Marjinal Prenses Mihri Rasim Paşha-Mihri Müşfik

Marjinal Prenses

Mihri Rasim Paşha-Mihri Müşfik

Haber ve Fotograflar : Nihal Güres

Türk resminin Marjinal Prensesi Mihri Müsfik hanım SALT GALATA’da şahane bir sergiyle anılıyor.

Sergi Salonu tıklım tıklım dolu.

Salt Galata çok güzel bir mekan, kütüphane, çalışma salonları, sergiler ve bir çok etkinlik ve söyleşilerle hiç bir zaman boş kalmayan bir mekan. Ben de yolumun üzerine denk getirip , sık sık uğruyorum. Bugünlerde daha da sık uğruyorum.

Çünki, Türk sanatının efsanelerinden Mihri Müşfik hanım, veya kendini lanse ettiği adıyla, ‘Çerkes Açba Prensesi Mihri ‘ hanımın muhteşem kapsamlı bir sergisi var.

Annesi ve babası Kafkasya göçmeni , babası dönemin Tıbbiye Nazırı Çerkez Rasim Paşa, annesi Fatma Neşedil hanim, 26 Şubat 1886 da Kadıköy’de, Moda’da Rasim Paşa Konağı’nda doğuyor. Sultan Abdulmecid‘in annesi Bezm-i Alem Sultan , Mihri hanımın büyük halası oluyor, aristokrat bir ailenin mükemmel eğitim almış bir genc kızı olarak yetişiyor. Sultan Abdülmecid in eşi Verdicenan Kadınefendi , Mihri‘nin öz halası .Saray ressamı Zonaro‘dan resim dersleri alıyor. Özel derslerle batılı yaşam tarzı içinde yetişen , edebiyat, musiki ve resim gibi sanatın her alanında dersler alan yetenekli bir öğrenci ve genç kız.

Bir hikayeye göre, 17 yaşındayken tanıştığı İtalyan kökenli bir müzik şefinin peşinden sahte pasaportla önce Roma’ya , sonra Paris’ e kaçıyor. Paris’te tanıştığı Bursa’lı Müşfik Selami bey ile evleniyor. Müşfik Selami beyin evinde önce kiracı olarak bulunuyor, sonra aşk kapıyı çalınca, İzdivaç kaçınılmaz oluyor. Yurda döndükten sonra dedikodu ve kıskançlık sebebiyle boşanmışlar.

Yurda dönünce Sanayii Nefise Kızlar Mektebi‘nde kız öğrencilere resim ve desen dersleri çalıştırıyor, canlı kadın modeller kullanılıyor fakat devrin mutaassıplığı yüzünden erkek manken olarak ‘Torso’-heykeller kullanılıyor. Bu bile eleştirilince, “üzülmeyin Bellerine peştemal bağlıyoruz, taş heykeller bile çıplak değil “ diye kinaye yapıyor.

Bir anlamda ilk feministlerden olduğunu söyleyebiliriz.

Sergide bunu belirtmek üzere şu sözü duvara nakşedilmiş ” Bugün her yerde müsavat ve adaletten söz ediliyor.Fakat Inas ( kız) sanayii Nefise Mektebi Nerede? Hep yapılanlar erkekler için” Bu entellektüel söylemlerin neticesinde kızlar da okula kabul ediliyorlar ve cemiyet hayatında daha görünür hale geliyorlar.

Prensesimiz Mihri hanım , Atatürk‘ün de beğenisini kazanıyor, hatta şöyle ifade ediyor Atatürk “Mihri hanımı begenmem sadece sırf benim yağlıboya portremi ilk ve en güzel bir şekilde yaptığından değil aynı zamanda benim gibi İnkılapci olduğu içindir, hatta benden önce İnkılaplara başlamıştır. “

Mihri hanım portre konusunda çok usta olduğu için yaptığı Atatürk tablosu da mükemmel oluyor ve o zaman dostluk nişanı olarak Yugoslavya’ya hediye ediliyor. Fakat bugün Nerede olduğu hakkında bir malumat yok.
Film gibi bir yaşam öyküsüne sahip olan güzeller güzeli prenses tekrar ülkeden ayrılıyor, baskılar rahatça sanat yapmasını ve yaşamasını engelliyor, hatta sergide yer alan Türk gazete küpürlerinde , Müslüman bir kadının bu şekilde çağdaş bir yaşamı seçmesi üzerine yoğun magazinleştirilmiş eleştiriler yer alıyor.

Yeniden Roma‘da bulunduğu sırada Mussolini taraftarı Garda gölü kıyısında Şatosu bulunan İtalyan şair Gabrielle d’anunzio ile aşk yaşıyor. Şair aynı zamanda Polonya göçmeni bir başka star ressam Tamara de Lempika ile de aşk yaşamaz mı? Bir de bunu üstüne üstlük bizim prensese ‘odalık ‘lakabını takmaz mı? Bu yüzen yeğeni Hale Asaf hanım da prensese kızıyor, çünkü dedikodular sınırları aşıyor.

Faşist şair D’anunzio sayesinde cemiyet hayatının seçkin üyelerinin ve Papa‘nın da portrelerini yapıyor. Kimilerine göre Papa‘nın resmini yapan ilk başka dinden bir kadın olarak kabul ediliyor.

Sergideki dikkatle toplanmış ve yerleştirilmiş gazete küpürlerinden de anlaşılacağı üzere , yaşamı , güzelliği ve Osmanlı İmparatorluğu’nda yer alan oryantalist geçmişi ile , basının çok ilgisini çeken bir figür , bilhassa o da bu magazini kendi eksantrik kişiliği ile bağdaştırıyor ve kendi yarattığı yaşam öyküsünü ve kendi star figürünü kullanmakta bir sakınca görmüyor.

1928 yılında ünü onu New York Maziroff Galeriye kadar taşıyor. Burada ilk kişisel sergi açan Türk ressam , Prensesimiz Mihri hanım, kendi yarattığı efsane, kendi yarattığı melodram, kendi yarattığı bir melodi, kendi kendine bir efsane.

New York‘ta meşhur Central park civarında birkaç stüdyoda yaşıyor.

Bu stüdyolarda , yine cemiyet hayatının seçkin kişilerinin portrelerini yapıyor. Ve sanırım harika bir hayat yaşıyor.
Yazar Ahmet Emin Yalman, ‘Havalarda 50000 kilometre seyahat “ adlı sergide yer alan kitabında , sanatçıyla geçirdiği akşam yemeği partisini detaylı bir şekilde anlatmış. New York‘a gelince prenses ile irtibat halindeler ve davet alıyor. Yazısında ifade ettiği üzere, bir oda içinde , fakir bir sanatçı apartmanına gitmeyi umarken , verilen adrese gidince , en sosyetesinden bir davete geldiğini farkediyor, meğer Mihri hanım , muhtemelen portresini de yaptığı seçkin bir hanımefendinin dairesinde bu muhteşem daveti veriyor, içkiler , şampanyalar su gibi akıyor, her bir davetli sanki muhteşem bir Hollywood film karesinden fırlamış…

Buradan da anladığım , New York‘ta harika bir hayatı olmuş.

Bazı talihsizlikler yaşamamış değil, mesela apartmanı soyuluyor, hırsız yangın merdiveninden tırmanıp, 1000 $ civarında boyalarını ve tablolarını çalıyor.

Orada da bir İzdivaç yapıyor, bir kız okulunda öğretmenlik yapıyor, seçkin bir yaşam sürüyor. Sergide yer alan bazı küpürlerde vize konusunda bazı sorunlar yaşadığı ve bu nedenle öğretmenlik yapma konusunda ve dolayısı ile bazı maddi sorunlar olduğu bilgisine ulaşıyoruz.

Ben hep daha önce okuduklarımdan biraz fakir yaşadığını düşünüp üzülmüştüm..

Yeğeni Hale Asaf ile üzücü mektupları var. Ama yine de iyisiyle kötüsüyle güzel anılara sahip olmuş, güzel resimler yapmış, gazetelerde söyleşileri çıkmış, evlenmiş, mesut olmuş. . bazen de olmamış. . kendi hayatını arzu ettiği gibi kurgulamış, bir film gibi hayatını yönlendirmis, devrin önemli simalarının hayranlığını kazanmış. Tevfik Fikret‘in dostluğunu kazanmış, onun vefatından sonra hemen yüz kalıbını çıkarmış, yaptığı heykel Türkiye’deki ilk mask çalışması, Aşiyan müzesinde’ bulunan eser , sergi için teşhirde.

Google bile 131. Doğum günü için kendisine ‘doodle’ ( 26 şubat-2017 ) hazırlamış ki bu ancak çok sıradışı mükemmel insanlar için hazırlanıyor.

Tevfik Fikret kendisi için şöyle diyor, “yukarda bir hanim var, resimler yapıyor, bir de rübab’ ı ( Rübab-ı şikeste) o kadar güzel yorumluyor ki, yazdıklarım bu kadar anlamlı mi imiş diye şaşırıyorum’

Bir prenses de bu dünyadan gelmiş geçmiş, hem kendi de çok güzelmiş, hem de çok güzel resimler yapmış, bazen çok mutlu yaşamış, bazen de mutsuz. Ama bize çok güzel bir öykü, cok güzel bir sanatçı , cok aydınlık bir Türk kadınının muhteşem öyküsünü bırakmış. Kendini Yazdığı yaşam öyküsü şaşırılacak kadar anlamlı, oku oku bitmiyor.
Haziran ayına kadar Salt Galata‘ya gidip bu muhteşem öyküyü defalarca okuyabilirsiniz, ben öyle yapıyorum, benim gibi sergi salonuna neredeyse yerleşenler, döşegi atanlar var.

Bu ülkenin modern tarihini bu hüzünlü prensesler yazdı , silinmeyecek şekilde kazıdı, asla silinmez , silinemez.

Modern Zamanların Göçebe Ressamı/ Mihri

Salt Galata-Karaköy

Adres: Bankalar Caddesi No:11 Karaköy,

*****

About Nihal Güres

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.