OSMAN NURİ POYRAZOĞLU DÜNYAMIZDAN AYRILDI

OSMAN NURİ POYRAZOĞLU

DÜNYAMIZDAN AYRILDI

M. Demirel Babacanoğlu Yazdı

(15.05.1934, Osmaniye/…/ 09.02.2020, Adana)

Onun acısını yaşıyorum ağam! Ne çok severdim Poyrazoğlu’nu. Doğa büyük, bırakmadı yaşasın. 86 yaşındaydı. Daha çok suyu ekmeği vardı. Her ölüm genç ölümdür…15.05. 1934 yılında Osmaniye-Bahçe Köyü’nde doğdu; 09.02.2020 günü ayrıldı dünyamızdan. Ailesine, sevenlerine, köy enstitülerine baş sağlığı diliyorum.

1951’de Düziçi Köy Enstitüsünü; 1958’de Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümünü bitirdi. İlk, orta, liselerde, yüksek okullarda öğretmenlik yaptı, 2003’te İçel Sanat Kulübü’nden Behzat Ay yazın ödülü almdı, eğitimci, kültür sanat adamı ağabeyimizdi.

Onu, doksanlı yılların başında Ankara’da Edebiyatçılar Derneği’nin kuruluşunda tanımıştım. “Ağam” demişti, serbest konuşmalarında Çukurova aksanını bırakmadı hiç.

Kitaplarını aldım önüme, birer birer baktım, okşadım sevdim. Elleri, gözleri, düşünceleri, sesleri vardı kitaplarda. Görür gibi, duyar gibi oldum sesini. Baktım hepsinde imzası var, Babacanoğlu diye.

Birkaçını yazalım:

“Kül Rengi Yazılar, Selam ile, sevgi ile merhaba-17.09.1996; Eğer Benim ile-Gezmek Dilersen- Sevgiyle, inanmışlığına saygıyla-27.08.2002; Yaşamın Olduğu Yerde-Sevgilerle-30.03.2013.

Yayın sırasına göre diğer kitapları:

Yüz Yüze Görüşmeler-1997; Osmaniyeli Mektuplar-1998; 80 ile 99 Arası Gezi/Yorum-1999; Kitap Kitap Şiir Gelir bizlere-2000; Mektupların Tanıklığı-2003; Ben de Dedim ki-2004; Söyleşmenin Böylesi-2005; Bir başka Gezmek-2006; Gâvurdağlı Masalla-2007; Türkçe Üzerine-2010

Poyrazoğlu’nun bana yazdığı mektuplar var, kitaplarımı tanıtan yazıları var. Ben de ona mektuplar yazmış, kitaplarını tanıtmış, yazmıştım. Onların da ayrı bir büyüsü, özelliği var.

“Osmaniyeli Mektuplar” başlı başına bir güldürü kitabı. Ondan güldürü:

“Abdalın birine demişler ki, bire oğlum bir avrat nerene yetmiyor da üç avrat alıyorsun? Bire ağam demiş abdal, kapınıza un deyin, bulgur deyin varıyok. Eşeğin samanı bitiyor yem deyin varıyok, bir de avrat deyin mi varak. Evde bolamadı bulunsun.”

Onu, 11 Şubat 2019 günü, Karslı Mahallesi’nde bir huzurevinde ziyaret etmiştim. Günlüğümden aktarıyorum:

OSMAN NURİ POYRAZOĞLU HUZUREVİN’DE

11.02.2019, Salı, Adana

Poyrazoğlu, Osmaniyeli, Düziçi Köy Enstitüsü bitirgeli, eğitimci, şair yazar. Döndü dolaştı geldi Ankara’ya yerleşti. Batıkent’te kendini barındıracak kadar bir evi vardı. Daha çok gezi yazıları,

kitap, dergi tanıtımları yazıyordu. Bir gönül adamıydı. Hiçbir kimseyi kırdığını sanmıyorum. Ağabeyimizdi, ama dosttuk, arkadaştık… Silahlanma adlı kitabım için “Silaha düşman bir şair” diye yazmıştı.

Evet savaşlara karşıyım. Oyuncak silah bile olsa ele alınmasını, oynanmasını, hele de çocuklara oynasın diye verilmesini bile sevmiyorum, kınıyorum… İşte böyle bir gönül adamı unutkanlık,, sınırına girmiş; “alzaim” diyorlar. Doğru yazdım mı bilmiyorum. “Alzhemer” miş doğrusu. Yazılması bile zor. Türkçesi varken neden yabancısı kullanılıyor?

Çocukları özel bir huzurevine koymuşlar diye duydum. Sordum soruşturdum, oğlu Selçuk’un telefonun buldum bir arkadaştan. Telefon ettim. Karslı Mahallesi’nde villalar arasında bir huzurevindeymiş. “Villa” da yabancı bir sözcük, Türkçe karşılığı köşk, veya konak… Yabancı diller dilimizin içine girdiler iyice. Biz uğraşıyoruz, yabancı sözcükleri almayalım diye, aymazlar, yobazlar mal bulmuş sevindirik gibi sarılıyorlar dile, bilir bilmez konuşuyorlar…

Görmeye gittim sevgili Poyrazoğlu’nu. Bir köşeye oturmuş, ağzını açmış, gözünü yummuş, uyur/uyanık gibi duruyor. Karşısına ben oturdum. Sağ yanına Doktoru bir yanına hemşire oturdu… Bakışıyoruz. Konuşamıyor Poyrazoğlu, tanıyamıyor kimseyi. Anılardan ‘Silahlanma’dan söz ettim, gülümsedi biraz, gülümsemesini iyi buldu doktor.

Fotoğraf çekilmek için izin istedim doktordan, verdiler. Yanına durup bir fotoğrafımı çektirdim. Sanıyorum anladı davranışımızı, mutlu bir yüzü oldu…

Yanındaki iki arkadaşıyla konuştum, onlar da konuşamıyorlar, biri aşçı, biri kunduracıymış. Aşçı biraz konuşabiliyor, diğeri hiç konuşamıyor, pel pel bakıyor… Ayrıylırken yine gel dedi doktor, hemşire…

Bunlar köy enstitülü bir küme arkadaştılar. Ankara- İzmir Caddesinde Deniz Kafe’de, sonra Konur Sokak Mülkiyeliler evinde, Demirtepe- Sümer Sokak’ta Eğit-Der’de haftanın bir günü toplanıyorlardı. Edebiyat söyleşileri yapıyorlardı. Bu küme’den Osman Bolulu, Mahmut Makal ayrıldılar dünyamızdan…Onların acıları da etkilemiş olmalı; ne bileyim belki?

Burada, Poyrazoğlu’nun anımsayacağı hiçbir şey yok. Kiminle konuşacak, nasıl, neleri anımsayacak?… bütün bunlar düşünülmeli… Onu memleketine, köyüne götürmeli, ilçesine, iline, mezun olduğu Düziçi’ne Ankara’da kaldığı yerleri görmeli. Evini, kitaplarını görmeli… Neler yaşadığını anımsayabilir, konuşabilir belki oralarda… Ben o kümedeki arkadaşlarının adını saydım, edebiyat konuşmalarını andım… ilgilendi, kulak verdi… konuşacak bir konuma girdi ama konuş(a)madı…

12.02.2020, Çarşamba, Adana

*****

About M.Demirel Babacanoglu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.