SABA KIRER

ADANA’DAN DÜNYA’YA KAPI AÇANLAR

Yazanı, yazılanı, yazılmayanı yazan yazar…

SABA KIRER

Recai Oktan Yazdı

1
Çalışma odasında kitapları ve Saba Kırer.. Foto:Turgut Bağır

Mesleklerin teori ve pratiğinde hayalgücü, eğitim, deneyim, zaman, emek gibi zorlu arka planlar vardır. Üretmek için ödenen bedellere karşılık elde edilecek semerenin en beklenileni, sonucun tatmin edici, keyifli ve eğlenceli olmasıdır. “Saba Kırer’i yazmak”, sonucundan emin olduğum, baştan sona keyifli ve eğlenceli bir çalışmaydı…Acele etmeden, tadını çıkararak çalıştım…

İyi öyküden yola çıkan senaryolara dayandırılmış kült filmleri severim. “Organize İşler” benim değerlendirmemle kült filmdir. Filmde en güldüğüm sahnelerden biri şöyleydi :

Asım Noyan (Yılmaz Erdoğan):Süpermen sen nerelisin?

Süpermen Samet (Tolga Çevik) : Evreşeliyim!

Allah Allah! Evreşe diye bir yer var mı yahu? Ben bunu türküde geçen uyduruk bir söz sanıyordum…

3
Çukurova Belediye Başkanı Soner Çetin’le Orhan Kemal Edebiyat Festivalinde plaket töreninde.

Saba Kırer‘i tanımam ve yazar olarak sevmem de bir sözcükle oldu : EVRENYE… Bu yazı daha çok “okuyup geçmeyen dikkatli okurlar” için. Örneğin “Evrenye nedir, neyiyle ünlüdür?” Biliyorsanız sıkıntı yok! Bilmiyorsanız, araştıracaksınız ya da Kırer’in yazdıklarını okuyup, öğreneceksiniz. Uyarmak isterim : Saba Kırer‘i okumak ve elbette yazdıklarını anlamak için, sözcük dağarcığınız hayli geniş olmalı. Çünkü toplumumuzun kısır diline inat arapça, farsça sözcüklerle batı kökenlileri bir araya getiren yazarımızın sözcük yelpazesi yeterince geniş.

Yazarlığımın değil, okurluğumun 55 yıllık deneyimiyle yazıyorum : Okuduğunuz ilk yazarı, ilk kitabı anladığınızı sakın iddia etmeyin. Yazarı yakından tanımak yetmiyor; anladımdiyebilmek için en az 4-5 kitabını okumak, dilini ve espri düzeyini, yazmadan söylemek istediklerini anlamak gerekiyor. Yaşar Kemal ve Vedat Türkali, Mark Twain ve O. Henry ya da John Steinbeck ve Ernest Hemingway… Kusursuz yazan ama yazma teknikleri, esprileri birbirine hiç benzemeyen edebiyatçılardır. Bu nedenle Saba Kırer‘in yazdıklarındaki şiirselliği hissedip, içselleştirebilmeniz için, dikkatli ve ağır okumanız gerektiğini söyleyebilirim.

2
TÜYAP Kitap Fuarı, İmza Günü kapsamında öğrencilerle söyleşi ve imza

Evrenye‘yle doğan ilgim, Saba Kırer‘in Adanalı, Adana Erkek Lisesi mezunu olduğunu öğrendiğimde, uzun soluklu bir dostluğun kapısına götürdü beni. Saba Kırer’le ilgili derlediklerimi sizinle, gazetecilik günlerimde başarılı olduğum röportaj tekniğiyle paylaşacağım. Hazır mısınız!

Son yıllarde nedenini tam açıklayamasam da içimdeki Adana sevdası ve nostaljisi, kontrolsüzce çalkalanıp duruyor, etkisiyle “firensiz Adana” yazıları yazıyorum. O’na ilk sorumun Adana’yla bağlantılı olması bu yüzden…

4
Saba Kırer, kız kardeşi ve iki yeğeniyle. (Ailenin ilk erkek torunu olan yeğeninin lise mezuniyet gününde)

-Adana serüveninizi öğrenebilir miyim?

-Turhan Cemal Beriker ilkokulu, Çukurova Ortaokulu, sonra da kızların alınmasının ardından dönemin önemli liselerinden biri olması nedeniyle Adana Erkek Lisesi’ne gitmiş, oradan mezun olmuştum. Ailemizden çoğu Adana Erkek Lisesi mezunudur. Babam da yakınlarındaki Endüstri Meslek Lisesi’nde yapı ressamlığı okumuş. Adana, doğduğum ve gençlik yıllarımı geçirdiğim yer. Dönem dönem dışında yaşamış olsam da, hayatımın büyük dönemi Adana’da geçmiştir, geçiyor.

-İçinizdeki kültür- sanat ve edebiyat denizine nasıl daldınız, bu denize hangi kaynaklardan sular akar?

-Ortaokul yıllarımda tanıştığım Yaşar Kemal, Orhan Kemal kitapları benim için büyük mirastı. Yalnızca bu mirasa sahip olabilmek bile yeterince büyük bir dünya. Çocukluk arzum, bunu değerleriyle birlikte taşıyabilmekti. İşte bahsettiğiniz o denize dalınca, her yandan gelen yazılar ve bu bunları yazanları tanıdım. Kitaplara doyamıyordum. Kitaplar ufkumu açtıkça daha çok okumaya başladım. Okumak da yetmiyordu. O kitaplar ve yazanlarla ilgili yazmaya başladığımda, artık durulamaz noktaya gelmiştim.

5

-Sonra…

-Öykü ve eleştiri yazılarıyla başladım. Çalışmalarım 2004 yılından itibaren Hürriyet Gösteri Sanat, Cumhuriyet Kitap, Kitap-lık, Geceyazısı, Radikal Kitap, Düzyazı Defteri, Yom Sanat, Kum Sanat, İmge Öykü’de yayımlandı. 2008 yılında ilk romanım Jako yayımlandı. Eleştiri yazılarımdan bir kısmını Haziran 2010’da Ayna Kırılmış Baksana adlı kitabımda topladım. “İç Seyahat”, “Dış Seyahat” ve “Çocukluğumuz” adlı üç bölüme ayrılan kitapta Hasan Ali Toptaş, Bilge Karasu, Metin Kaçan, Vüsat O. Bener, Ömer Seyfettin, Haldun Taner, Nursel Duruel, Füruzan, Sevgi Soysal, Özen Yula gibi yazarların eserlerini ele aldım. 2011’de Nurdan Gürbilek için hazırladığım armağan kitabı, Nurdan Gürbilek: Devasa Vitrin yayımlandı. Rıza Beraheni ve Haşim Hüsrevşahi ile birlikte Sadık Hidayet’te kadın ve ölüm temalarını ele alan Yazarın Gölgesi – Sadık Hidayet: Ölüm, Kadın Ve Kör Baykuşun Yeniden Yazılışı adlı dosyayı hazırladım. Aynı yıl, Gökhan Yavuz Demir ve Alper Kanca editörlüğünde hazırlanan, 56 kadın yazarın babaları ile ilgili anılarını anlattığı Kızlar ve Babaları adlı kitaba katkıda bulundum.

6
Uluslararası Çukurova Sanat Günleri’nde, Yeni Roman başlıklı sunum öncesi bekleyiş. Foto: sevgili arkadaşı Mine Berker

-Yayımlanmış çalışmalarınızı özetlemek gerekirse..

-Jako (2008), Ayna Kırılmış Baksana (2010), Nurdan Gürbilek: Devasa Vitrin (2011), Yazarın Gölgesi – Sadık Hidayet: Ölüm, Kadın ve Kör Baykuşun Yeniden Yazılışı (Rıza Beraheni ve Haşim Hüsrevşahi ile birlikte, 2011)

-Yazı bağlamında sosyal ilişkileriniz ne düzeyde?

Çalışmalarımı kurumsal etkinliklere entegre ederim. Sıklıkla olmasa da Kitap sergi ve fuarlarına, imza günlerine, panellere katılıyorum. Dünyanın Öyküsü dergisinin çalışma ekibinde yer almıştım (artık bu dergi çıkmıyor), Uluslararası PEN üyesiyim.

7
Ali Kabaş’ın HAVADANADANA Fotoğraf Sergisinde : sırayla Orhan Kemalin oğlu Işık Öğütçü, gazeteci Ufuk Tekin, Berrin Hız

-Uluslararası PEN’i hep merak etmişimdir. Kişiselleştirme olarak değerlendirmezseniz, bir Türk yazarın Uluslararası PEN’deki yeri nedir?

-PEN üyeliğinden sıradışı beklentilerim yok. Üyeliğimi bazı konularda ve gerektiğinde görüştüğüm, fikir alış verişinde bulunduğum değerli birçok dostumun bulunduğu önemli bir mecra olarak değerlendiriyorum.

-Yazma öncesi ya da yazmaktan yorulduğunuzda sizi dinlendiren ve eğlendiren sıradan işler var mı?

-Dinlenmek için de çalışmak için de yürüyüşler yaparım. Yürüyüşlerim sırasında yazacağım yazının iskeletini kurarım. Bu yüzden yürüyüşlerde yalnız olmayı tercih ederim. Ev işi değil ama hafif mutfak işleri, okuduğum kitaplar üzerine yeniden düşünmemi, etüt etmemi kolaylaştıran uğraşlardır. Okurken fark etmediğim bir şey o an anlamlanabilir, başka bir ışık yaratabilir.

-Okurlarımızla paylaştıklarınız için, İstanbul Sanat Magazin adına teşekkür ediyorum. Çalışmalarınızı izlemeye devam edeceğim sayın Kırer.

8
Bir panel sonra hekim, yazar ve aktör Ercan Kesal’la söyleşide

BİR GAZETENİN KÜLTÜR SANAT EKİNDEN ALINTI YAPILAN

AŞAĞIDAKİ YAZI, SABA KIRER’İN JAKO ROMANI ÜSTÜNEDİR.

“Everest Yayınları’nın 566. kitabı, kendini edebiyat kuramı ve eleştirisine neredeyse adamış gibi görünen çağdaş bir kalemin ilk romanına, Saba Kırer’in JAKO isimli eserine ayrılmış. Öykü, deneme ve eleştirileri yayımlayan Kırer’in roman dili heyecan verici.

9
Saba Kırer, Berlin gezisizde, kutsal sözlerle çevrelenmiş bu parkta yürüyüş yapmış. Gördükleri ilginç ve şaşırtıcıymış…

Kırer bugüne kadarki yazın üretiminde özellikle, göç yarasından kaynaklı toplumsal sorunlar ile, göçmenlerin yaşadığı travmalara odaklanmış farklı bir imza. Hızlı, delişmen bir üslupla romanını çok çeşitli kelime ve biçim denemeleriyle zenginleştiren Saba Kırer’in romanı, öykü ve roman formunun da bir tür füzyonu halinde ortaya konmuş. Everest Yayınları’nın pek çok kitabında görmeye zevkle alıştığımız üzere, Kırer’in kitabı da Utku Lomlu’nun yalın ama derin grafik tasarımıyla sarmalanmış. Bu manada, JAKO isimli bu roman, bir edebiyat eleştirmeninin içinde olgunlaşmış, çok yeni, başka bir dili, hatta bugünün değil, yarının edebiyatını selamlıyor desek, yeri. tıpkı onun kitabındaki kadın kahramanın, ‘hiç hikâyeci’ başlıklı bölümde JAKO’yu umutsuzca aradığı şu satırlarındaki gibi: “…nihai. Yazacağım hikâyeyi öğrenmiştim. Ama, ama daha anlatmaya başlamadan, birinci cümlenin sonunda, anlatılacak her şey bitmişti. Üstelik hikâye bitmekle kalmamış, hikâyenin sonunda, vakanın kahramanı da ölmüştü. Ah Jako! Gece, gece bu. Nerdesin ?” (s.39)

About Kemal Gönüleri

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir