Babacanoğlu’ndan bir Öykü; Ey Hırsız Ey

Babacanoğlu’ndan bir Öykü;

Ey Hırsız Ey

M. Demirel Babacanoğlu Yazdı

Ey hırsız eyyy, bay mısın, bayan mısın, yaşlı mısın, çocuk musun, akıllı mısın, deli misin, okur yazar mısın, değil misin, bilgili misin, görgülü müsün, zengin misin, yoksul musun, sana hangi sıfatla, ne diye, nasıl sesleneceğim, bilmiyorum?

Bildiğim yalnızca; (…) Derneği’ne üç kez girmiş olmanızdır. İlkinde, kutuda biriktirdiğimiz çay-şeker parasını alıp gitmişsiniz. İkincide aynı amaçla olsa gerek yine girmiş, ortalığı karıştırıp savuşmuşsunuz! Üçüncüde de telefonun kumbarasını boşaltmışsınız.

Bir bildiğim de şu; yaşlılara dadanmışısınız. Onları dolandırıp, söğüşleyip gidiyor muşsunuz. Zavallılar sızlanıp duruyorlar…

Çeşit çeşit hırsızlık yöntemleri uyguladığınızı da duyuyorum. Millet bıktı sizin elinizden…

Gün geçmiyor ki, birinin bir şeyini çalmayasınız? Her gün hırsızlık, dolandırıcılık başını aldı gidiyor…

Hırsızlığı meslek mi edindiniz?

Zevk mi alıyorsunuz hırsızlık yapmaktan?

Şimdi ne deyim ben size?

Kötü şeyler söylemek de dilimden gelmiyor!

Ey hırsız, ne için hırsızlık yapıyorsunuz? Aldığınız para da kurtarmıyor sizi. Ne diyeceksiniz; iş olsa yaparız mı diyeceksiniz? İş yok mu? Her iş bulamayan hırsızlık yapsa, nasıl yaşanılır dünyada?

Sizlere hırsızlık eğitimini kim veriyor? Sülün Osman da yok. Arsen Lüpen’den mi yoksa Cingöz Recai’den mi ders alıyorsunuz? Bu yol, yol değil. Kime sorarsanız sorun, isterseniz kendinize sorun; hırsızlık iyi mi, değil mi diye. Aldığınız yanıt kötü olacak.. Kim bilir bu yüzden içeri kaç kez tıkılıp çıkacaksınız! Bir kez olsun oturup düşünüyor musunuz, sonumuz ne olacak diye?

Biz şair yazarlar yazdıklarımızla para kazanamıyoruz. Ne şiirimize, ne öykümüze, ne romanımıza para veriyorlar! Hiçbir gelirimiz de yok! Kiralar da çok pahalı; bu yüzden dernek için bir yer de kiralayamadık! Sağ olsun bir yardımsever yerini verdi bize kirasız. Orada toplanıyor, şiir, öykü, edebiyat şu bu konuşuyoruz. Arada çay da içiyoruz, su da, çok mu gördünüz bunları?

Bir daha böyle şeyler olmasın diye demir kapı yaptırmayı düşünüyoruz. Nasıl edelim, nerden bulalım giderini? On beş yirmi lirayı alıp gitmeniz bize pahalıya mal olacak! Kim kazanacak biliyor musunuz? Demir doğramacılar, demir kapıcılar. Onların ekmeğine yağ mı sürüyorsunuz?

Bakın evlere, dükkanlara, hepsinin kapısı penceresi demirden. Siz olmasanız demir doğramacılar aç kalacak! Sizin yüzünüzden kapı yapımcılığı, kilitçilik sektörü doğdu! Eskiden bizim köylerimizde kapılara kilit vurulmazdı, itiversen açılırdı. Kimse kimsenin malını çalmazdı.Sizin yüzünüzden artık, köylülerimiz de kapılarını çelikten, pencerelerini demirden yaptırır oldular.

Alın teri, emek nedir bilmiyorsunuz? Sarılıcı otlar, asalak bitler gibi yaşıyorsunuz.

Size bir öykü anlatayım: Hırsızın birine idam cezası vermişler, son isteğini sormuşlar, dostum filanı göreyim demiş, bulup getirmişler. Filana dilini göster bir defa öpeyim demiş. Filan dilini çıkarmış, hırsız ısırıp koparmış. Filan öyle bir bağırmış ki, yer gök inlemiş.

Aman yaman demişler, ne yaptın diye bağırmışlar hırsıza.

Hırsız, o olmasaydı bugün idam cezası almazdım demiş. Bana hırsızlık öğreten buydu. O öğretmeseydi hırsızlığı ben burada olmazdım…

Ey hırsız filanın dilini ısırmak cezadan kurtarmıyor seni.

Akıl sende, güç sende, şundan bundan iş bekleme, kendi işini kendin yarat.

Mendil sat, su sat…

Heves etme böyle şeylere.

*****

Read Previous

RUHUN PENCERESİNDEN BAKMA SANATI

Read Next

Fatma Akyüz Güher, evde sanatla terapi yapıyor

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: