Yazar-Oyuncu Nuri Gökaşan & “Adam Adam”
Safter Çevirgen Yazdı

Günümüz Türk Tiyatrosu’nun değerli öğelerinden biri olan Yazar-Oyuncu Nuri Gökaşan Dostumu, Ankara‘da evinde ziyaret ettim; Tiyatro ve Sanat üzerine sohbet edip, hasret giderdik.
Değerli Tiyatro Yazarımız – Oyuncumuz Nuri Gökaşan‘ın Sanatsal Gelişimini ve görüşlerini İstanbul Sanat Magazin Okurlarına sunuyorum.
Nuri Gökaşan denildiğinde, onun sanat anlayışını en yoğun biçimde taşıyan yapılardan biri hiç kuşkusuz Adam Adam oyunudur. Çünkü bu oyun yalnızca sahnelenmiş bir metin değil; insanın kendi içine doğru yaptığı karanlık bir yürüyüş gibidir. Gökaşan burada tiyatroyu eğlenceye yaslanan bir alan olmaktan çıkarır ve seyircinin vicdanına yönelen bir sorgulama biçimine dönüştürür.
Adam Adam, isminden başlayarak bir tekrarın içine saklanmış büyük bir soruyu taşır: İnsan gerçekten “adam” olabilir mi, yoksa toplumun biçtiği rolleri oynayarak yalnızca “adam gibi” mi görünür? Oyun tam da bu kırılma noktasında ilerler. Sahnedeki karakterler yalnız değildir aslında; kalabalığın içinde sıkışmış, kendine yabancılaşmış, kendi sesini bile unutmuş insanların temsilidir.

Nuri Gökaşan’ın yazarlığında dikkat çeken en önemli şeylerden biri, insanın iç dünyasını büyük laflarla değil; küçük çatlaklarla anlatabilmesidir. Adam Adam boyunca seyirci bazen bir suskunluğun içinde kaybolur, bazen tek bir cümlenin ağırlığında kendi hayatına döner. Oyun ilerledikçe karakterlerin yalnızlığı yalnızca onlara ait olmaktan çıkar; salondaki herkesin ortak duygusuna dönüşür.
Gökaşan’ın oyunculuğu ise bu metni yalnızca taşımıyor, adeta oyunun ruhunu görünür hâle getiriyor. Sahnedeki beden dili, duraksamaları, yüzündeki yorgunluk ve sesiyle kurduğu kırılgan ton, karakterin iç çöküşünü seyircinin içine kadar taşıyor. Oynadığı kişi bir kahraman değil; yenilmiş, yorulmuş ama yine de ayakta kalmaya çalışan bir insan. Belki de bu yüzden Adam Adam izleyenlerde “bir oyun seyrettim” duygusundan çok, “kendimle karşılaştım” hissi bırakıyor.
Oyunun atmosferinde şehir yalnızlığı vardır. Kalabalıkların ortasında sıkışmış insanlar, anlaşılmayan cümleler, yarım kalmış hayatlar ve insanın kendi içine kapanırken büyüttüğü sessizlik… Gökaşan bu dünyayı sahnede kuru bir dramatizasyonla değil; şiirsel ama sert bir gerçeklikle kurar. Zaman zaman geleneksel anlatım biçimlerinden izler taşırken, modern insanın ruhsal parçalanmasını da çok çağdaş bir dille anlatır.
Adam Adam, aslında Nuri Gökaşan’ın tiyatroya bakışının özeti gibidir. Çünkü o, tiyatroyu sadece alkış alan bir performans değil; insanın kendi yüzüne bakmak zorunda kaldığı bir ayna olarak görür. Ve bu aynada görünen şey çoğu zaman başarı değil, insanın kırılmış taraflarıdır. İşte bu nedenle Nuri Gökaşan’ın sanatı, seyredilip unutulan değil; insanın içinde uzun süre yaşamaya devam eden bir tiyatro dili kurar.

Oyun Hakkında:
Gökaşan‘ın Muhabbetçisisinin, Fısıltısı ile konuşması, kimi zaman neşeli, kimi zaman hüzünlü ve düşündürücü, akıcı bir tempoyla yürüyüp gidiyor. Sanatçı kimi zaman meddah gibi taklitlerle hoşlanan, kimi zaman neredeyse Antik Tiyatronun Habercisi gibi dramatikleşen deyişiyle oyunu götürüyor. …
Bir usta oyuncunun hüner gösterisi gibi değil, insancıl sıcaklığıyla neşeyi hüzne katarak anlatılan bir öykü var sahnede. Gökaşan alçakgönüllülüğü elden bırakmadan, iri laflar etmeden, bu sıcaklığı sağlıyor.”
Tek kişilik gösteri “Adam Adam” ülkemizin yakın tarihinde yaşananları ve bunun insan yaşamı üzerindeki etkilerini anlatıyor. Bazen güldüren, bazen ağlatan oyun aynı zamanda aydın olmanın zorluklarını, ruhunu satmadan ayakta durmanın ne kadar güç olduğunu aktarıyor.
****





