan Karacaoğlan herkesçe  kabul edilen değerli bir ozanımızdır. Burada Gökçeli Köyü’nde doğan ozanımız şiirlerini açık seçik yalın bir dille yazmış, söylemiştir. O nedenle herkesçe sevilen bir ozan olmuştur” dedi, çağrılıları, halkı selamladı, iyi dileklerde bulundu.

Daha sonra da Karacaoğlan’ın torunlarını temsilen Aşık Hacı Karakılçık (Feke) çağrıldı kürsüye, aldı sazı eline, bakalım ne söyledi?

“Feke’dir Karacaoğlan’ın yeri/ Diller Karacoğlan söyler bu elde/ Bize on yedinci Asırdan beri/ Yıllar Karaoğlan söyler bu elde// Gökçeli köyüdür baba ocağı/ Mesken olmuş Torosları kucağı/  Varsak Aşireti  Türkmen bucağı/ haller Karacoğlan söyler bu elde// Anıtın yapmışlar Mut ilçesinde/ Herkes sahip çıkar Türk ülkesinde/ Çoban kavalında saz nağmesinde/ Teller Karacoğlan söyler bu elde// Karakız’la Elif bizim Varsaklar/ Karacaoğlan’a delil kaynaklar/ Göksu İn deresi coşar ırmaklar/ Seller Karacoğlan söyler bu elde// Garip Hacım yalan katmaz her işe/ Geleceğim bağlı durur geçmişe/ Genç ihtiyar yedisinden yetmişe/ Kullar Karacoğlan söyler bu elde”

Deyip kesti, sonra diğer aşıklar sırayla gelip sazlarının tellerine “Karacaoğlan” deyip dokundular, inledi Karacaoğlan Köyü

Karacaoğlan kahvesi (Çıtlıktan yapılan bir kahve), ayranı geldi içtik. Karacaoğlan bazlaması üzümü geldi, yedik. Kalktık, Karacaoğlan Çadırı’nı gezdik. Önünde yayık, elinde çömçesi Karacaoğlan anası… köylüler, konuklar, çağrılılar özdeşleştiler Karacaoğlan‘la.

Gün derilmiş, sabah olmuştu. Karacaoğlan Piknik ve Dinlenme yerinin açılış törenleri vardı. Orman İşletmesinin jeeplerine, arabalarına binildi yola girildi.  On beş km. sonra piknik yerine gelindi.

Karacaoğlan Köyü Muhtarı Bekir Çilingir için Karacaoğlan’ın akrabası  deniyordu. Onu öğrenmek istiyordum: Göksu Çayı’nın şırıltılarını dinleyerek Asma Köprü’yü acemice geçtim. Muhtar’la ulu bir çınar altındaki kabaca yapılmış piknik masasına oturduk.  Çevrede kuşlar, Karacaoğlan Karacaoğlan diye ötüyordu.

Köşkler vardı ağaçların üstünde. Köşklerde, gençler, kızlar, çocuklar hep Karacaoğlan diye bakıyordu… Göksu Karacaoğlan’ın çarıklarını ıslatmış, güleç bir durgunlukla; sevgi, sevgi diye akıyordu. Üstündeki asma köprüye kızıyor gibiydi! Yamaçlar, karşı yamaçlar elli altmış metreye varan çam ağaçlarıyla güzelleşmiş, gelen konukları bağrında yaşatmaya, güldürmeye durmuştu. Yine biz Çilingiroğlu Muhtarla konuşmaya başlamışız.

Neden ‘Çilingiroğlu’ Muhtar?

  • Soyadı yasası çıkmadan önce lakabımız Çilingiroğulları’ydı; yasa çıkınca bu lakabı soyadı olarak aldık. Çilingir, kilit, anahtar gibi ince işleri yapan demirci anlamına gelir. Oysa bizim soyda demirci yok. Ancak ben bir ay kadar demirci yanında çalıştım. Soyadımızın ‘Çilingiroğlu’ olması buna bağlı değildir…

Karacaoğlan soyundan geldiğiniz söyleniyor… Ne diyeceksiniz?

  • Evet, dedem Mehmet Çilingir, Karacaoğlan yüzde yüz bizim soydan derdi. Diğer büyüklerimiz, köyün ileri gelen yaşlıları bizim Karacaoğlan soyundan geldiğimizi söylerlerdi. Onun için Karacaoğlan’ın akrabası olduğumuzu çekinmeden söyleyebilirim…

Karacaoğlan’ın Gökçeli Köyü’nden olduğu nereden belli?

  • Karacaoğlan şiirlerinde Kabak Tepesi, Sümbüllü Kayası, Sinekli Dere, Hevkeli, Düşmüş, Tereli Pınar, Karaardıç Dağı, Akdağ, (Okka Dağ), Arpalık… gibi yer adları bizim köyün çevresinde bulunmaktadır. Sözgelimi, Kabak Tepesi, Sümbüllü Kaya, Sinekli Dere köyün güneyindedir. Hevkeli, şimdiki Orman İşletmesi’nin ana deposunun bulunduğu yerdir. Bu deponun üstünde Karaardıç Dağı vardır. 

“Karamığın Karaardıç içinde/ Kırmızı önlüklü yar ister gönül/ Akdağı derler de ünüm var dağlar/ Karacaoğlan’ım ünüm duyuldu// Yüz on beşte göbek adım vuruldu/Ecce soyumu sorarsan/ Gökçeli Çilingiroğlu/ Şimdiden gurbete düştüm// Karacoğlan budur halim/ Niğnemeli dünya malım/ Gökçelidir benim elim/ Elimden haberin var mı?”Bu dörtlükler kanıtlamaz mı, Karacaoğlan’ın Gökçeli Köyü’nden olduğunu? Ayrıca Serdar Karısı, iki göbek öncesi dedesinden işitmiş bunları, bize söyler dururdu.…

-Sizin soyda aşık var mı?

  • Emmim Mehmet Ali aşık oldu;  kızlara şiirler söyledi. Kendim de gençliğimde türküleri güzel söylerdim. Çocukluğumda, Ramazan diye bir yakınımız saz çalar, şiir yazar, aşık tarzında Karacaoğlan söylerdi.

-Teşekkür ederim. Söyleyeceğin başka bir şey var mı?

  • Bizim Köy şimdi belediye Mahallesidir. Sudan, yoldan mahrumiyet çekiyoruz.  Okulumuz yok. Çocuklarımız dört km uzaklıktaki Yerebatar Köyü’ne gidip geliyorlar. Kışın gidiş gelişler çok zor oluyor. Devletimiz bize el uzatsın. Karacaoğlan Köyü’nü şenlendirsin. Sorunlarımız çözülsün… 

Bir de elimize  70 sayfalık kitap geçmişti. Halamın oğlu Halil Sel, Kozan‘ın Pekmezci Köyü’nden Selanik Macırı olan bir kocadan almış. Bu kitabı inceledik. Karacaoğlan’ın ruhunu yazıyordu. Bundan 15 yıl kadar önceydi, kitabı o zaman Adana Halk Eğitimi Merkezi Müdürü Mustafa Bozer’e zimmetli olarak verdik. Şimdi o kitap yok. O da elinden bir başkasına aldırmış. O kitap olaydı, daha bir çok bilgiler aklımızda kalırdı, bize de kanıt olurdu.

O kitaptan okumuştum. Karacaoğlan bir yaşında annesini, babasını kayıp etmiş. Minik öksüz  Karacaoğlan’ı köylü toplanarak Gökçe Hoca, hak bilir diye ona teslim etmişler. Malını mülkünü hoca kullanmış, çocuğa da bakmış. Çocuk 14-15 yaşına gelince ‘Ben büyüdüm artık’ diyerek, malını mülkünü istemiş. Ama Gökçe Hoca hesap kitap ederek bunca yılın bakma ücreti, malın, mülkün ücretini aşar, sen bana borçlusun deyip vermemiş. Karacaoğlan, Allah’ından bulursun diyerek vurmuş sazını sırtına ayrılıp gitmiş köyden Maraş taraflarına…

Oralarda düğün çalıyor. Sazının teli kırılıyor. Sazın telinin kırılması iyeye işaret değil. Hemen köye dönüyor. Bakıyor sevgilisi Karakız yiğeniyle yatıyor. Onları böyle görünce kendi sırtından çıkardığı mesleğini (Bir çeşit aba) onların üstüne örtüyor. Yeniden Maraş’a düğüne varıyor. Köye gidip geldiğine kimse inanmıyor.  O da gidelim görelim Karakız’dan bir su isteyin diyor. Eğer yüzüme bakarsa bu iş doğrudur. Bakmazsa yanlış. Bu söz üzerine geliniyor Gökçeli’ye; kızdan bir su istiyorlar. O da Karacaoğlan’ın yüzüne bakamıyor. Üzerinde kara giysiler vardır.

Karacoğlan sazını eline alıp;

“Giymediğin kara donu/ Yâr karşımda giydin bugün”

diye bir türkü söylüyor, sonra da köyden ayrılıyor, bir daha köye dönmüyor Karacaoğlan.

Konuşmamız bitmişti ki, Karacaoğlan Piknik Alanı’nın açılışı çoktan yapılmış. Orman İşletmesi Müdürü açış konuşmasını bitirmiş.  Öğle vakti gelmiş. Kavurma kokusu yayılıyor ortalığa. Az sonra ağaç masalara getirildi.  Üçer beşer lokmalarla indirdik midemize. Herkes sevinç içinde bir bayram havası yaşıyor.  Sazlar çalıyor… Eyup Todil’in elinde saz, “Aheeyyyy” diye başlıyor.

“Ala gözlerini sevdiğim dilber

Şu gelip geçtiğin yollar öğünsün

Kadir Mevlam seni öğmüş yaratmış

Kısmeti  olduğun kullar öğünsün

Huri Melek var mı senin soyunda

Bir nazarım kaldı usul boyunda

Kadir gecesinde bayram ayında

Üstüne gölg olan dallar öğünsün

Der Karacaoğlan garibim garip

Garibin halinden ne bilsin tabip

Akşamdan soyunup koynuna girip

Boynuna sarılan kollar öğünsün”

Ardından diğer aşıklar sazlarını inletirken,  biz Halk Eğitimi Merkezi Müdürü Kayış‘ı dinliyoruz;

“12 Eylül öncesinde kimi siyasal olaylar nedeniyle iki yıl kesintiye uğrayan şenliğin 9.’sunu kutlamaktayız. Şenlik 1974 yılında, o günün Belediye Başkanı İsmail yılmaz tarafından başlatılmıştır. 1976’da da büyük bir kalabalıkla kutlandı. Temsili göç gösterileri yapıldı. TRT’de yayınlandı. Bu sene 13 aşık şenliğe katıldı. 

Şenlik komitesi;  Kaymakam, Belediye Başkanı, Orman İşletme Müdürü, Halk Eğitimi Merkezi Müdürü olarak elimizden gelen gayret gösterilmiştir. Birçok kurum ve kuruluşları davet ettik. Bütün amacımız Karacaoğlan ve çevremizi tanıtmaktır. Kültür ve turizm bakımından çevremize olumlu katkılarda bulunmak”  dedi.

Baktık ki, Gül Ahmet söylüyor:

“Binim şu gönlümün öz duygusunda

Doğduğumdan beri var Karacoğlan

Onun türküleri hep kokusunda

Gerçek sevenlere sır Karacoğlan

Yiğit olanlara olmaz çatmalar

Seven insanları tutar sıtmalar

Onun sevgilisi Elif Fatmalar

Bütün güzeller yâr Karacoğlan

Ninni dolmuş türküsüyle beşikler

Ondan derman bulur bağrı deşikler

İlham alır yeni yeten aşıklar

Karanlık yollara nur Karacoğlan

Gül Ahmet’im iplik iplik dokurum

Bülbül oldum gül dalında şakırım

Ruhuma Fatihalar okurum

Bana ilhamından ver Karacoğlan”

Gözüm, Belediye Başkanı Özdoğan Aksak’a ilişti. Onunla da konuşmak istiyordum. Hemen yanına gittim, konuşmaya başladık. Şenliğin hakkında neler söyleyeceğini sordum. Şöyle başladı söze:

“1974 yılında Karacaoğlan Derneği’ni kurduk. Aynı yıl Eylül ayı içerisinde Karacaoğlan Şenlikleri başlatıldı. Öncülüğünü ben yaptım. Televizyon ilk yılda (1976) şenlikle ilgili yayın yaptı.  Bu arada bazı nedenlerle dernekten ayrıldım. 1977-78-79’da şenlik yapılamadı. Yeniden dernek başkanlığına seçildim, 1984’e kadar görev yaptım.

Şimdi Belediye Başkanı olarak Karacaoğlan Şenliklerine gerekli katkılarda bulunmaya çalışıyorum. Bundan sonraki yıllarda daha iyi anma etkinliği yapılacağına inanıyorum. Maddi gelir sağlayamıyoruz. Giderleri belediyemiz ve Onman İşletmesi sağlamakta. Halk Eğitimi Merkezi Müdürlüğü de gereken katkılarda bulunmaktadır.

Daha önceki yıllarda (1974) Cahit Öztelli, İrfan Ünver Nasrattınoğlu, Müjgân Cunbur geldiler, Karacaoğlan semineri düzenledik. 1976 yılında da İstanbul’da Prof Sadi Irmak Başkanlığında gerçekleştirilen Uluslar arası Seminere Karacaoğlan Derneği olarak Folklor ekibiyle Feke’yi temsilen katıldık. 

Bu seminerde, Karacaoğlan’ın doğum yeri Feke, ölüm yeri Mut kabul edildi. 1986’da daha geniş ve ayrıntılı olarak hazırlanacağız.  Karacoğlanla ilgili bilim insanları ve yazarlarla seminer yapmayı gerçekleştirmeye çalışacağız.”

Karacaoğlan İlkokulu Bahçesi’ndeyiz. Gökte bulut yok, dümdüz, aydınlık bir gecenin içindeyiz. Feke halkı toplanmış etkinlikleri  izleyecekler… Aşıklar sazlarına düzen verdiler, halkın karşısına oturdular. Tezeneyi vurdular sazın teline.

Aşık Fezai (Sabri Topçu) Adana); uzun bıyıkları, kavrulmuş yüzüyle  söyledi türkülerini.

“Yedi kıtada hırlıyor/ Yuh savaşın canavarı/ Yeşil alevler parlıyor/ Yuh savaşın canavarı// Yerle göğe boyu sığmaz/ Aç gözlüdür karnı doymaz/ Yuh savaşın canavarı// Dünyayı ağzına takmış/ Nice medeniyet batmış/ Yuh savaşın canavarı// Başı ahtapota benzer/ Etebor dişler ezer/ Vampirler  beraber gezer/ Yuh savaşın navarı// Korku üstü korku salar/ Ölüm alevini çalar/ Baş keser kanun yapar/ Yuh savaşın canavarı// Milyon milyon insan yenir/ Ağzı kanlı gözü dönmüş/ Tüm sevgi ateşi sönmüş/ Yuh savaşın canavarı// Yakar yıkar ezer bozar/ Kendine cehennem kazar/ Kan kokar üç beş dev azar/ Yuh savaşın canavarı// Sulh roketiyle vurmalı/ Ta Arasat’a sürmeli/ Dünya barışı kurmalı/ Yuh savaşın canavarı// Atatürk evrensel önder/ İmhayı ihyaya dönder/ Fezai uzaya gönder/ Yuh savaşın canavarı” 

Sefil Selimi (Sivas):

“YANSIN-Hor görme rahmanın kudreti kulda/ Kul yanmasın Sefil Selimi yansın/ Her maharet mevcut eloğlu elde/ El yanmasın Sefil Selimi yansın// Nefesler olmasa inler mi neyler/ Parmaklar olmasa el yalnız neyler/ Herkesi yan yana tatlı dil eyler/ Dil yanmasın Sefil Selimi yansın// Yolcular menziline yetirir/ Hasreti hasrete karşı getirir/ Belki bir aşığı dosta götürür/ Yol yanmasın Sefil selimi yansın// Yolcuyu bitmeyen yol inletiyor/ Arıyı yaptığı bal inletiyor/ Sazı birkaç tane tel inletiyor/ Tel yanmasın Sefil Selimi yansın// Halıya kilime nakış vurdular/ Dokuyanlar emek verir yorulur/  Gün gelir ki yâr altına serilir/ Çul yanmasın Sefil Selimi yansın// Yere atma tepelenir ezilir/ Kıymeti zay olur rengi bozulur/Bir yazmaya bir oyaya dizilir/ Pul yansamın Sefil selimi yansın//  Ağaçlar dikilir bir orman olur/ Herkes bir ev yapar bir derman bulur/ Kuşlar acı çeker yuvasız kalır/ Dal yanmasın Sefil Selimi yansın// Benden başkanısın elemi mi var/ Gönül dağlarından eksik olmaz kar/ Bağlar çirkin kalır bülbül ötmez zar/ Gül yanmasın Sefil Selimi yansın//Baş ayağa bağlı ayak da başa/ İncitme kimseyi yaşa hoş yaşa/ Çok güzel yakışır kirpiğe kaşa/ Kıl yanmasın Sefil Selimi yansın// Ey Sefil Selimi acı her cana/ Yakıp da kimseyi düşme isyana/ Yanan bir şey fayda etmez insana/ Gel yanmasın Sefil Selimi yansın”

Mustafa Polat (Dertli Polat)-Kozan:

