YEŞİLÇAM’IN RAMBOSU ; SÖNMEZ YIKILMAZ

YEŞİLÇAM’IN RAMBOSU ; SÖNMEZ YIKILMAZ

Vadullah Taş Yazdı

Vadullah Taş

YEŞİLÇAM’IN RAMBOSU SÖNMEZ YIKILMAZ

Türk sinemasının Rambo’su aslında Rambo avcısı. 1949 yılında Rize’nin Anzer yöresi, İkizler Çiçekli köyünde doğdu. İlk, orta ve liseyi Rize’de okudu.

Yeşilçamın Rambosu hayat hikayesini anlatırken duygu seline kapıldı ve bu sözlerle sohbete girdik.

Sönmez Yıkılmaz anlatıyor;

“Okurken simit satar, denizden kum çakıl çıkarıp satar, harçlığımı çıkarırdım. Amerikan kovboy filmlerine özenirdik. Marshall yardımlarıyla amerikan sempatizanlığı aşılanıyordu. Kovboyculuk oynuyorduk, yuvadaki çocukları da kızılderililere benzetirdik. Onlarla devamlı kavgalar yapardık. Bizler kendimizi amerikan kovboylarına ve Johnny’lere benzetirdik. Mahalle arası kavgalar yapardık. Ayrıca devamlı spor yapardım. Evimizdeki armut ağacına astığım kum torbasında devamlı boks çalışırdım. Devamlı sinemalara giderdim. O zamanlar yeşilçamdan Yılmaz Güney, Ayhan Işık, Cüneyt Arkın, Fikret Hakan gibi aktörlere hayranlık duyardım, onlara özenerek sinemayı sevmeye başladım. Sinema tutkusu yüzünden sınıfta kalınca babam bana kızarak birkaç mermi sıktı, fidanların arasına girerek kaçıp kendimi İstanbul’da buldum. Önce Küçük Mustafa Paşa’ya, sonra Rizelilerin ikamet ettiği Kasımpaşa’ya geçtim. Dönemin ünlü kabadayısı Dede Sultan namıyla Sultan Demircan’la tanıştım. Her Rize‘li gibi bana da sahip çıktı. Plastik el presleriyle çalışmaya başladım. Bu arada dönemin halter mecmuasına resimler yolladım (haftalığımı vererek). Yeşilçam’da çekilecek bir filmin başrolünde oynatacaklarına dair yazılar yazılmıştı. Katıldığım Türkiye erkek güzeli yarışmasında ilk üçe girdim. Yeşilçam’dan çağırdılar. Cibali’deki işimi bıraktım ve artist oluyorum diye arkadaşlarla vedalaştım ve Kasımpaşa’dan Beyoğlu’na çıktım… Yeşilçam Sokağı’na geldim. Her taraf cıvıl cıvıldı. Duru Film’in yazıhanesini buldum. Rahmetli Süreyya Duru ile görüştüm. Filmde  bu delikanlı da oynayacak dedi. Kilyos tarafına sete gittik. yıl 1966 Malkoçoğlu Krallara Karşı.. Sete gittik, ben başrol beklerken bir mercedes geldi ve mercedesten ; tanıdığımız Cüneyt Arkın indi. Eyvah dedim. Başrolü bu oynayacak dedim. İkinci rol benim heralde sandım. Bu beklentim de olmadı. Beni figüran oynattılar. Hayal kırıklığına uğradım.

Semtten de herkesle vedalaşmıştım. Günde iki yüz veya üç yüz kere İstiklal Caddesi’nde, Galatasaray-Taksim’i turluyordum , Yönetmenlerin dikkatini çekerim diye. Akşamları Taksim Parkında yatardım. Ayakkabılarımı yastık diye kullanırdım. Beni figüran rollerine çağırmaya başladılar. Polis, asker en çok oynadığım rollerdi. Sonra ışıkçılık, setlerde çalışmaya başladım. Birgün kavgacı eksikliği oldu , o gün jönden dayak yiyecek biri lazımdı. Ben de yaparım dedim. Jönden dayak yedim, beğendiler, 100 lira verdiler(yevmiye). Oysa ben haftada 100 lira alıyordum.

Sevdiğim film setlerine kavuşmuş oldum. Dayak yemek pahasına da olsa ben Yeşilçam‘a sarıldım. 1971’de ilk beklediğim başrol geldi. Prodüktör ve Kamera: Feridun Kete, Birsen Kaya’nın yöneteceği “KİLLİNG ÖLÜM SAÇIYOR” için yazıhaneye çağırdılar. Kaç lira yevmiye alıyorsun diye sordular. 100 dedim. Beş günde çekeceğim filmde başrol oynayacaksın ve 500 lira alacaksın dediler..

Ressam üzerime 7 saatte killing kostümü çizdi elbisenin üzerine. Kurumasını bekledim, sonra kuruyunca çıkardım elbiseyi. Bütün vücudumun yağlı boya olduğunu gördüm. Hamamda saatlerce yağlı boyayı çıkarmaya çalışırken sinemanın gerçeklerini anladım. 5 günde atlayıp zıplayıp çektik filmi. O filmden sonra başrol beklemeye başladım. Pınar mecmuası’na resmimi çeken Bülent Kınay, Cihangir hamamı’nda saunada rahmetlik Zeki Müren ile tanıştırdı. Zeki Bey evine davet etti. O yılların en meşhur starı idi. Yanlış anlaşılırım, başka türlü tanınırım , ismim çıkmasın diye evine gitmedim . Rizeli Rüştü abinin kahvesinde Alyon sokak’ta başrol beklemeye başladım. Killing filmi çok iş yaptı, patron çok para kazandı. Fakat beni başka filmde oynatmadı. Beklediğim başrol teklifleri de gelmedi. 6 ay geçmişti ki filmlerde hoca rollerinde oynayan Bahri Ateş: Oğlum yaşın genç, daha askerlik yapmadın, ilerde başrol oynarsın, diyerek beni tekrar setlere kavgacı olarak dayak yeme sahnelerine dönmeme ikna etti. Bu esnada Cüneyt Arkın beni çağırdı: Ne istiyorsun? Şöhret mi, para mı? Ben sana kazandıracağım, yalnız sadece benim filmlerde oynayacaksın, dedi. Cüneyt Arkın ile oynamaya başladım. Cüneyt abinin ekibinde olduğum için başka filmlerden teklif gelmez oldu. Gelse de kabul etme lüksümüz olmadı. Çünkü Hakkı Koşar, Ahmet Doğaner ile diğer ustalarla devamlı spor yaparak filmlere hazırlanıyorduk. Cüneyt abinin filmlerinde hep ağır dayak rolleri bana verildi. Birkaç kere ölümden döndük. Daha sonra 1975’te askere gittim, Ankara Karagücü’nde askerliğim boyunca boks çalıştım. Cumartesi ve Pazar günleri gelip filmlerde oynuyor, harçlığımı çıkararak , askerliğimi ifa ettim. Askerlik bitince Yeşilçam‘a geldim. Prodüksiyon amiri beni çağırdı, temiz giyin, banyo yap, yarın sete gel, işin var, dedi. Zaten temizim dedim, neden dedim, sette zaten kavgalarda kirlenmeyecek miyim? “Biliyor musun?” dedi. Şimdi kavgalar yatakta kadınlarla. Artık bütün jönler bile erotik filmlerde oynuyor dedi. Aç kalma pahasına bu teklifi reddettim. Kahvecilik ve buna benzer işler yapıp geçimimi sağladım.

Turist Ömer Uzay Yolu – 1971 yılında Saner Filmin sahibi Hulki Saner abi Türkiye’de çekilecek ilk bilim kurgu film için bana dünyada ilk Terminatör (insan robot) rolü teklifini etti ve halen kanallarda severek izlediğimiz filmlerden biri oldu. Bu film milat oldu, bana çok şey kazandırabilirdi. Hemen akabinde Cüneyt abi beni çağırdı ve sinema normale döndüğünde tekrar setlere döndüm. Pekçok filmde , hatta birçok yabancı filmde oynadım.

Yol, Beyaz Algu, Fedailer Mangası, Üç Küçük Bardakçık, Mankenzia’dan Kaçanlar, Paralı Askerler, Kareteciler İstanbul’da, Hafif Süvarinin Hücumu gibi benzer birçok yabancı filmde de rol aldım.

Üç Küçük Bardakçık filminde yönetmenin dikkatini çektim. Türk rambosu dedi benim için yanındakilere. Bana rambo vari bir rol verdi ve rahmetli Erol Dernek abi İstanbul’a geldiğimde benle ropörtaj yaparak o zamanın en ünlü dergisi Nokta ve Hürriyet’te resmimi bastı. TÜRK RAMBOSU SÖNMEZ YIKILMAZ diye lanse etti. Bu defa da avantür-macera rolleri beklemeye başladım. Alemdar film Mehmet Alemdar küçük bütçeli 5 günde bitirdiğimiz video filmi RAMO’yu çekti. Bütün gün başrol oynuyorum diye karda kışta iki arasında çarmıha gerdiler. Kötü adamlara rol gereği dövdürttü. Ama adamlar hakikaten vuruyorlardı. Bütün vücudum soğuktan ve dayaktan mosmor olmuştu. O filmden de beklediğim şöhret gelmedi. Yönetmen Yücel Uçanoğlu’nun TRT’ye çektiği Osmancık dizisinde iyi ata bindiğimden düblör ve kavgacı olarak bir sene boyunca rol aldım ve bütün Türkiye‘yi gezdik. Ondan kazandığım parayla ilk ajansımı Anzer Film’i kurdum. Ve oyuncu figürasyon işi yapmaya başladım ve imkanlarımla kendi filmlerimi çekmeye başladım. Senaryosunu yazdığım, yönetmenliğini Uğur Duru ile Türkiye doğu-batı sentezini işleyen, Amerikan hegomanyasının nasıl oyunlar çevirdiğini, kardeşin kardeşe nasıl düşürdüğünü anlatan bir film olan SİLAHA YEMİNLİYDİM filmini çektim. Bu film bitince seks furyasının sürdüğü yıllarda filmime sinema bulmak için Türkiye’yi karış karış gezerek, koltuğumun altında afişler, sırtımda film makineleri sinema salonu bulmaya çalıştım.

Adana’da AĞBA Oteli’nde kalırken yanımda Enver Dönmez ile birlikte Kırıkhan ve Osmaniye’de sinemaları bağlamıştık. Filmler afişler film işletmecisinin yazıhanesinde duruyordu. Yemek esnasında Enver Dönmez’ e 200 lira verdim. Enver parayı alıp İstanbul’a gitti. Otelde borçlanmıştım. Film oynadığı zaman ödeyecektim. Kırıkhan’a gideceğim zaman işletmeci, borcunu öde ,  filmi ve afişleri al dedi. Kırıkhan’a gitmem gerek dedim. Dedim ki: Bırak ufak yerleri Elazığ, Malatya, Diyarbakır, Siirt’te büyük sinemalarda araya parça koyarak oynatalım. Sen burada sürünme, al iki bin lirayı git dediler. Ben de, asla olmaz dedim. Abimden fırça yiyerek 500 lira borç alarak onlara parasını verip filmi aldım.

Kırıkhan’a gittim ki sinema yıkılmak üzere beni bekliyor seyirciler. Büyük bir gazla muhteşem bir gösterimi oldu. Peşinden Osmaniye. Bu şekilde gittiğim her salonu temiz köpüklü sularla yıkayıp aile filmi geldi diyerek aileleri tekrar sinema salonlarına çekmeye çalışıyordum. Her ne kadar Türkiye’yi dolaşmış olsam da o film beni batırmıştı. Borçlandığımı arkadaşa Türkiye ve dünya video haklarını vermiştim. Sonra yurtdışına gittim. Orda da Türkleri kötülersen seni vatandaş yaparız dediler, kabul etmedim ve döndüm. İstanbul yine toz duman oradan İzmir’e gittim. Alsancak’ ta ANZER Kültür-Sanat Merkezi kurdum. Kendi filmlerimde oynatmak için oyuncular yetiştirmeye başladım.

Kendi yetiştirdiğim oyuncuları tiyatrolar yaparak Türkiye’yi dolaştık. Dokunmayın Ağaçlarıma diye bir eser yazarak MANİSA TARZANI diye bir filme başladım. Bakanlıktan kredi istedim, dar boğazdayız diye vermediler. Film yarım kaldı. O arada olumsuz çevre koşulları görerek kesilen ağaçlar, yakılan ormanlar, çevre duyarlılığını çocuklara aşılayan Dokunmayın Ağaçlarıma adlı eserle çocuklara Bosna Hersek’teki Müslümanlara yapılan mezalimini anlatan İsmail Katliam diye bir eserle Türkiye’yi defalarca gezdik. İstanbul Yeşilçam gözümde tütmeye başlamıştı, dayanamadım tekrar Yeşilçam Sokağı’na döndüm. Bir yazıhane açarak tiyatro ve yapımcılığa -sinema- başladım. Tiyatrodan kazandığım paralarla dişimden tırnağımdan artırarak kaybolmaya yüz tutmuş sinemayı “ Yeşilçam küllerinden doğuyor” diye pankart asarak (Ayhan Işık Sokak ) kendi firmamın imkanları ile Oğuz Gözen’le 5 film çektim, hem yazdım hem oynadım.” dedi.

Sönmez Yıkılmaz’ın  yaptığı bir çokyardım hareketine ben şahit oldum.Ramazan ayı boyunca Beyoğlu Yeşilçam Sokağı’ndaki set emekçilerine ve orada yaşayan garibanlara hem iftar yemekleri verdi hem de yardımda bulundu buda benim şahit olup eklemek istediğim bir dip not.

“Günlük geçimimi sağlamak için yazıhaneyi kafeye çevirdim ve şimdiki İstanbul’un en önemli mekanlarından Kadınlar Kahvesi adıyla, 15-20 personeliyle insanların hizmetindeyiz. Ve bizi örnek alan birçok kişi bizim mekana benzer yerler açmaya başladı. 3 personelimle birlikte kendimi sosyal güvenceye (emekli) kavuşturdum. Bu arada 2008’de bakanlığa verdiğim projem Cennet Vadimin Sessiz Çığlığı projesini bakanlık önemseyerek kredi verdi. Çekimleri yaptık. Beş yıl sürdü çekimler, dört mevsim yaşayarak Türkiye’nin dört bir yanında çekimler yaptık. Çevre duyarlılığıyla birlikte medeniyetler kapısının Anadolu olduğunu burada yaşayan insanların doğayla ve hayvanlarıyla iç içe, din-ırk ayrımı gözetmeden kardeşçe yaşadığını dilimiz döndükçe anlatmaya çalıştım ve halen yüreğimin Yeşilçam ile çarptığına, sanat ile attığına ve sette film çekerken öleceğime inanıyorum.” 

 

About Kemal Gönüleri

One thought on “YEŞİLÇAM’IN RAMBOSU ; SÖNMEZ YIKILMAZ

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir