Babacanoğlu’ndan Bir Öykü; Ekin

Babacanoğlu’ndan Bir Öykü;

Ekin

M, Demirel Babacanoğlu Yazdı

Tarla uzun süredir bor yatıyordu. Her tarafını kangallar, deve dikenleri, eşek turpları, üçgüller, akgızlar, geliçler, gındıra, ayrıklar.. kaplamıştı. Ekime hazırlamak için pullukla sürülmesi gerekiyordu. Yusuf Dayı’nın ne öküzü, ne de pulluğu vardı. Ama olmazdı ki, göz göre göre tarla bor yatırılmazdı! Ekin ekmeli, buğdayı, yıllık yiyeceği üretmeliydi. Yusuf Dayı ellerini çenesine dayadı, düşündü, kime gitse, kime söylese! Herkes yok anlamına dişini çekip atıveriyordu. Sonunda yakın köydeki bir ahbabı geldi aklına. Ona gitti, olayı anlattı. Ahbabı onu kıracak değildi ya? Birkaç gün sonra öküzlerini, pulluğunu verdi Yusuf Dayı’ya. O da hemen tarlaya çift koştu. Tarla yarılmaya, sürülmeye başladı. Otlar gömüldüler yarıkların içine. Tarla yeşil gübresini iyice almış oldu. Ayrıca fenni gübre, şu bu atmaya gerek yoktu.

Tarla bir süre dinlendirildi. Ekim ayı gelince, Yusuf Dayı, sözleştiği ahbabı ile buluştu. Konuştular. Yine onun yardımına gereksinimi vardı. Ahbabı olur dedi. Belirttikleri gün geldi. Yusuf Dayı peştamalı beline bağladı, içine buğday tohumlarını doldurdu. Bir eliyle peştamalı tuttu, bir eliyle tohumları evleklere serpti. Ahbabı Muzo Emmi evlekleri üç demirli ile sürdü. Birkaç gün içinde tarlanın ekimi, sürümü bitirildi. Yusuf Dayı ahbabına teşekkür etti.

Çok geçmeden bereketli yağmurlar yağdı. Buğday tohumları çimlendi. Sonra toprağın yüzüne çıktı, yeşil yapraklarını gösterdi. Birkaç ay sonra tarlanın yüzü yemyeşil oldu. Tarlaya yeşil bir halı serilmişti sanki? Kuşlar öyle sevindiler ki, tarlanın içinde oynaşmaya başladılar. Ekinin yeşilinden, dalından yararlandılar. Kurt, böcek şu bu bulup yediler.

Ekinler büyüdü, başağa durdu. Başaklar tümden çiçeğe kesti, bir süre sonra çiçekler tozlaşıp savruldu. Çiçekler bu aşamadan sonra buğday taslağına dönüştü. Gün geçtikçe gelişti. Başaklar buğday daneleriyle doldu. Bu sıralar, güçlü rüzgarların esmesi, yağmurların yağması başakları yere yatırırdı. Neyse ki böyle şeyler olmadı. Her şey yolunda gitti.

Mayıs sonlarına doğru güneşin yardımıyla başaklar sararmaya başladı. Haziranda bu gelişimi tamamladı. Temmuz gelmişti, artık başaklar fazla bekletilemezdi. Yusuf Dayı iki orakçı buldu. Kendi de olmak üzere üç kişi tarlaya girdiler. Önce el tuttular, biçilecek bölmeleri belirlediler. Giriştiler ekinleri biçmeye. Dört beş gün içinde ekinler biçildi, deste yapıldı. Destelerin yerde durması doğru değildi. Yağmur filan yağarsa çürüyebilirdi. Kısa zamanda kızaklarla harmana taşınmalıydı.

Kızak, kare biçiminde ahşaptan yapılmış, altında kaygan lata, köşelerinde dikkileri olan basit bir araçtı. Öküzle, ya da atla çekilebiliyordu. Desteleri dikkilerin arasına doldurdular, iple bağladılar. Yusuf Dayı, atını koştu kızağa, desteler harmana taşınmaya başladı. Böyle böyle, sonunda desteler harman yapıldı. Bundan sonra harmanı sürmek gerekiyordu. Yusuf Dayı evin önündeki döveni kontrol etti. Çakmak taşından oluşan dişlerine baktı. Düşmüş olanları tamamladı, körleşmiş olanları değiştirdi. Artık döven sürülebilirdi. Ama önce harman sürülmeye hazır olmalıydı.

Yusuf Dayı, harman yerini kürekle, kazmayla düzeltti. Taşlarını, otlarını, çöplerini temizledi. Toprağı pekiştirdi suladı, tepserince loğladı. Harman yeri sertleşti, beton gibi oldu. Sürülecek miktarda sapları üzerine dirgenle çekti. Döveni sapların üzerine koydu, atı hazırladı, dövene koştu. “Deh” dedi, at yürüdü. Harman sürmeye alışıktı at, hiç yadırgamadan dönmeye başladı. Temmuz sıcağının altında günlerce döndüler. Saplar eridi, başaklar ezildi. Samanla karışık olan daneler tınaz haline getirildi. Bundan sonra da danelerin samandan ayrılması gerekiyordu.

Yusuf Dayı bir yabacı tuttu yanına. Yelin esmesini beklediler. Ancak akşama doğru esiyordu yel. Harmanı savurdular. Saman bir tarafa, dane bir tarafa düştü. Buğday çeç haline getirildi. Gözerle eleyerek kıvzıklarından arıtıldı, çuvallara dolduruldu. Samanlar hararlara basıldı. Deveci Hacı Mehmet çağrıldı. Yükler develere yüklendi, eve getirildi. Yusuf Dayı samanı samanlığa döktü; yıllık yiyeceğini evin kilerine koydu. Çok sevindi. Artık yılı tasasız geçirebilirdi.

*****

Read Previous

Bodrum Antik Tiyatroda “Ayta Sözeri”

Read Next

Ece Mumay Konseri Nevşehir’de

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: