YÖRESELDEN EVRENSELE Bölüm 4

YÖRESELDEN EVRENSELE Bölüm 4

Recai Oktan Yazdı

Recai Adanadan evrensele (850 x 268)

Samimi Uyarı : İstanbul Sanat Magazin‘de yer alan bu yazı dizisi kesinlikle “belgesel” değil. Dostlarımın yüreklendirmesine kattığı coşkumun ürünü. “Bakmaktan çok okumayı sevenler” için yazdım. İçiçe geçmiş parçacıklar bütüne ulaşacak. Her yazıda önceki ya da sonraki bölüme göndermeler olacak. Bu sözcükleri okuyorsanız, başladınız ve devam edeceksiniz diye düşünüyorum. “Beğenmek” kişisel ölçülere dayanıyor. Size kalmış! Gönlünüzden sayfanızda paylaşmak geçerse, mutlu olurum. Bunu yaparken, emeğe saygı olarak lütfen kaynak gösterin. Kaynak olarak, “İstanbul Sanat Magazin” ve “Recai Oktan” adları yeterli.

Önemli Not : Belleğimin yanılgılarından ortaya çıkabilecek olay, yer adı ve insan adı yanlışlarını düzeltmek serbest. Göndereceğiniz notlar en kısa sürede yazıda ya da dipnotta kullanılacak. Yazıyla, ankıyla ve fotoğrafla katkı koymak isterseniz, sevinirim.

Recai Oktan (recaioktan68@hotmail.com)

Bölüm 4

TÜFEK İCAT OLDU MERTLİK BOZULDU!..

TELEVİZYON İCAT OLDU ELEŞTİRMENLİK BOZULDU!..

“Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu!” diye bir söz var. Anlamı herkese göre değişiyor. Ben yazar olduğum için söze beş sözcük ekledim: “Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu! Televizyon icat oldu, eleştirmenlik bozuldu!” dedim. Eleştirmenlik bozulunca, “kalite” yerlerde gezmeye başladı.

Edebiyat, sinema, tıyatro, müzik, spor eleştirmenleri bir bir yitti gitti. Kimi küstü, kimi inzivaya çekilde. Ortalık “Televole eleştirmenlerle”, “gaydırıgubbak ses yarışmalarının jürilerine” kaldı. Haaa unutmadan, her allahın günü birbirlerine “en başarılı bilmemne” plaketi verenlerin de haklarını yemeyelim.

Şaka bir yana…

2-Nurullah Ataç

Nerede Nurullah Ataçlar?

   5-Vedat Günyol    3-Fethi Naci

Nerede Vedat Günyollar, Fethi Naciler?

Agah Özgüç, Hasan Ali Ediz, Füsun Akatlı, Adnan Binyazar, Akşit Göktürk, Cengiz ündoğdu, Feridun Andaç, Nurdan Gürbilek, Rauf Mutluay, Ömer Lekesiz, Sevda Aktolga,

 

1-Atilla Dorsay

Atilla Dorsay, Hakkı Devrim, Emrah Kolukısa, Fatih Özgüven, Murat Özer, Mehmet Açar, Melik Saraçoğlu, Nijat Özön, Onat Kutlar, Rekin Teksoy, Sevin Okyay, Süha Çalkıvış, Vecdi Sayar, Ayşegül Yüksel, Coşkun Büktel, Canan Sanan, Dikmen Gürün, İhsan Ata, Murat Tuncay, Nurettin Sevin, Nurhan Karadağ, Sabri Günay Akarsu, Sevda Şener, Seçkin Selvi, Sibel Arslan Yeşilay,

4-Turan Oflazoğlu

Turan Oflazoğlu, Ümit Denizerler ve bütün diğerleri nerede?

Nitelikli eleştirmenlerden sıkılarak, her yazıda övülmek, her fotoğrafta güzel görünmek, her rolleri için başarılı bulunmak, çalarak taklit ettikleri ya da ilkokul şarkısı düzeyinde besteler için ödül bekleyenler muradına ermiş görünse de; o güzel insanları en fazla arayanlar yine onlar. Çünkü meydan kendilerinden daha kötülere kaldı.

İSTANBUL SANAT MAGAZİN VE BEN “SON ŞANS” GİBİYİZ!

Paranın bütün değerleri satın aldığı günümüzde, spor, sanat ve kültür ortamında işlerin “bozuk düzen” gitmesinin karşısında doğruları dile getirme görevi “en son” bana düşmeliydi. Bunu yapacak nice “işin içinden” arkadaşlarımız, kardeşlerimiz vardı. Dilleri tutuk, kalemleri kırık, ortadan yittiler. İşte bu nedenle kulvarda yalnız kaldığımızdan, ben yazılarımla ve bu yazılara yer veren İstanbul Sanat Magazin yayınıyla “son şans” gibi görünüyoruz.

ADANALI OLMAK

Adanalıyım…

Adanalı olmak için Adana’da doğmak, “Adanalıyım” demek yetmiyor. Yığınla değeri doğru algılamak, ortalarında durarak, en azından kenarlarına tutunarak yaşamak (elin zıypsa bile larpdadanak düşmemek), paylaşmak daha önemlisi unutmamak, yadsımamak gerekiyor.

sıkmacı kadın     sıkma-gözleme

Adana’nın tozunun-toprağının, ayazının-poyrazının, sarı sıcağının-rutubetinin travmalarını yaşamamış, bunlar üzerinden sohbet etmemişsen; patlıcan (balcan) zamanının, kanalının-ırmağının, eski ve yeni barajlarının, göletlerinin, bahçesinin-bağının, mavrasının-mavracılarının, köşkerlerinin-bakırcılarının, Kazancılarının yakınından geçmemişsen, şalgamcılarının-aşlamacılarının-hoşafçılarının,

adana kebap     Ciğer Şiş

kebapçılarının-ciğercilerinin

Şırdan

şırdancılarının, halka-karakuş-taş kadayıfı-burma tatlıcılarının,

Tatlı patates (600 x 360)      Tatlı limon (600 x 360)

tatlı patates-tatlı limon-tatlı portakal-şeker kamışının, muhaserecilerinin-cezeryecilerinin, mahluta çorbasının tadını bilmiyorsan; Tepebağı‘nın, Irmak ve Çarşı hamamlarının, Taşköprüsü‘nün, Karataşının, yaylalarının, güzelim ilçelerinin, beldelerinin, köylerinin, Siptillisinin keyfini bir kez bile sürmemişsen…

Adana’nın akıllılarının-delilerinin yarattığı şehir efsanelerini, Şehir Stadı‘nda oynanıp Ordu Milli takımımızın ABD Ordu Milli takımını 19-0 yendiği maçın heyecanını, Adana Demirspor kalecisi Haşimo‘nun trampetli degajını, Selami Tekkazancı‘nın frikiklerini, Adanasporlu Dorde Miliç‘in “belkıran” çalımlarını izlemediysen; Kedi Melih‘in havuzda kuleden atlamasını görmediysen, yüzme ve sutopunun “Yenilmez Armada “ ünvanlı yüzücüleriyle arkadaşlık etmediysen, Ceyhanlı gençlerin, henüz liselerinin olmadığı dönemlerde “tımtıs” adını verdikleri trenle, Adana Erkek Lisesi‘ne gelişleriyle ilgili yarısı abartı-yarısı gülmece öykülerini dinlememişsen, lakaplarıyla ünlü öğretmenlerinin birini bile tanımıyorsan, Celal Serin‘i, Tefo Mehmet‘i, Kepçekulak Süreyya‘yı, Halil Genç‘i, Deli Yücel‘i, Kara Kemal‘i, Tantana Kemal‘i bilmediysen, gülmediysen…

Destancıların alabildiğine hüzün katarak, makamla okudukları dramlara göz yaşı dökmediysen; Piknik ve Emirgan Aile Çay bahçelerinde eğlenmediysen…

bicibici     dalak-dolmasi

Sokakta bicibici-karsambaş, Öter’den dalak, Bomba’dan Köfte, Bayram‘dan en açılmamış küfürler eşliğinde ciğer şiş yemediysen…

Çokçoku, Lale Pastanesi‘ni, As Bilardo ve Şöretler Kıraathanesi’ni, La Bohem‘i, Kuyubaşı‘nı, Yoyoyu.. Görsev Kolonyalarını, Yeşilada Lokantası‘nı, Yağcami civarındaki tablasındayken Tatlıcı Fehmi‘yi, Taş Mağaza‘yı, Çolak Manifatura‘yı, Kristal Kundura‘yı, Havuzlu Mağaza‘yı , Yolgeçen‘i, Aldatmaz‘ı duymadıysan…

Akınspor, Torosspor, Seyhanspor, İdmanyurdu, Köprüspor, İşçispor, Millimensucat, Sümerspor, Hanedanspor, Çınarsuspor takımlarından birini bile anımsamıyorsan…

Ya da tüm bu saydıklarım ve sayamadıklarımla ilişkili olarak aile büyüklerinden en az birkaç öykü dinlemediysen…

Daha tam Adanalı sayılmazsın kardeşim.

Adanalı olmak için bunlar da yetmiyor. Ayrılıp, başka kentlere yerleşmiş olsa bile, bir Adanalı’nın beyninden ve gönlünden görünmez kanallarla Adana’ya bağlanması, gerektiğinde her koşul altında ve her grup içinde göğsünü gere gere “Adanalıyım” demekten sakınmaması gerekiyor.

About Kemal Gönüleri

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir