Bükreş’ten İzlenimler
Haber ve Fotograflar: Necati MUMAY
Birkaç gündür Bükreş‘te yaşayan Kızımı ziyaret etmek, bir müddet tatil yapmak nedeniyle Bükreş‘teyiz.
İstanbul Sanat Magazin‘in değerli okuyucularına kısaca Bükreş‘i tanıtmak, Bükreş izlenimlerimi sunmak, Bükreş‘i gezmek isteyeceklere küçük bir rehber hazırlamak istedim.
Romanya‘nın en büyük şehri ve aynı zamanda başkenti olan Bükreş, dünyanın en önemli şehirlerindendir. Hem doğası hem de tarihiyle dikkat çeken Bükreş‘te; görkemli kiliseler, manastırlar, müzeler ve sarayları gezebilir; güzel parklarda yürüyüş yapılıyor ve bisiklet sürülebiliyor.
Burada yüksek katlı bina sayısı çok az, okulların çoğu tek katlı… Genelde evler bahçeli, siteler tenha…
Bükreş, 1862’de Romanya‘nın başkenti olmuştur. Bu sebeple Rumen medya, kültür ve sanatının merkezidir. Şehrin mimarisi, tarihi (çoğunlukla Eklektik, aynı zamanda Neoklasik ve Art Nouveau), interbellum (Bauhaus ve Art deco), komünist ve modern dönemlerin bir karışımıdır. İki Dünya Savaşı arasındaki dönemde, şehrin zarif mimarisi Bükreş‘e ‘Doğunun Paris‘i’ (Rumence: Parisul Estului) veya ‘Küçük Paris’ (Rumence: Micul Paris) lakabını kazandırmıştır.
AB sayesinde piyasası kurallara uygun işleyen kentin trafiği büyük kentlerimizi kıskandıran rahatlıkta…
Atatürk Heykeli, Odeon Tiyatrosu önündeki heykel başlı başına Bükreş’e gitme sebebi olabilir, seni Romanya’da da görmek ne güzel Atam?
Bükreş’i gezmek için 2 tam gün yeterli.
Birinci gün şehrin güneyinde kalan eski şehir merkezi ve çevresinde takılabilirsiniz.
Parlamento Binası: Görkemli parlamento binası ve süslemeli iç dekorasyonuyla ünlü uluslararası konferans merkezi. Bu devasa yapıyı uzaktan görseniz de olur bence.
Fışkiyeler : Bükreş Çeşmeleri diye çevirmektense, belediyenin önündeki fışkiyeler henüz kırılmamışken akşamları ışık şovunu seyredebilirsiniz.
Eski Şehir Merkezi (Old Town deyip kurtulsa mıydım:) ) Burası epey keyifli; Covaci Sokağı boyunca sağlı sollu yer alan cafe ve barların tadını çıkarabilir, parkta dinlenebilirsiniz.
Cartureşti Carusel: Şehrin bu beyazlarla bezeli kitapçısı kesinlikle görülmeye değer. Hediyelik kısmı da başarılı.
Stavropoleos Manastırı: Mimarisine hayran kaldığım bu manastırın bahçesi huzur dolu. 1724 yılında inşa edilen Ortodoks Stavropoleos Kilisesi, Eski Bükreş şehrinde bulunan pek bilinmeyen harika bir yerdir. Bölgedeyseniz içeri girip kiliseyi dolaşmaya değer. Giriş ücretsizdir ve içeride uzun sürmez. Mermer altarlar, oymalı taşlar ve ahşap ayrıntılarla ilginç dış ve iç tasarım.
CEC Sarayı: Cam kubbeli banka binası. Yine mimari şov.
Macca-Vilacrosse Pasajı: İçi nargilecilerle dolmuş ama Çiçek Pasajı’nı andıran mimarisi görülmeye değer.
Üniversite Meydanı
Atatürk Heykeli: Odeon Tiyatrosu önündeki heykel başlı başına Bükreş’e gitme sebebi olabilir, seni Romanya’da da görmek ne güzel Atam?
Devrim Meydanı ve Devrim Anıtı: 1989 Romanya Devrimi’bu meydanda anlamlandı. Şişe geçirilmiş patatese benzetilen anıt için sadece ilginç demekle yetineceğim?
2. Gün yavaş yavaş şehrin kuzeyine doğru devam ediyoruz.
Romanya Ulusal Sanat Müzesi: Ben ziyaret edemedim ama içindeki eserler görülmeye değer gibi duruyordu.
Victoriei Caddesi: Trend alış veriş caddesi. Keyifli cafeler de mevcut.
Ateneul Roman (Ateneum): Halihazırda Opera binası olarak kullanılan bu yapının içi ayrı güzel dışı ayrı.
Zafer Meydanı
Grigore Antipa Ulusal Doğa Tarihi Müzesi: Bahçesindeki dinozor heykeli dikkatinizi çekecektir. Çocuklu gezginler listesine eklesin.
Kiseleff Parkı: Bükreş tam bir parklar şehri. Bu parkın içinde minik gölet de var.
Zafer Takı: Şehrin girişinde yer alan takı görmek için ayrıca gitmeye gerek yok, ille yakınından geçersiniz diye düşünüyorum.
****





