Babacanoğlu ‘ndan Öykü “Bulgurun Öyküsü”

Babacanoğlu ‘ndan Öykü

“Bulgurun Öyküsü”

M. Demirel Babacanoğlu Yazdı

Kapak Fotografı: Namık İsmail’in tablosudur.

Tablo, Resim ve Heykel Müzesinin koleksiyonunda bulunmaktadır.

Öküzlü tarım yıllarıydı. Yaz sıcakları başlamıştı. Köylüde bir telaş! Tarlada ekinler sararmıştı. Biçilmeye hazırdı. Ne yapıp edip, tez zamanda buğdayını, arpasını, yulafını, samanını içeri almalıydı. Kışlık yiyeceğini şimdiden hazır etmeliydi ki, zorluk çekmesin kışın.

Köye, Niğde’den, Ulukışla’dan orakçılar, tırpancılar gelmişlerdi. Köylü onlarla konuşuyor, pazarlık yapıyordu. Eğer uyuşurlarsa ekin tarlasına götürüyordu.

Orada onlardan biri elci oluyordu. Elindeki orakla, ekinleri biçerek, ekin tarlasını evleklere ayırıyordu. Böylece kısa zamanda orakçılar, tırpancılar ekini biçip bitiriyorlardı.

Güneş tepedeydi. Yeryüzünü ısıtıyordu. Ekin sahibi, böyle bir zamanda tarlanın uygun bir yerine harman yeri yapıyordu. Sonra biçilmiş ekin destelerini kızaklarla, ya da sırtında taşıyarak harman yerine getiriyordu. Getirdiği desteleri halka biçiminde yığıyordu.

Sonra harman yerini ıslayıp, tepeleyip, ya da silindir biçimindeki loğ taşıyla loğluyordu. Harman yeri sertleşsin, beton gibi olsun da, tahıl toza toprağa karışmasın, heder olmasındı…

Bu işlem bitince saplar dirgenle muntazam harman yerine seriliyordu. Düven kenarda, çakmak taşları yenilenmiş hazır duruyordu, getirildi takımıyla serilmiş sapların üstüne yerleştirildi. Öküz ya da at koşuldu. Düvenin üstüne ağır bir taş konuldu. Ya da taş yerine düven sürücü oturdu. Öküzlere ho ha, ata deh komutu verildi. Düven çekildi. Harman sürülmeye başlandı. Ekin sapları, başaklar eziliyor, dane saptan ayrılıyor, tınaz haline getiriliyordu. Birkaç yabacı tarafından savruluyordu. Saman bir yana, dane bir yana düşüyordu…

Daneler çeç konumuna getirildi. Gözerlerle elendi. Çerçöpünden arıtıldı. Havailerle ölçüldü. Çuvallara dörder havai buğday konuldu. Bir havai buğday 15/16 kg. geliyordu. İki havai tahıla bir gülek; dört havai tahıla ise bir kile deniliyordu. Her bir çuvala dörder havai buğday konuyordu. Böylece buğdaylar eve taşınmak, ambara dökülmek için hazır ediliyordu.

Sıra samana gelmişti. Gece serin olduğu için, saman, daha çok geceleri hararlara basılıyordu. Bu işi en az üç kişi yapabiliyordu. Biri hararın ağzını açıyor, biri sepetlere samanı doldurup getiriyor, harara döküyor, biri de basıyordu. Her harar yaklaşık 60/70 kg. saman alıyordu. Böylece samanlar da taşınma konumuna getiriliyordu.

Taşıma işi daha çok kağnılarla, atlarla, develerle yapılıyordu. Çevrede bu işi yapan Deveci Kerim, Deveci Çandık Memet, Deveci Hacı Memet vardı. Halk, yükünü daha çok devecilere taşıtıyordu. Biz de devecilere taşıtıyorduk.

Traktörse yörede yok denecek kadar azdı. Traktörler yeni yeni giriyordu köylere. “Traktörün Gürültüsü” adlı öykümde anlatmıştım traktörün köye gerişini. Bu nedenle traktörü olanlarsa ancak kendi işlerini yapabiliyorlardı. Kiracılık diye bir şey yapmıyorlardı. Kağnı da oldukça azalmıştı. Çevrede birkaç kişide ya vardı ya yoktu. At da çok değildi köyde. Her evin bir eşeği vardı ama, onca yük eşeklerle taşınamazdı. Devecilerle çözümleniyordu bu iş!

Tahıllar taşınıp ambarlara, samanlar taşınıp samanlığa döküldü. Samanın, samanlığın kapısından içeri dökülmesi zordu. Samanlığın damında gözlüğü olanlar kolayca bitiriyordu işini.

Samanlığın damında 70/80 cm çapında gözlük açılırdı. Buradan dökülürdü saman. Gözlüğü olmayan samanlığın kapısından saman dökmek oldukça zordu…

Sıra buğdayları elemeye unluk bulguluk yapmaya gelmişti. Kışlık un, bulgur yazdan hazırlanırdı…

En iyi bulgur karakılçık (esmer) buğdaydan olurdu. Ambardan alınan karakılçık buğday kalburla elenirdi. Sonra da yıkanır, kurutulurdu. Bu işlem bitince karakılçık buğday bulgurluk için hazır olurdu.

Bulgurluk buğdayı kaynatmak için evin önüne, 20 cm derinliğinde 30-35 cm eninde, 1.5 m uzunluğunda çukur kazılırdı. İçine ateş yakılırdı. Üzerine kazanlar kuruldu, Kazanlara yeterince su döküldü, sonra da temizlenmiş, karakılçık buğday konulurdu. Çukurdaki ateşe odun atarak ateş harlatılır, beslenirdi. Çok geçmeden bulgurluk buğday kaynamaya başlardı. Börtleyen, pişen buğday indirilmeye hazırdı. Kazanın karşılıklı halkalı kulplarından meşeden yapılmış sağlam sırık geçirilirdi. Bu sırığın karşılıklı uçlarından sağlam yapılı kişiler tutar kazanı ateşten indirirdi. Bulgur sahibi hemen kaplara pişmiş/börtlemiş, börtme denen buğdaydan koyar, orada bulunan komşulara, çocuklara dağıtırdı. Yiyip bitirenlerden bazıları tadı çok hoş olan börtmeden biraz daha isterdi…

Dinlenmiş, ılımış börtme helkelere doldurulup damın başında serili olan savanların üstüne dökülürdü, çabuk kuruması için daha geniş alana yayılırdı. İki üç gün kurutulduktan sonra çuvallara doldurulur, dibeklerde dövülmek için götürüldü…

Bizim orada taştan oyma üç dibek vardı. Biri Beştülü Emminin, biri Kerim Emminin, biri de Çuvuşunoğlu Mustafa’nın evinin önündeydi. Biz buğdayımızı bize en yakın olan Çavuşunoğlu Mustafa’nın evinin önündeki dibeğe götürdük. Köyün genç kızları delikanlıları geldiler. Yeteri kadar buğdayı inek tasıyla dibeğin çukuruna döktüler, su ile ıslattılar. Üç genç, ahşaptan yapılmış dövme tokmaklarını aldılar, karşılıklı geçip buğdayı dövmeye başladılar. Yorulan diğer gençle değişti tokmağı. Buğdayın dışındaki kabuk kısa zamanda kavladı keperdi. Kepertilen buğday yeniden çuvallara konuldu, eşeğe yükletip eve

götürüldü. Evin damının başına yeniden serildi. Birkaç gün kurutuldu, savruldu, kepeğinden arıtıldı.

Artık, karakılçık bulgurluk buğdayı el değirmeninde çekme zamanı geldi. El değirmeni bazalt mermer taştan yapılmış 60-70 cm çapında dişenmiş iki taştan oluşturulmuştu. Taşlar üstü üste konduğunda, alttaki taşın merkezinde ağaçtan ya da demirden yapılmış küçük bir merkezi dikit bulunmaktaydı. Üsteki taşın merkezinde 10 cm çapında açılmış delik, ayrıca taşın bir kenarında 40 cm taşı döndürme dikiti yer alıyordu. Taşın başına iki ya da üç kişi oturur, kenardaki döndürme dikitten elleriyle tutarlar, taşı döndürmeye başlarlar. Bu sırada, taşın ortadaki deliğinden buğday akıtılır. Taş döndükçe buğday kırılır, bulgur haline gelirdi. Yalnızca bulgur değildi, bulgur unu da olurdu yanında. Buna setik denirdi. Setikten yapılan bazlama çok güzel, hoş olur. Ayrıca setik şalgam yapımında da kullanılmaktadır…

Bu işler genel olarak imece usulü yapılırdı. Daha çok genç kızlar çekerlerdi bulguru. Şarkı türkü söyler eğlenirlerdi… Anamın, babamın, teyzemin de bulgur çektiklerine tanık olmuşumdur. Böylece bütün komşular yorulmadan bulgurlarını çekmiş olurlardı.

Sıra beklenen bulgur pilavına gelirdi. Bulgur lenger denilen geniş ağızlı bir kaba konulur, gözden geçirilir varsa taşı ayıklanır, kepeği savrulur. Tencerede kaynamakta olan suya aktarılır. Bir süre sonra pilav pişer. Pişmiş, hazır olmuş yeşil mercimek eklenir, karıştırılır… Tereyağı eritilir, bulgurun üzerine gezdirilir, karıştırılır. Bir süre dinlenmeye bırakılır. Kıvamını bulmuş olan bulgur pilavı geniş, büyük yayvan tepsiye konulur, sofraya getirilir… Mevsimine göre yanında turp, salata, turşu, ayran olursa, yufka ekmeği… bandır bandır ye, deme gitsin keyfine.

Ağustos 2020, Çamlıyayla

SÖZLÜKÇE:

Evlek: Dönümün dörte biri.  Börtme: Haşlanmış buğday.

Dişemek: Değirmen taşının buğdayı kırması için yapılan işlem.

Harar: Büyük çuval.  Helke: bakraç, kova

Kağnı: İki tekerli öküz arabası.

Kepermek:Buğdayını kabuğundan ayrılması.

*****

Read Previous

17 Ağustos 2020 Pazartesi Günün Sergileri

Read Next

19 Ağustos 2020 Çarşamba Günün Sergisi

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: