YÖRESELDEN EVRENSELE Bölüm 3

YÖRESELDEN EVRENSELE Bölüm 3

Recai Oktan Yazdı

Recai Adanadan evrensele (850 x 268)

Samimi Uyarı : İstanbul Sanat Magazin’de yer alacak bu yazı dizisi kesinlikle “belgesel” değil. Dostlarımın yüreklendirmesine kattığı coşkumun ürünü. “Bakmaktan çok okumayı sevenler” için yazdım. İçiçe geçmiş parçacıklar bütüne ulaşacak. Her yazıda önceki ya da sonraki bölüme göndermeler olacak. Bu sözcükleri okuyorsanız, başladınız ve devam edeceksiniz diye düşünüyorum. “Beğenmek” kişisel ölçülere dayanıyor. Size kalmış! Gönlünüzden sayfanızda paylaşmak geçerse, mutlu olurum. Bunu yaparken, emeğe saygı olarak lütfen kaynak gösterin. Kaynak olarak, “İstanbul Sanat Magazin” ve “Recai Oktan” adları yeterli.

Önemli Not : Belleğimin yanılgılarından ortaya çıkabilecek olay, yer adı ve insan adı yanlışlarını düzeltmek serbest. Göndereceğiniz notlar en kısa sürede yazıda ya da dipnotta kullanılacak. Yazıyla, ankıyla ve fotoğrafla katkı koymak isterseniz, sevinirim.

Bölüm 3

 

Bu yazıda bangır bangır siyaset olmayacak. “Anlayana sivrisinek saz…” örneği geçerli. Kişilerin ve konuların yarattığı gerçeklik ve evrensellik, her sözcükte temel olacak. Siyaset gibi görünenler de gerçeğin ve evrenselliğin ta kendisi olacağı için yer alacak. Dünyayı çok uzun yıllardan beri güçlü sermaye sahibi şirketler yönetiyor. Dikkat ederseniz, “yeni nesil devlet yöneticileri”nin büyük bölümü ya sermaye sahibi şirketlerin temsilcisi ya da sonradan büyük sermaye sahibi olanlar. Yeni nesil siyasetçilerin, kültür, sanat, spor alanlarındaki güdük çaplarına bakmadan, bu alanları dizayn etme çalışmaları bağlamındaki amansız rekabet ile varsılların bencilliği anlaşılır gibi değil. Güdük çaplı siyasetçileri muhatap almam… Ancak pop kültürü domine eden varsıllar açısından sıkıntılıyım. İstanbul’un sadece yerli varsılları değil, Anadolu’dan göç edip, asıllarını unutan varsılları da Adana’nın kent yöneticileri gibi futbolun dışındaki her alana şaşı bakıyor. En iyi olasılıkla kendi kampüsleri ve kırmızı çizgileri dışında kalan etkinliklere para harcamaktan kaçınarak, İstanbul’da düşünsel üretimleri solda sıfırla çarpılır duruma düşürüyorlar. Kendi çaplarını aşmayacak sanatçı ararken ya da yaratırken, sanatı zehirlediklerini fark edemiyorlar.

Ben ve benim gibi milyonlarca insan, yaşadığımız, konuk olduğumuz coğrafyaların bedeni kadar ruhuna da bakıyoruz. Sesini duymak, doğasının kokusunu, toplumun hareketliliğini hissetmek, müziğini dinlemek, heykellerini, anıtlarını izlemek, kitaplarını okumak, tiyatrolarına-operalarına-sinemalarına gitmek, parklarında-yeşil alanlarında temiz hava solumak istiyoruz. Üstelik tüm bunların genetiğinin güç ve para sahipleri tarafından değiştirilmesine de itirazımız var.

Adana, İstanbul’un müzik, edebiyat, sinema, tiyatro, fotoğraf ve diğer kültür etkinliklerindeki yükselişine katkı koyan ürün ve insan; sporda ise sadece insan gereksinimlerine kaynak olan kent. Bu alanlarda İstanbul’da ayrı ayrı gerçekleştirilen “büyük pazıl”ların kilit parçaları Adana’dan çıkmış, çıkıyor. Yazı dizimiz boyunca Adana-İstanbul-Dünya hattına bakacağız. Adanalı üretir, hazır hale getirir, İstanbul ambalajlayıp, boyar, paketler, pazarlar. Bu arz talep ilişkisi, Adana’nın kent yöneticilerinin on yıllar boyunca sadece futbolla (sporla değil) ilgilenip; sporun farklı branşları, modern kentleşme, heykel, müzik, edebiyat, sinema, tiyatro, fotoğraf ve diğer kültür etkinliklerine fransız kalışları nedeniyle, değişmeden sürüp gider. Bir de İstanbul’un dar coğrafyasında, insanların “kendi kapanlarına sıkışmış” yaşam tarzını hesaba katmak gerekiyor. Ulaşım zorlukları, geçim derdi ve çalışmaya ayrılan saatlerin değişik nedenlerle günde en az 10-12 saat sürdüğü bu kalabalık kentte, kültür-sanatla ilgili ne üretilibilir ki!.. TV kanalları için çekilen dizi filmleri kültür-sanat sayanlar varsa, sözüm yok. Onların üretimi tam anlamıyla fabrikasyon!

Görünümün gerçek yanlarını değerlendirirsek, başta Adana olmak üzere Anadolu’dan İstanbul’a kültürel anlamda gönüllü akıntı olmasa, ‘İstanbul, sürekli trafiği kilitleyen araçları yöneten, oradan oraya koşuşturan, dizi filmler üreten ve dizi film izleyen insanların kenti olarak anılırdı’, diyebiliriz.

“BU KAPI İÇİN” ÖLENLERE SAYGI!..

bölüm üç 4      bölüm üç 7

Yaşar Kemal, Orhan Kemal,

bölüm üç 0    bölüm üç 3

Demirtaş Ceyhun, Yılmaz Güney, Zeki Göker,

erol     bölüm üç 10

Celal İnce, Erol Büyükburç, Murat Göğebakan, Şahin Kaygun, Özgen Özgenal örneği “zirve”yi görmüş yazarlarımız, sinemacılarımız, tiyatro aktörlerimiz, müzik bestecilerimiz, söz yazarlarımız, yorumcularımız, fotoğrafçılarımız kendi alanlarında üreterek, değişik niyetlerle köşe başlarına yerleştirilen, esin kuruluğu nedeniyle durma noktasına gelen İstanbul değirmenlerine su taşıdıktan sonra, ölerek bu dünyadan ayrıldı.

bölüm üç 8

Ölenlerin arasında hedeflerinin ötesine ulaşanlar ve çalışmalarına değgin tatmin duygusunu sınırsız tadanlar olduğu gibi, Murat Göğebakan, Kurtuluş, Şahin Kaygun ve Özgen Özgenal gibi “daha yapacak çok işi olanlar” da vardı.

bölüm üç 6

Onların önünde, Adana’dan Dünya’ya kapı açmak için dişleriyle-tırnaklarıyla ama onurlarını koruyarak verdikleri savaş için, savaşları sırasında çektikleri eziyet için saygıyla eğiliyorum.

Spor alanında da İsmet Atlı, Abdurrahman Çay, Bekir Büke, Muharrem Gülergin, Bedri Şensert, Selami Tekkazancı (Füze Selami), Ayhan Karataş, Mustafa Acet, Ünsal Fikirci, Aytaç Pekkoçak, Fahri Gez, Faruk Suvar, Ali Hoşfikirer, Hasan Tekin, Fehmi Ongül, Ökkeş Koşkun, Sabit Oktan Adana’dan Dünya’ya kapı açan ve bugün aramızda olmayan yüzlerce unutulmaz isim arasında yer alır. Onlara da saygım sonsuz.

YAŞAYANLARA, YAŞARKEN MİNNET!

Minicik minicik düşünce kırıntılarımın böyleleşmesinin esin kaynağı müzik yorumcumuz Kurtuluş ve fotoğraf sanatçımız Şahin Kaygun oldu. Kurtuluş (Türkgüven) Tarsus’ta doğmuş olmasına karşın, tam bir Adanalıydı. Şarkıları dillerde dolaşırdı. Gitardaki yorumu nedeniyle, ünlü gitar virtüözü Carlos Santana’ya benzetilirdi. Kurtuluş‘un Keskin Bıçak yorumunu hepimiz bir biçimde kullandık. Ya dinledik ya söyledik. Her yıl temmuz ayında, genç yaşta ölen (04.07.2009) hemşehrimizi anıyoruz.

bölüm üç 5   afife_jale

Şahin Kaygun bu yazı dizisinin adı için esinlendiğim fotoğraf ve grafik sanatçımız. Tam bir “yöresel-evrensel” yolculuğuğun kahramanı.

şahin kaygun

Kurallara aldırış etmeden, bildiğini, ürettiğini “harika”laştırarak, adını, yapıtlarını dünyanın batısına da doğusuna da öğretti, izletti. Gencecik yaşamına iki de sinema filmi sığdırdı : Afife Jale (1987) ve Dolunay (1988). Şahin henüz 41 yaşındayken (07.12.1992) aramızdan ayrıldı.

bölüm üç 9

Onların ölüm yıldönümlerinde gördüm ki, yaşarken Kurtuluş’a ve Şahin‘e hakkını vermeyen bir çoğumuz, ölümlerinin ardından destanlar yazıyoruz. Şahin’i tanımayanları, Adanalı olduğunu bilmeyenleri de gördüm. Bu nedenlerle kimseyi eleştirmedim. Kurtuluş ve Şahin için geç kalan övgüleri takdir ettim. Sonra yüreğime Adana’yı ve Adanalıları yurt içinde yurt dışında temsil edenlere minnet duygularımı iletmek kaygısı hatta sorumluluğu düştü. Ulaşabildiklerimin tümüyle, kendileriyle ilgili düşüncelerimi, onlar yaşarken paylaşmak istedim. Bu yazı dizisinini işte böylesine önemli görevi ve sorumluluğu da bulunuyor.

DEVAMI  YARIN (Bölüm4)

About Kemal Gönüleri

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir