Kuyruk Acısı – Öykü
M. Demirel Babacanoğlu Yazdı

Bahçe sahibinin adı; Ali, Veli, Hasan, Hüseyin, Ahmet, Mehmet de olabilir. Bir insana herhangi birinin adını vermenin bir sakıncası yok! Bahçe sahibine Ali adını veriyorum. Bir de sıfat. Dayı olsun.
Ali Dayı’nın görkemli verimli bir bahçesi varmış. Bu bahçede her türden, çeşitten ağaç, meyve, sebze, narenciye, kekik, nane, tere, maydanoz, ot, püren, fındık, fıstık, patates, asma, muz, pancar, havuç, turp, kavun, karpuz, incir, üzüm, çıtlık…
Yeryüzünde ne bitiyorsa hepsinden varmış.
Çok görkemli bir bahçeymiş. Bahçeyi görkemli konuma getiren de bir yılanmış. Ne yapsa yılanın hakkı ödeşilmezmiş!
Bahçeye zarar verecek fare, kertenkele, bukalemun, tırtıl, sinek, böcek gibi benzeri haşerelerden, küçük büyük baş hayvanlardan korurmuş. Hele de çalan çırpan hırsızlar hiç yaklaşamazmış!
Ali Dayı yılanın bekçiliğinden, çalışmalarından çok hoşnutmuş. Suyunu ymeğini vaktinde verirmiş Her görüşmede yılana teşekkür eder, ne isterse yerine getirirmiş. Çok hoşmuş araları…
Yılan ne isteyecek, bahçede her şey var… Dahası güzellikler, yeşillikler dolu. Doyana kadar ye, bitecek gibi değil!
Ali Dayı’nın oğlu Bir gün bahçeye inmiş. Yılanla karşılaşmış. Tanışmışlar, şakalaşmışlar, oyunlar oynamışlar.
Bir gün böyle, üç gün böyle, beş gün böyle sürmüş oyunlar! Ama, aynı oyunları oynamaktan sıkılmışlar. Usandık; bir de kuyruk tutmaç oynayalım demişler.
Ali dayı’nın oğlu benim kuyruğum yok yılan kardeş, nasıl olacak bu iş diye sormuş. Yılan olsun demiş, senin de ceketin var, onun ibiğini tutar kuyruk yaparız, olur biter…
Çocuğun, usuna yatmış bu düşünce. Öyle yapmışlar. Başlamışlar oynamaya. Yılan, Ali dayı’nın oğlunun ceketinden oluşturulan kuyruktan tutmuş, bir süre koşa koşa oynamışlar.
Bir değişiklik yapmaya karar vermişler.
Yılan, şimdi de sen benim kuyruktan tut, oynayalım demiş.
Ali Dayı’nın oğlu yılanın kuyruğundan tutmuş, koşarak oynamaya başlamışlar. Öyle çok oynamışlar ki…
Nasıl olduysa yılanın kuyruğu kopmuş. Yılanın canı yanmış; bağırmaya başlamış; kuyruğumu kopardın demiş, öfkelenmiş. Çocuk özür dilemiş , af dilemiş… Olmamış. Kabul etmemi; seni sokacağım demiş. Çocuk ne yapacağını şaşırmış. Beni sokarsan, ben ölürüm demiş… çok kötüye gider işler.
Yılan ben anlamam, kuyruksuz yaşayamam… Herkes benimle alay eder, ne yapacağım ben? Seni sokmaktan başka çarem yok… Kuyruğumun acısı ancak böyle dinginleşir demiş. Saldırmış oğlana sokmuş, oğlan ölmüş. Yılan kaçmış deliğine, saklanmış… Günlerce aylarca çıkmamış, bahçeye bakmamış…
Bahçeyi otlar bürümüş. Zararlılar gelmiş talan etmiş. Bahçe tümden ören olmuş. Bitkiler kurumuş, ürün vermemiş…
Ali Dayı çok üzülmüş buna. Çocuğa mı yansın, bahçeye mi? Aradan uzun bir zaman geçmiş. Ali Dayı olan oldu demiş. Ne yapsak geri gelmiyor çocuk. En iyisi yılanla barışmak…
Varmış bahçeye; ey yılan kardeş çık ortaya, benim sana bir düşmanlığım yok. Eskisi gibi barış içinde yaşayalım, benden sana zarar gelmez, olan oldu gitti; dönüşü yok bunun…
Yılan düşünmüş, düşünmüş, yanıt vermese olmayacak… Sonunda yanıt vermiş.
Ey Ali Dayı kardeş; sende çocuk acısı, bende kuyruk acısı oldukça; bu barış olmaz, demiş…
Ne dersiniz?
Olur mu?
Ocak 2026, Adana
****





