DENGEYİ DE DENGELEYEN SANATÇI : AHMET ÜNDAĞ

Giriş

Adanalılar, gittikleri her yere kentlerinin rengini, coşkusunu da götürüyor. Adana’da yaşarken bize “hep aynı” gibi gelen ilişkiler nedeniyle ayar veremediğimiz değerler, Adana dışına çıktığımızda anlamına ve önemine kavuşuveriyor. Böylelikle önde sanatçıları olmak üzere, mesleği ne olursa olsun gittikleri her yere Adana’nın kent kültüründen örnekleri de götürüp, sergiliyor.

Adana’dan Dünya’ya Kapı Açanlar yazı dizisi, daha önce benim facebook sayfamda, gerektiğince düzenli olmamakla birlikte, yer almıştı. Yeni isimler ekledim, yazıları tekrar elden geçirdim.

Bugünkü konuğum, daha önceki çalışmamda yer almamıştı. Bu bölüme Ahmet Ündağ‘la başlıyorum.

DENGEYİ DE DENGELEYEN SANATÇI : AHMET ÜNDAĞ

Recai Oktan Yazdı

ahmet ündağ1

Ahmet Ündağ‘ı uzun uzun anlatmayı tasarlamadım. Onu tanıyorsanız, dostsanız, buradan ne yazsam sizin için zaten yetersiz kalacak. Onu tanımıyorsanız, bence yaşamınızda yeri olması gereken birini ıskalamışsınız.

Parlak ve başarılarla dolu geçmişi ya da “Tibet Bilgesi” örneği geçirdiği bugünleri için değil. “Geçmişinin parlaklığı ve başarılarıyla” ya da “Tibet Bilgeliği” görünümü ile zırnık kadar ilgilenmeyen,  “nerede, nasıl durması gerekiyorsa öyle duran, gerçek dost” olduğu için yazıyorum bunları.

5

Ahmet Ündağ yazılıp, eline tutuşturulanı kameraya dönerek söyleyen aktör ya da bir başkasının yazdıklarını eline alıp, ağlamaklı ifade ile okuyan şiir yorumcusu değil. Sıradanlığı-kolaycılığı seçerek yaşayan, sıradan işler üretip, onların üzerinden biyografi yazdıran bir filmci de değil. Anılarını yazıp, para destelemeye heveslenen boyutta da değil.

Söyleyeceğini de, okuyacağını da kendi düşünüp, yazanlardan. Duygusallığının derinliğine seyahat edebilen, o derinliğe tam beden düşünen, tiyatro için, sinema için, edebiyat için üreten, yaşayan, hala yazan bir adam.

ahmet ündağ2

Birlikte anılarımız sımsıcak ve taze. 2015 yazı boyunca Ahmet Ündağ‘la sıklıkla buluştuk. Ben onun Adana kebabının, Adana mezelerinin tadına doyamadım; o da galiba benim “Adana’nın Bayram Ustası” taklidi ciğer şişlerimin…

Ben ona şöhretiyle değil, kendisiyle arkadaş olduğumu hissettirdim; o da bana şöhretiyle ilgilenmeyen bir arkadaşı olmamdan duyduğu memnuniyeti…

11

Şiir okuyup-dinledik, fasıl yaptık.

Sağanak yağmur altında dost safarisine çıktık. Yaz boyunca Bodum’da benim yaşadığım Gümüşlük‘le onun yaşadığı Gündoğan arasında mekik dokuduk. Bodrum Adanalılar Derneği için “beyin fırtınası”na karıştık.

ahmet ündağ3

Net algıladım ki, taş eviyle, eşyalarıyla, motosikletiyle, giyim tarzıyla, konuşma stili, insana ve olaylara yaklaşımı ile dengeli hatta dengeyi de dengeleyen bir beyne sahip.

Milimine değin aynı kuşaktanız. Ahmet bunca yaşamışlığını (az sonra özetini yazacağım) bir akşamın sofrasına meze edip, kalabalık içindeki yalnızlığın irkisi sonucu, yüreğinin yanıklığından mı yoksa bilge aklının paylaşımcılığından mı emin değilim, MECNUN OLMAYA KARAR VERMEDEN ÖNCE, LEYLANIN UMURUNDA OLUP OLMADIĞINA BİR BAK İSTERSEN” diyor. Yazıya dökülmüş bu duyguda bir dili yanmışlık sezilse de, insan dostları için “sarı alarm” özelliği daha ağır basıyor..

Onun, Adana’da yetişip, dünyaya açılan diğer bir çok adam gibi, Adana’ya hala kopmaz, yıpranmaz çımalı bir çapası olduğunu, 2005 baskı yıllı “Seni Yüreğime Yazdım” romanının 186.sayfasında okuduğum satırlarda bir kez daha anladım ve o satırların altını çizdim:

“…Yine de dükkanı kapadıktan sonra, hemen eve gitmedi. Abidin Paşa Caddesi boyunca aşağıya yürüyüp, Küçük Saat Meydanı’na geldi. Oradan Çakmak Caddesi’ne döndü, yukarı yönde yürüdü. Kafasının içi bomboştu. Bir tek Gülizar’ın o simsiyah, kocaman, ışıklı gözlerinin derinliğine dalmış, bir esriklik içinde yürümüyor, boşlukta yüzüyordu. İçinden, vücudunun her yerinden ışıklar saçıyordu. Dört bir yanı çiçekti… Hiç görmediği, hiç bilmediği, daha önce kokularını hiç duymadığı çiçekler içindeydi…”

Sanki Adana caddelerinden, sokaklarından hiç ayrılmamış gibi yazmış. Seni Yüreğime Yazdım‘ın ardından yazılmış, yayımlanmaya hazır iki romanı daha var.

Ahmet Ündağ , yöreselden evrensele gezimizin tam odağında yer alıyor.

Nalınlar
Nalınlar

Biyografisine bakalım:

1946 yılında Adana da doğdu. 1961 yılından 965’e kadar Adana Belediye Şehir tiyatrosunda çalıştı. 966’da arkadaşlarıyla birlikte Adana Sanat Tiyatrosu’nu kurdular. Aynı yıl askere gitti ve orada Komutanlık tiyatrosunu kurdu. 1967 de AST ile birlikte özel izinle TMTF‘in uluslararası tiyatro şenliğine katıldı ve bir ödülle döndüler. 1968’de askerden döndü ve Ceyhan Şehir Tiyatrosu‘na katıldı.

nafile dünya
nafile dünya

1970′ yılında Adana’ya dönerek arkadaşları ile Çukurova Bölge Tiyatrosu‘nu kurdu. 1971’de siyasal baskılar nedeniyle İstanbul’a gitti ve bir sezon Kadıköy Opera Tiyatrosu‘nda çalıştı.

tuzak
tuzak

Bu güne kadar 60’ın üzerinde oyunda ; oyuncu ve yönetmen olarak görev yaptı. Halen Bodrum da yaşamakta ve yazmaktadır. Basılı ilk romanı Seni Yüreğime Yazdım‘ dan sonra ; Darbe Günlerinde Aşk ve Farilya Günlüğü isimli iki kitabı basım aşamasındadır. 1992′ yılında İsviçrede Eros Universal Kültür‘ de şiir dalında mansiyon aldı.

nostalji:Bir film seti
nostalji:Bir film seti

Sinemaya geçti. Oyunculuk, yönetmenlik, senaryo yazarlığı yaptı, TV için diziler çekti. Yılmaz Güney, Osman F. Seden, Bilge Olgaç , ve Mehmet Dinler gibi yönetmenlere asistanlık yaptı.

Yönetmenliğini Yaptığı TV Dizileri:

Top Model – 1994 , Kartal Kaya 1994

yılmaz güney
yılmaz güney

Yönetmenliğini Yaptığı Filmler :

Yaşarken Ölmek-1988 , Küçük Mutluluklar – 1987, Seher Vakti-1986 , Borusunu Öttüren 1985 , Bir Yıldız Doğuyor – 1984, Ve Onu Vurdular – 1973 , Ve Güneşe Kan Sıçradı – 1972

Kendi Adına Yapımını Gerçekleştirdiği Filmleri:

Küçük Mutluluklar – 1987, Borusunu Öttüren 1985 , Bir Yıldız Doğuyor – 1984, Tanrı Sevenleri Korur – 1974,  Ve Onu Vurdular – 1973

Seneryosunu yazdığı çok sayıda Filmlerden bazıları:

Yaşarken Ölmek – 1988 , Küçük Mutluluklar – 1987 , Uçurum – 1986 , Seher Vakti – 1986 , Bir Yıldız Doğuyor – 1984 , Karpuzcu – 1979 , Şöhretin Bedeli – 1977 , Hıdır – 1977 , Atmaca Ali – 1976, Tanrı Sevenleri Korur – 1974, Ve Onu Vurdular – 1973 , Ve Güneşe Kan Sıçradı – 1972

ve onu vurdular
ve onu vurdular

Oyuncu Olarak Rol Aldığı Önemli Filmleri:

Afacan Tatlı Bela – 1994, Tamam – 1994 ,  Seni Seviyorum – 1983 , Kobra – 1983 , Karpuzcu – 1979,

tanri_sevenleri_korur_1974_
tanri_sevenleri_korur_1974_

Tanrı Sevenleri Korur – 1974, Mağlüp Edilmeyenler 1974 , Ve Onu Vurdular – 1973

LEVENT KIRCA İÇİN AHMET ÜNDAĞ ABİSİNDEN

Ahmet Ündağ ile ilgili yazının sonuna benim “LEVENT KIRCA İÇİN AHMET ÜNDAĞ ABİSİNDEN” başlığını koyduğum “SANATÇI OLMAK” yazısını gurur ve mutlulukla ekliyorum… Sonra da şiirlerinden sayfam ölçüsünde seçtiklerim…

lüks hayat
lüks hayat

 

“SANATÇI OLMAK

Diyelim ki, dünyanın en iyi komedi oyuncusu sizsiniz ya da yer yüzüne gelmiş gelebilecek en iyi drama oyuncusu.. Bir heykeltraş olduğunuzu düşünün öyle ki… PİGMALYON sizin ancak çırağınız olabilir. Hani şu GALETEA’yı yontmuştu ya, sonra da kendi yontusuna aşık olup, ona bir ruh üflemesi için AFRODİT’e yalvarmıştı. Düşünün ki sizin AFRODİT’e de ihtiyacınız yok. Kendi yontunuza kendiniz bir ruh üfleyecek kadar iyisiniz. Şimdi soru şu: Siz bir sanatçı mısınız… Bunun cevabını daha dün bir ışık huzmesi olarak evrene doğru uzaklaşıp giden sevgili LEVENT KIRCA verdi size. Öncelikle bir dünya görüşüne sahip olmalısınız. Tüm dünya üzerinize gelse dimdik duracak bir yüreğe sahip olmalısınız. Sanatın size yüklediği misyonla topluma olan görevinizi sanatınız aracılığıyla aktaarmalısınız.. Aksi halde dünyanın en iyisi de olsanız siz sanatçı olmaktan çok ancak SARAYIN SOYTARISI olabilirsiniz. Elbette size de gülerler ama bir SOYTARI olarak.

………..GÖKYÜZÜNDE SİZE GÖZ KIRPAN BİR YILDIZ GÖRDÜĞÜNÜZDE GÜLÜMSEYİN.

O LEVENT’TİR…” A. Ündağ

Levent Kırca
Levent Kırca

ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER

GİDİYORUM (17.12.2015)

Gidiyorum

Bin yılda biriktirdiğimiz ne varsa

……………………………geride kaldı

Bir küçük valize doldurdum

Hüznü

………kederi

………………öfkeyi

Ve onca ölümün acısını

Gidiyorum

Tüm dillerimi unuttum

………………..dilim lal

Konuşacak ne kaldı

Çocuklarımız

Ölümle birlikte büyüyorlar

Onlar yeni bir dil konuşacaklar

Korkarım ki

Katı bir dil olacak bu

Bizden ileride olmaları gerekirken

Yüz yıllar boyu oluşturduğumuz değerler

……………………..silinecek belleklerinden

Belki de hiç olmayacak

Bu yeni dilin sözlüğünde

Kardeşlik ve insanlığın değerleri

……………………….ne kadar yazık

karpuzcu
karpuzcu

ÇOCUKLUĞUMUZ (14.12.2015)

O eski mahalleye gittim

Bizim eski mahallemiz

…………………..eskimiş

Çocukluğum kaybolmuş

Oysa giderken

El ele yürüyorduk

Yaşadığım ev yok artık

Yoksa hiç mi olmadı

……………………hatırlamıyorum

Elimi bırakmasaydı çocukluğum

Eminim o hatırlardı

Park hâlâ duruyor

Kimsesizliğin hüznüne batmış

O salıncağı hatırlıyormusun

Yan yana sallandığımız

Hiç değilse o kalsaymış

Yerlerde

Bakır yapraklar savruluyor

Sonbaharını yaşıyor

…………………..çocukluğumuz

BİR ŞİİR ÜLKESİNDE YAŞAMAK (9.11.2015)

Bu karakış biter

Hangisi bitmemiş ki

Arkası bahar

Yaslarız sırtımızı

Balıkçı kahvesinin

………….tahta duvarına

Gök yüzünün duru mavisini

Solduramazsa da

…………..solgun güneş

Ağır ağır eritir

Yüreğimize işlemiş kışı

Nazım gelir aklıma

O an

Onun kadar mutlu

……………..mırıldanırım

” Bu gün pazar

Bu gün beni ilk defa

……………..güneşe çıkardılar”

Ah,o ilk gençliğimin

Yasaklanmış geceleri gibi

……………..yasak olan

Pelür kağıt üzerinde

Zulümden ve acıdan çoraklaşan

………………………..bir yürekte

Filizlenen sevdanın ve isyanın

Canhıraş çığlığı dizeler

……………………dilime düşer

Aklımda Ahmet Arif

Söyleyemem

Kahredesi yabanıl gururum

“Hasretinden prangalar eskittim”

………………………..diyemem

İnkârdan gelmek yakışık almaz

Hiç mi gün görmedik

Hani hatırlasana

Orhan veli de

………………..yanıbaşımızda

Takılmadık mı peşine

Yelkovan kuşlarının

Bir defasında

…………………giderken adaya

O kadar aydınlık bir ruhla

Çıkmışlardı ki yola

Onlardan almıştı ışığını

……………………..doğan güneş

Gün aydınlıktı

Yürüyordu binler.onbinler

Barışa doğru

………………..ışıklar saçarak

Benim güzel ülkem

O tarihsel yazgımız

………………..Senin ve benim

Ve hepimizin

Bir kez daha

Yeniden karardı ruhlarımız

Tiranlar

Yeraltı saraylarında

………………doğruldular

Işığa düşman

Korkak

………..sinsi

……………….ve hain

Kumpaslarını kurdular

Kanla sulandı topraklar

Ve beslendi insan etiyle

Bu acıyı bal eyleyemeyiz

………………Hasan hüseyin

Taştan katı yüreklerimiz

Zamanıdır

Acıyı acı gibi çekmeliyiz

Ah,o gitti

Şiirin annesi

…………..şair anamız

Kendi ağıtını

Kendisi yazdı da

……………gitti

“Ben bu dünyanın alevisi olmalıyım

Yana yana tükenmediğime göre”

Tanrı Sevenleri korur
Tanrı Sevenleri korur

GENÇTİK BİZ (23.10.2015)

Biz gençtik

Delifişek,atak,cesurduk

Öğretmediler,bilmiyorduk

Bir dokumacı kadar

Sabırlı olmayı

Ve cesareti

Bir kimyacı ustalığıyla

Damıtarak kullanmayı

Gençtik biz

Yumuşaktı cevherimiz

Tanışmamıştık ateşle

Henüz dövülmemiştik

Bir demircinin örsünde

Biz gençtik

Delifişek,cesur,atak

Bir o kadar da

Korkak

Korkuyorduk

Issız gecelerde

Tetikte olurduk

Duyardık seslerini

Çelik paletlerin

O sessizlikte

Biz gençtik

Avare, vurdumduymaz

Neşeliydik

Birer çığlıktı

Oysa gözlerimiz

Asla duyuramadık

Elle tutulabilirdi sesimiz

Not :Yazılım, Ahmet Ündağ’ın Şiirlerinde kullandığı yazı tekniğine sadık kalınarak alıntılanmıştır.

About Kemal Gönüleri

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir