YÖRESELDEN EVRENSELE Bölüm 1

YÖRESELDEN EVRENSELE

Recai Oktan Yazdı

Recai Adanadan evrensele (850 x 268)

Samimi Uyarı : İstanbul Sanat Magazin‘de yer alacak bu yazı dizisi kesinlikle “belgesel” değil. Dostlarımın yüreklendirmesine kattığı coşkumun ürünü. “Bakmaktan çok okumayı sevenler” için yazdım. İçiçe geçmiş parçacıklar bütüne ulaşacak. Her yazıda önceki ya da sonraki bölüme göndermeler olacak. Tümünü okuyamayacaksanız, keyfiniz kaçabilir, hiç  başlamayın.

Diyelim baştan sona okuyacaksınız, “beğenmek” kişisel ölçülere dayanıyor. Size kalmış! Gönlünüzden sayfanızda paylaşmak geçerse, mutlu olurum. Bunu yaparken, emeğe saygı olarak lütfen kaynak gösterin. Kaynak olarak, “İstanbul Sanat Magazin” ve “Recai Oktan” adları yeterli.

Önemli Not : Belleğimin yanılgılarından ortaya çıkabilecek olay, yer adı ve insan adı yanlışlarını düzeltmek serbest. Göndereceğiniz notlar en kısa sürede yazıda ya da dipnotta kullanılacak. Yazıyla, anıyla ve fotoğrafla katkı koymak isterseniz sevinirim.

Recai Oktan (recaioktan68@hotmail.com)

Bölüm 1

ÖNSÖZ

Bu yazıları yazmayı ben seçmedim. Bu yazılar beni seçti. Çünkü yazması gerekenler cesaret edip yazsaydı, bu yazıları benim yazmama gerek kalmayacaktı.

GİRİŞ

“Bir ülkede akıl ve sanattan çok servete değer verilirse, bilinmelidir ki, orada keseler dolmuş, kafalar boşalmıştır.”  FRIEDRICK NIETZCHE

Görmüşlük ve görmemişlik…

Görgülü olmak ve görgüsüz olmak…

Gelişmişlik ve gelişmemişlik…

Yığınla sorunu ve çözümü bu sözcükler barındırıyor…

Bir toplumu oluşturan insanlar, bu insanların arasından seçimle belirlenen kent yöneticileri, milletvekilleri, özellikle iktidarda olan siyasi erkin milletvekilleri, bakanları, başbakanları, başkanları (tek bir partiyi ve onun mensuplarını kastetmiyorum, sözüm iktidar olan tüm siyasi partiler için), yukarıdaki 6 sözcüğe dikkat… Belli bir yaşa değin süren kişisel eğitimimiz sürecinde ailemizden, çevremizden, öğretmenlerimizden, okuyup-izlediklerimizden, arkadaşlarımızdan, gezdiğimiz-gördüğümüz yerlerden edindiklerimizle, doğuşumuzda doğal olarak sırtımızda bulunan görmemişlik, görgüsüzlük, gelişmemişlik elbiselerini soyunup; görgüye, görmüşlüğe ve gelişmişliğe bürünmeliyiz. Üstelik afra-tafra, övünme ve kibir yapmamalıyız. Bu alanlarda zamanla ortaya çıkabilecek değişime de kısa sürede kişisel gelişimle uyum sağlamalıyız.

SANAT & İNSAN

Herkesin bildiğini varsayarak, işin alfabesinin girişi bölümünü de kendim için yineliyorum:

Sanatın yedi dalı vardır. Siyaseti meslek edinmeyi düşünseydim, öncelikle aşağıda kısaca sunduğum konuları derinlemesine öğrenirdim.

1) Resim ve Heykel: Yedi sanattan ilki, geçmişi en eski olanı. Değerlendirlirken başlarda  “Güzel Sanatlar” olarak da adlandırılmıştır. Zamanla başka sanat türlerini de içine almıştır.

2) Müzik: Gerektirdiği duygu ve düşünceleri belli kurallarla çerçevelenmiş  seslerle anlatmak için düzenlenmiş eserlerin okunması veya çalınması  sanatıdır.

3) Tiyatro : Yunanca, görülen veya bakılan yer. Sahne anlamına gelen tea kelimesinden türemiştir. Tiyatro yerine drama, dram veya dramatik tür kelimeleri de kullanılmaktadır. Yunanca drama kelimesi, hayattan alınma tiyatro konusu demektir.

4) Dans : Dansın müzik eşliğinde ya da müziksiz; tek, eşli ya da grup olarak uzay boşluğunda yapılabilecek sonsuz hareketler bütünüdür.

5) Edebiyat : Olay, düşünce, duygu ve hayallerin dil aracılığıyla, belli kalıp ve kurallara uygun, sorumluluğunun bilincini taşıyarak, sözlü veya yazılı olarak biçimlendirilmesi sanatıdır.

6) Yapı : Barınmak veya başka amaçlarla kullanılmak için yapılmış her türlü mimarlık eseri, bina, binalar topluluğu, yollar, meydanlar, bunlar için gerekli ayrıntılardır. (Tanımı sanat özelliği taşımıyor gibi görünse de sanatsal özellikleri bulunan yapılar çok fazla ve oldukça güzeldir.)

7) Sinema : Güzel sanatların dalı olarak yansıtılmaya uygun olan filmleri gerçekleştirme ve yaratma sanatıdır. Fotoğrafçılığı da bu dala eklemeliyiz.

5 Ocak 05

Bunları siyaseti meslek edinenler ve meslek edinmeyi düşünenler için yazdım? Aynı kişiler için sürdürüyorum…

Yazanın, çizenin, edebiyatçının, sinemacının, tiyatrocunun, ressamın, fotoğrafçının, heykeltraşın, müzisyenin, mimarın, dansçının hatta eleştirmenin üretmek için gerçekleştirdiği çalışmalarının tümünde; onlardan, sizi anlamalarını ve size -deyim yerindeyse- “kıyak geçmelerini”, yapıtlarında sizi anlatmalarını beklemeyin. Aksine siz onları ve yaptıklarını anlayacak düzeyde olun ve yapıtlarını evrensel çizgide, özgürce üretmelerine olanak sağlayacak ortamlar hazırlayın, destekler yaratın.

1950’li yıllardan beri ülkemizdeki siyasetçi-sanatçı ilişkisi yerli yerine oturmamış, Düşünür-Yazar Nietzche’nin özlü sözünde olduğu gibi, akıl ve sanattan çok servete değer verildiğinden, keseler dolmuş, kafalar boşalmıştır.

5 Ocak 08

Sanatın  6.Kolu olan “YAPI” ile işe başlayalım. Kent yöneticilerimiz, silsile yoluyla ve zorunluymuş gibi, kendilerinden öncekilerinin yanlışlarını devam ettirerek, mimari açıdan “evrensel kentleşme” biçimini gerçekleştirme şansını kaçırdılar. Bu alanda yaratıcı ve uygulayıcı çalışmalar yapan uzmanların özgür çalışmalarını engelleyerek ve onları maaşa bağlayarak,  işi tamamen içinden çıkılmaz hale getirdiler. Kentler çarpıklaşırken, içinde barındırdığı yığınla değer,  marka ve anı yitip gitti.

5 Ocak 010

Bir kent en basit anlatımla, yöresel değerlerini yok etmeden, gelişmişliğe kurum ve kurallarıyla, üstelik kalıcı olark ayak uydurabildiğinde evrenselleşebilir. Bunu başarmak zorundadır.

5 Ocak 07

Konunun gerçek uzmanlarının affına sığınarak, model kent projesi için yapılması gerekli  temel çalışmayı anlatayım…

Kentlerde gerçekleştirilecek imar çalışmaları için zaman asla geç değildir. Olmamalıdır. Ancak daha başlangıçta bu çalışmalar için toplumsal uzlaşma öne çıkarılmalıdır. Örneğin tüm meslek odalarından, medya ve sivil toplum kuruluşlarından, üniversitelerin ilgili fakültelerinden, gerekiyorsa “örnek” alınacak bir dünya kentinden ve halktan temsilciler projenin taslağının hazırlanmasına davet edilmeli, görev ve sorumluluk yüklenmelidir.

5 Ocak 06

Kentin insanlarının toplanabileceği, eğlenebileceği, önemli konuları paylaşabileceği geniş, ferah, konforlu ve ulaşımı kolay alanlara, açık ve kapalı mekanlara, parklara, oto parklara, yeşil alanlara öncelik verilmelidir. Ana yolların, ara yolların uluslararası standartlarda, geniş şekilde planlanmasına, stratejik noktalarla (okullar, üniversite kampüsleri, kültür merkezleri, spor alanları, hava limanı, otobüs, metro durakları, çarşı-pazar) bağlantılı olmasına özen gösterilmelidir. Konut, okul, üniversite kampüsü, spor alanları, dinlenme, eğlenme, ağırlanma mekanlarının standartları yüksek tutulmalı; hepsinin kalite ve konforları tuvaletlerinden başlamalıdır.

5 Ocak 03

Kent içinde, yürüyüş yollarında, turistik binalarda, insanların yoğun akıştığı resmi daire ve benzeri yerlerde standartı yüksek tuvaletler inşa edilmeli, bunların rant noktaları olmasının önüne geçilerek, ücretsiz kullanımı sağlanmalı, engelli ya da eski mahkum kontenjanından insanlar buralarda istihdam edilmelidir.  Kentin iklimi ve coğrafyası dikkate alarak, alternatifli mesken plan ve projeleri, ev yapmak isteyenlere ücretsiz sunulmalıdır. Kent suyu ücretsiz dağıtılmalı, akıllı su kullanımlarına prim verilmelidir. Sanatın her dalı teşvik edilmeli, gereksinim olmasa bile, belli mevsimlerde sanatın her dalında yarışmalar açılmalı, nitelikli ve tarafsız jürilerin belirlediği eserlere ve sahiplerine ödül verilmelidir.

5 Ocak 02

ADANALIYIM AMA TÜM KENTLERE GÖNDERMEM VAR

Adanalı’yım… (Başka kentli olanlar, “Adana”, “Adana’nın” ve “Adanalı’yım” söcüklerinin yerine kendi kentlerinin adını koysun. Örneğin “Gaziantep”, “Gaziantep’in”, “Gaziantepli’yim”, gibi.)

5 Ocak 01

Adana’ya içeriden ve dışarıdan, aşağıdan ve yukarıdan bakıyorum. Az önce saydığım alanlarda ulusal ve evrensel işler yapan Adanalıların hiç birinin Adana’da olmadığını (kalmadığını) görüyorum. Onların özel ve sanatsal yaşamlarını Adana’da geçirmelerini teşvik edecek hiç bir uygulama  bulamıyorum. Kentte daima her şey dost-ahbap ilişkileri ya da siyasi yandaşlık üzerinden yürütüldüğü için, olmuyor… Olmuyor…

Özgürce yazan-çizenler, edebiyatçılar, sinemacılar, tiyatrocular, ressamlar, fotoğrafçılar, heykeltraşlar, müzisyenler, mimarlar  Adana dışına gitmiş, yerleşmiş olsalar bile -benim saptadığım kadarıyla- Adana’dan kopamıyorlar. Koşup gelmek, Adana için üretmek bağlamında küçücük bir teşvik, kompliman, davet bekliyorlar ama heyhat. Bunu yapacak bu gönlü genişliği gösterecek kimse yok. Durum şöyle : Konuya ilgi duyanlar yetkisiz; yetkililer ilgisiz.

DEVAMI  YARIN (Bölüm 2)

About Kemal Gönüleri

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir