Antalya Döşemealtı & Kovanlık Suluobruk & Kocain Mağarası

Antalya Döşemealtı & Kovanlık

Suluobruk & Kocain Mağarası

Haber ve Fotoğraflar : Şahika Öner

Nisan başı, dağcı Ömer Faruk Gülşen hoca, üç tabiat ve fotoğraf sevdalısı arkadaşla yeni yerler keşfetmek için yola çıkıyoruz. İlk durak Kovanlık Köyü oluyor.

Sabah erken saatinde, bu sakin yerde, kahvede demleme çay içip, günün ilk saatlerinin tadını çıkarıyoruz. Köyün sonuna varıyor, göletteki yansımalar çekiyoruz. Hava kapalı, yağdı yağacak derken, hafif çiseleyen yağmur yansımalarını yok ediyor. Yol sonu birkaç ev bizi karşılıyor. Çoban köpekleri bir kıyamet, ellerinden gelse arabayı durduracaklar. Evin yanında geniş bir ağıl var. Keçileri çekerken adeta, poz vermek için yarışıyorlar. Genç bir kız dışarıda, keçileri otlatıyor. Biz yürüyüş yolumuza devam ederken, uzaktan büyük bir sürüyü annesi getiriyor. Küçük taşlarla kaplı yolda devam ediyoruz. İri kayalar ve çeşitli bitkilerin olduğu tepeye tırmanıyoruz.

Suluobruk uçurumun ortasında bizi karşılıyor. Kayaların arasında, çiçekler ve değişik bitkiler var. Karşı dağın yamacında keçiler, adeta düz yolda gider gibi tırmanıyorlar. Dağdan, aşağıya iniyorum, yan tarafta büyük bir ören yeri var. Kalıntıları hala çok canlı ve iyi durumdalar. Aralarında dolaşıyor, tarihin, tabiatın, sessizliğin keyfini yaşıyorum. Ağıla dönüyor, anneyle kızın keçileri aşılamasını seyrediyorum. Arkadaşlarda geliyor. Buradaki çiftliğin köpekler sakin, beni sev diye önümde yuvarlanıp duruyorlar. Dönüş yolunda, kuzularını otlatan çobana rastlıyoruz. Önümde sapsarı uzanan bahar çiçekleri arasında gözden kayboluyorlar.

Kocain mağarası

Ahırtaş mevkii’nden,bozuk bir yoldan yukarı doğru çıkıyoruz. Manzara çok güzel, sonunda Kocain mağarası’nın önüne geldik. Çevre sakinleri mağara önünde piknik yapıyor. Kocain Mağarası, Antalya bölgesinin tarih ve arkeolojisini yansıtan en önemli mağaralardan bir tanesidir. Mağarada, anıtsal sarkıt ve dikitleri ile tabiat tarihini, tarih öncesi buluntuları ve okunabilen yazıtları bulunmaktadır. İlk kez 1919 yılında keşfedilmiştir. Arkeolojik araştırmalar, 1946 yılından sonra çeşitli dönemlerde Ankara Üniversitesi Dil, Tarih, Coğrafya Fakültesi Prehistorya bölümünden Prof. Dr. İ. Kılıç Kökten tarafından yapılmıştır. Speleollojik yönden ilk araştırması ise 1972 yılında Dr. Temuçin Aygen ekibi ve Fransız mağaracılar tarafından gerçekleştirilmiştir. İçinde bulunan dev sarkıt-dikitler ve kar beyazı oluşumları ile doğa harikasıdır. Giriş ağzı yaklaşık 20 metre yüksekliğinde ve 75 metre genişliğindedir. Uzunluğu ise 633 metre olup ana hatlarıyla iki büyük salondan oluşmaktadır. Tavan yüksekliği yer yer 80 metreye varmaktadır. Prehistorik dönemden Bizans dönemine kadar bölge arkeolojisine ışık tutmuştur. Mağaranın okunabilen yazıtlarında erken Hıristiyanlık döneminde dinsel bir işlevi olduğu anlaşılmaktadır. Güneşin girişe vuran ışıkları, bitkileri altın gibi parlatırken, yerdeki toprağı mora çeviriyor.

Küçük yerleşim yerlerinden geriye dönüyoruz. Köyünde bir köylü kadın sebze topluyor. Onunla sohbet ediyoruz. Bir müddet köyün ıssızlığında yürüyoruz. Derler ya in cin top oynuyor. Bizi gören yaşlı bir teyze kapıya çıkıyor. Yalnız yaşıyormuş, yanında kimse yokmuş. Çok güler yüzlü, onun da fotoğrafını çekiyoruz.

Yolda eski, kullanılmayan bir ev dikkatimizi çekiyor. Kapılar çok güzel, viran hali bile bu güzelliğini yok edememiş. Arka tarafta bağ bahçe var. Kadınlar orada çalışıyor. Bizi görmekten memnun olmasalar da, sohbetle yumuşuyorlar. Hava artık yavaşça soluyor. Dağlarda bir günü yine geride bıraktık, tekrar yeni keşiflerde gelmek üzere Antalya’ya dönüyoruz.

*****

0 Reviews

Write a Review

Read Previous

Ziya Paşa ve Tanzimat Edebiyatına Değinme

Read Next

Necip Damar’ın müzikle 30 yıllık arkadaşlığı

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: