Hayrettin İvgin Dergileri

Hayrettin İvgin Dergileri

M. Demirel Babacanoğlu Yazdı

Hayrettin İvgin

Ünlü yazarlardan konuşmacı, yayıncı, dergici Hayrettin İvgin’i seksenli yılların başlarında, Adana’da Karacaoğlan Günlerinde tanımıştım. İvgin kendi alanında çalışkanlığını sürdürüyor.. Araştırma inceleme yapıyor, makaleler yazıyor, sempozyumlara katılıyor, halkbilim, edebiyat üzerine ürünler veriyor, kitaplar yayınlıyor, köşede bucakta kalmış aşıkları yazarları şairleri öne çıkarıyor. İlgi, bilgi isteyenlere yardımcı oluyor…

Kasım 2023 başlarında, Karslı halkbilimci yazar Metin Turan’la Adana-Çukurova Belediyesi konuğu olarak gelmişlerdi.

Aşık Veysel yılıydı.

Aşık Veysel’i anlatacaklardı.

Aşık Veysel’i Orhan Kemal Kültür Sanat Merkezi’nde anlattılar, tanıttılar.

Konuştuk; özlem giderdik. Kültür Evreni, Kültür Çağlayanı dergilerini, Manas Destanı kitabını imzaladı, sundu.

İvgin’in yazılarını, bana imzalayıp verdiği dergilerden özetleyip sunacağım sizlere: Söz konusu dergiler elimde, kuşe kağıda basılmış. Sanata, edebiyata, halkbilime önem veren yayın organı. Daha çok konuyla ilgili; yurtiçi yurtdışı yazarların ürünlerine yer verilmektedir. Bu açıdan uluslararası nitelik kazanmaktadır.

Kültür Çağlayanı 81. Sayı kapağında İvgin’in güler yüzlü portresi yer almaktadır. Sayfaları çevirdiğimizde, “Âşık Selahattin Dündar’dan “Dudakdeğmez, Dildönmez, Dilteprenmez” konuları işlenmiş.

Âşık Dündar’ın, çocuk yaşlarda saz çalmaya şiir yazmaya başlamış olduğu; yetinmeyip “Tar” çaldığı; sonra. “Koşa saz” adını verdiği çift yapılı sazı ve halk müziğinin ezgilerini doğaçlama çaldığı belirtmektedir. (s. 26)

Dudak değmez konusunda “m, b, p, f, t” harflerinin seslerini çıkarmadan, ezgileri çalıyor, söylüyor.

Bu konuda uzunca bir örnek veriliyor: İlk ve son dörtlüğü yazalım:

“Âşık diye orta yere çıktıysan/ Çal sazını er üstüne er gerek/ Tarlaya elinle ekin ektiysen/ Gece gündüz ter üstüne ter gerek

…/ Kutsal suyu kana kana içtiyse/ Herkes gönül ile onu seçtiyse/ Halkoyuyla geldi tahta geçtiyse/  O insanda ar üstüne ar gerek” (s. 28)

Genellikle 8 heceli olan “dildönmez” konusunda şu dörtlüğü verebiliriz.

“Aşka düştüm mecnun gibi/ Döndüm ya dost diye diye/ Cismi canım Hakka tabi/ Yandım ya dost diye diye/…

Dilteprenmezde ise “c, ç, d, t, n, r, s, ş, m, y, z” ünsüzleri kullanılmaz.

İşte bir örnek:

Aha köküm aha ebem/ Ebem efe babam efe/ Hemi abim hemi emmim/ Emmim efe abim efe/…” (s. 28)

Gelelim 82. Sayıya;  Mersin-Tarsus-Yenice’den Âşık Sıdki ile ilgili bir radyo yapım” yazısında Âşık Sıdki tanıtılmaktadır (s.12).

Onunla ilgili 1976 yılında “Aşık Sıdki Pervane” adlı bir kitap yayınlamış, aşığı anlatmış, tanıtmış.

Bundan esinlenmiş olmalı ki! Sıdki’nin torunu da “Âşık Sıdki Hayatı ve Şiirleri” adlı kitabını yayınlamış.

Âşık 11 yaşında şiir yazmaya başlamış, “Pervane” mahlasını kullanmış.

Bunu şu dörtlükte belirtiyor:

“Pervane der düştüm nara/ Yolumu uğrattım zora/ Koymuşum yüzümü yere/ Amanım var basma gelin” (s.13).

Torunu şöyle anlatıyor dedesini: Aslen Malatyalı, Silifke’ye göç ederken kötü bir sayrılık nedeniyle Tarsus-Yenice’de kalıyor. Annesinden izin istiyor, vermeyince kaçarak Hacıbektaş’a geliyor. Feyzullah Efendi’nin yanında kalıyor, öğrencisi oluyor. Bilgiler öğreniyor.

Şu dörtlüğü verelim

“Fakir Pervaneyim bir dolu içtim/ Mürşid-i Kamil’e sırrımı açtım/ Malımdan serimden canımdan geçtim/ Zebhet İsmail tek kurbana geldim” (s.13)  

diye başlayan yedi kıtalık şiirini okuyor. Feyzullah Efendi’den ders alıyor. Bir zaman geçtikten sonra izinli olarak Yenice’ye geliyor; döndüğünde hocasının ölmüş olduğunu öğreniyor. Yerine oğlu Cemalettin geçmiş.  Cemalettin Efendi de ona “Sıdki” adını veriyor.

“Kul Pervane, Fakir Pervane, Sıdki, Sefil Sıdki” takma adını (mahlasını) kullanmıştır.

Aruz, hece ölçüleriyle şiirler yazmıştır. İlk yazdığı şiirlerden bir örnek:

“Bakışın eğlence yeter/ Kirpiklerin cana batar/ Yürüdükçe çiçek biter/ Suna boylu yosma gelin” (s. 14)

Kültür Evreni dergisi (Yaz -51. Sayı, s. 36) Âşık Teslim Abdal için şöyle diyor:. Elazığ-Baskil-Şeyh Hasan (Tabanbükü) köyünde doğmuş, yaşamış, ürünler vermiş, Hakka yürümüş.

İbrahim Aslanoğlu (rahmetli) ile birlikte araştırma inceleme yapmışlar. Teslimoğlu’nu bütün ayrıntılarıyla tanıtmışlar! Dört Teslim Abdal olduğunu saptamışlar.

Teslim Abdal’ın babası Kalender Abdal’ın beş oğlu vardır, mezarının taşında ölüm tarihi  “1135 Galender bini el Seyid Teslim Abdal” yazılı. Miladi 1722’ye denk geliyor. İlgili, ayrıntılı bilgileri Sivas Müzesi’ndeki “Bektaş Tekkelerinin Teftişi” adlı defterden almışlardır.

Teslim Abdal tekke açacak kadar zenginmiş. Büyük oğlu Abbas devlet işlerinde görevliyken, görevden alınmış Midilli Adası’na sürgün edilmiş. Bir yolun bulup oradan kaçmış Çorum-Mecitözü’ne gelmiş, orada topladığı yandaşlarla kendini İran şahı ilan etmiş. Osmanlılar rahatsız olmuşlar, bu eylemi bastırmışlar, şahlığına son vermişler…

Aynı adlı dergi (52. Sayı s. 14), Alevilikte Sivas- Kangal Türkmenler’inde musahiplik geleneğinden söz edilmektedir.

Kangal’ın 109 köyünden 50’si Sünni, 49 Alevi (…) olduğu saptanmış. Musahiplik candan yürekten arkadaşlık anlamına gelmektedir. Musahipler birbirlerini kardeş kabul ederler, yardımlaşırlar… Ahiret, dünya kardeşliği kurarlar. Bir tür akrabalık da denebilir buna! Dedenin huzurda bu anlaşırlık doğrulanır, Kırklar Cemine dayandırılır.

28 Şubat 2024, Adana

……….

Not: Daha geniş bilgi için söz konusu dergilere bakınız.

****

Önceki

3 Mart 2024 Pazar Günün Sergisi

Sonraki

Bodrum’da “Tohum Takas Şenliği”

Yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

Popüler Yazılar