‘İfşa Günü’ sırlara hazırlık mı?
Anibal Güleroğlu Yazdı

Sırlar… İnsanların varlığı ve doğaüstü yaşanmışlıklar başta olmak üzere hayatımız dört bir yandan sırlarla kuşatılmış durumda. Bilim insanları da dahil kimse neyin ne olduğunu gerçekçi biçimde açıklayamıyor. Evren denilen şeyin ve yaşam döngüsünün gizemini gerçekten çözebilen var mı mesela? Varsa da bir şekilde susturulup sırrı saklamaya zorlanmayacağı ne malum?
Öte yandan, bir kum tanesinin sırrını çözmeyi başardığımızda dünyanın sırrını çözebileceğimizi vurgulayıp, sırlar konusunda ‘Bizim bilmediğimiz sırlara eskilerin vakıf olduklarını kabul etmek zorundayız’ sözüyle eskilerin bilgeliğini işaret eden Albert Einstein’ın bakış açısını da unutmamak gerek. Zira toplumları denetimde tutmayı görev edinenlerin eskilerin bilgi birikimlerinden edindikleri sırları öğrenip bunları dünyadan saklamış olabilecekleri fikri de her daim ihtimal dahilinde.
Anlayacağınız yaşamın kendisinin en büyük sır olduğu gerçeğinde, bilinmeyen sırlara vakıf olabilmek oldukça güç. Tabii birileri çıkıp bu sırları ifşa ederse o başka. Öte yandan sırların ifşasını istemeyenlerin varlığını da göz ardı etmemek lazım. Tıpkı Amin Maalouf’un ‘Sırlarla onları ortaya çıkaranlar arasında kalınca, hep sırlardan yana taraf olurum ben’ mantığında olduğu gibi.
İşte tam da bu noktada dünya dışı varlıkların öykülerini yaratmaya meraklı Steven Spielberg imzalı ‘İfşa günü/Disclosure Day’, insanlıktan saklanma ihtimali olan sırlar hakkında düşündürmeye yönelten ve ‘‘İfşa Günü’ sırlara hazırlık mı’’ sorusunu akıllara düşüren bir film olarak çıkıyor karşımıza.

79 YILLIK ÖRTBAS ORTAYA ÇIKMALI MI?
‘İnsanlar gerçeğe aç’ diyerek sırları dünyayla paylaşmak gerektiğine inananlar bir tarafta… ‘İnsanlar bildiklerimizi kabul edemez’ diyerek engellemeye çalışanlar diğer tarafta… Ve korumakla görevli olduğu sırları çalıp tüm dünyaya ifşa etme niyetindeki adam da orta yerde.
Peki… Tüm dünya yalnız olmadığımızı öğrenirse ne olur? Dünya, tarihin en çarpıcı olayıyla yüzleşmeye hazır mı? Evrendeki tek zeki medeniyetin biz olmadığımızı öğrendiğimizde insanlar nasıl tepki verir?
Öncelikle ‘İnsanlar bunların gerçek olduğunu bilse harika olmaz mı’ mantığıyla ‘İfşa’yı savunanlar engellenir. Sırları insanlıkla paylaşmak istemeyenler, 79 yıllık örtbasın ortaya çıkmaması için ellerinden geleni yaparlar kuşkusuz.

Nitekim aksiyonu romantizmle harmanlamış epik bir bilim kurgu niteliğindeki ‘İfşa Günü’ de, bu gerçeklerle paralel olarak, dünya dışı varlıklarla iletişim kurup araştırmalar yapan ve bunları sır olarak saklayan ABD hükümetine bağlı Wardex adındaki gizli bir oluşumla bu sırları delillere dayanarak tüm dünyayla paylaşmayı hedefleyen bir grup arasındaki mücadeleye dayalı senaryosunda bu gerçeği yansıtıyor.
Sıkça dillendirilen ama yalanlanıp kabul görmeyen dünya dışı varlıkların gerçek olduğuna dair kanıtları tüm dünyaya ifşa etmek isteyen siber güvenlik uzmanı Daniel Kellner’ın kaçışıyla başlayan ‘İfşa Günü’, sinemanın klasik öğelerini kullanıp film izleme duygusunu yeniden hissettirerek karşımıza çıkarken sadece 1947’den beri toplanan UFO dosyalarındaki gizemi odağına almakla kalmıyor. Aynı zamanda dünya dışı varlıklara dair sırrı ele alırken ‘İnsanları yeryüzünde en üstün varlık olarak gösteren’ dini öğretiler başta olmak üzere farklı alanlara göndermelerde de bulunuyor.

Örneğin… Rahibe adayı Jane’in Tanrı’nın sözünü sorgulaması… İnsan olmayanların davranışlarıyla insanlardan daha çok Tanrı’ya yakın olabileceği söylemi üstünden geliştirilen ‘iyilik ve inanç’ felsefesi… Mitolojik göndermelerle desteklenen Tanrı’yla uzaylıları aynı noktada buluşturma mantığı… Evrenin temelinin matematik olduğu tezini uzaylıların matematiksel kodlu seslerle konuşturularak işlenmesi… İnsanların tüm kötülüğüne rağmen dostluk havası estiren uzaylıların, insanları korkutmamak için doğayla bütünleşip hayvan formunda ortaya çıkarak iletişim kurmaları… ‘Dinleyin’ diyerek adeta film aracılığıyla gerçek dünyaya mesaj veren hava durumu sunucusu…
Yönetimdekilerin Amerikan Güreşi gibi sporlarla kitleleri etkileyip arka planda iş çevirme akılcılığı… Nükleer güce sahip Kuzey Kore’nin Üçüncü Dünya Savaşı çıkartma ihtimali… Ve dünyayı-insanlığı kurtaracak şeyin ‘Empatiyle gelişen iletişim’ olacağı alt mesajı!
Tüm bunlar Pentagon’dan daha üst konumda olmasına karşı aksiyon becerisinde komik hale düşerek inandırıcılığı zedeleyen Wardex’in başındaki kurtarıcı(!) Noah ile hırslı yardımcısı Hugo’nun, kraldan çok kralcı tavırlarla, sırrı korumaya çalışırken bu sırrı ifşa etmek isteyenlere karşı amansız bir mücadeleye giriştiği ‘İfşa Günü’nü sıradan bir bilim kurgu olmanın ötesine geçiren mesajcı detaylar.

Sözün kısası; umudun her daim var olacağı felsefesini işleyen Spielberg’in, ikilemler ışığında yol alırken finale doğru duygusal-romantik havaya giren, filmi uzaylı varlığının öğrenilmesinin bir hak olduğunu düşünen iyi insanlarla, gizlilik yanlısı kötü insanlar arasında gelişip tüm sırların açığa çıkmasının gerekliliği üstünde duran bir ‘Hazırlık’ niteliğiyle seyirciye etki potansiyeline sahip. Zira ‘Fısıldanan sözler, çok kere yüksek sesle söylenenlerden daha uzağa gider’ diyen Çin atasözündeki gibi ‘İfşa Günü’ de baştan sona kulağımıza uzaylı varlığını fısıldayıp bu fikri bilinçaltımıza işlemekte adeta.
İlaveten… UFO araştırma çevrelerinde ‘Blue Beam’ projesi olarak bilinen bir projeyle örtüşen, beyinleri uzaktan yönetme sahnesiyle de kitlelerin yüksek mevkiler tarafından nasıl kuklaya çevrildiğini vurgulayan yapımda, yönetmenin yarattığı sembolizmi tamamlamak için geyik-kuş gibi figürler kullanarak, doğanın gerçeklere insandan daha yakın olduğu fikrini saptadığını da belirtelim.
İyi güzel de… İfşa günü gerçekten yaşandığında, zamanın başlangıcından beri yalnız olmadığımız gerçeğini kabullenmemiz ne derece mümkün olacak? Şayet gerçekten varsa, uzaylılar senaryolardaki kadar dost niyetli mi yaklaşacak insanlığa? Dahası sırların insanların inancını sarsıp dünyadaki yerleşik düzeni alt üst etme ihtimali de mevcut. Her neyse.

SONUÇTA; ‘Zamanı geldiğinde her şey netleşecek’ diyen bir iş ‘İfşa Günü’. İçeriğin gerçeklerle örtüşme olasılığı var mı peki? İnsan dışı materyalleri ele geçiren gizli bir program yürütülüyor mu dünyada? Neden olmasın? Hele de eski ABD başkanı Obama tamamen açıklanamaz nesnelerin varlığını kabul edip bu sırların yeraltı üslerinde saklanıyor olabileceğini dillendirerek devasa bir komplonun varlığına imalarda bulunduktan sonra! Her şey mümkün artık bu dünyada.
Bu doğrultuda tarih boyunca dünyayı sarsacak gerçeklerin yavaş yavaş insanlığa sunulduğunu, bunun için de öncelikle sinemanın araç olarak kullanıldığını… Ardından kongrelerin ve eski başkan açıklamalarının geldiğini de hatırlatmadan geçmeyelim. Halihazırda tam da bu süreci yaşadığımız apaçık ortada zira. Hal böyleyken ‘‘İfşa Günü’nü basit bir film olmanın ötesinde insanlığı alıştırmak için bir prova’’ olarak görüp imkansızın gerçek olabileceğini düşünebiliriz rahatlıkla.

Burada insanlığa düşen tamamen reddedici davranmak yerine temkinli ve araştırmacı bir yol izlemek olacaktır. Zaten UFO fenomenini ‘Kendisini harekete geçiren güç’ olarak niteleyen Spielberg de, gerçeklerin insanları önce sarsacağını sonra özgürleştireceğini vurgulama hedefiyle yarattığı, hazırlık provası niteliğindeki ‘İfşa Günü’nde tam da bunu yapıyor. Gerisi yaşama ve zamana kalmış artık.
Son söz Fransız edebiyatının ünlü isimlerinden olan Jean Racine’den gelsin… ‘Zamanın açığa vurmadığı sır yoktur’.
guleranibal@yahoo.com
www.x.com/guleranibal
****