“Sıladan gurbete gider aşıklar/ Ömrünün çoğunu yolda öldürür/ Has bahçede zar eyleyen bülbüller/ Feryadını gonca gülde öldürür// Senin aşkın beni eyledi heder/ Gönlüme taht kurdu gam ile keder/ Aşklar Kerem’i yakar kül eder/ Leylalar Mecnun’u çölde öldürür// Mustafa Polat’ım çağlayıp akmaz/ Gayrı senden başka güzele bakmaz/ Aşığı vurmaya hançer gerekmez/ Polat’ı acı bir dil de öldürür”

Aşık İmami (Kozan):

“KARACAOĞLAN’A- Bu yıl Silifke’ye tayinim çıktı/ Beni bir görseniz neydim arkadaş/ Kiralamak için ev bulamadım/ İnanın canıma doydum arkadaş// Mahalle mahalle birbir dolaştım/ Şo ev boş dediler oraya koştum/ Takatım kesildi sıcakta şaştım/ Çeketi gömleği soydum arkadaş//  Yarab bu belaya nereden çattım/ Dolaşa dolaşa kan tere battım/ Say Mahallesi’nden üç göz ev tuttum/ Oturmadan geri caydım arkadaş// Ben bu işe akıl yetiremedim/ Paramla ev bulup oturamadım/ Çoluğu çocuğu getiremedim/ Evi ta Gülnar’da koydum arkadaş// On bin nere kira nere dediler/ Yürü başka yerden ara dediler/ Bizde sevap iman para dediler/ Kulaklarım şahit duydum arkadaş// Ey İmami cepte var mıdır para/ Vay senin gözlerin kör olsun kira/ Yirmi gün üst üste ara ha ara/ Çaldım seksen kapı çaldım arkadaş”

Aşık Feymani (Kadirli):

“Yıkma gönül binasını/ Örmesi pek kolay değil/ Kalbe şefkat cılasını/  Sürmesi pek kolay değil// Biz etmezsek lafı kahrı/ Bal edemek acı zehri/ Kapısızdır sevgi şehri/ Girmesi pek kolay değil// Gaflete düşmekten sakın/ Etrafına iyi bakın/ Hak sana senden de yakın/ Görmesi pek kolay değil// Kim terk etmez dünyaları/ Göremezmiş hak didarı/ Kamil mürşide ikrarı/ Vermesi pek kolay değil/ Feymani kul hak mirası/ Yakışır mı yüz karası/ Derin olur dil yarası/ Sarması pek kolay değil”

Aşık Osman Akçay (Kadirli):

“Kader senin ile arzuhalim var/ Açmadan gülümü soldurdun kader/ Yıllarca peşinden koştum dolaştım/ Beni boşu boşuna yordun kader// Bir gün bir meclise vardım ulaştım/ Merhaba deyince arayı açtım/ Ben senin işine gerçekten şaştım/ Ağustos ayında dondurdun kader// Akçay der ki çile çekip ağlarken/ Bin derdime yenisini eklerken/ Layık olan gül bülbülü beklerken/ Gül dalına karga kondurdun kader”

Aşık Haydar Aslan (Adana):

“Bilmeyenlere bir müjde/ Karacaoğlan’ı ben buldum/ Hem gönülde hem özde/ Karacoğlan’ı ben buldum// Feke Gökçeli Köyü’nde/ Ebu zemzem var suyunda/ Çilingiroğlu soyunda/ Karacoğlan’ı ben buldum// Ölmeyecek ölmemiştir/ Daha böylesi gelmemiştir/ Misafir olması hoştur/ Karacoğlanı ben buldum// Diyar diyar gurbet gezmiş/ Güzel güzel türkü yazmış/ Öztürkçesi bozulmamış/ Karacoğlan’ı ben buldum// Gökçeli’de Farsak düzü/ Meleşir koyunla kuzu/ Mağarasında avazı/ Karacoğlan’ı ben buldum// Torosların eteğinde/ Arı inler peteğinde/ Yakaladım otağında/ Karacoğlan’ı ben buldum// İlim adamları gelsin/ Haklının hakkını versin/ Bütün dünya bunu bilsin/ Karacoğlan’ı ben buldum// Aşık Haydar torunuyum/ Bugünlerin yarınıyım/ Zaten onun hayranıyım/ Karacoğlan’ı ben buldum”

12.09.1985 Yeni Adana- Gençlerle Sanat Edebiyat. Adana

****

Read Previous

Bildik Atölyesi Sergisi “Sonbaharda SANAT” Açıldı

Read Next

Faziylet Sönmez İmza Etkinliği 118Y Lions’ta Yapıldı

Most Popular