Kemal İskender’den “Pazartesi Söyleşileri”

Kemal İskender’den

“Pazartesi Söyleşileri”

Haber ve Fotograflar : Nihal Güres

Akademinin en sevilen, en nüktedan hocalarından Kemal İskender, Pazartesi Söyleşileri ile Yapı Kredi Sanat Merkezi‘nde tüm sezon boyunca geniş bir izleyici kitlesine hitap ediyor.

Konferans-söyleşilerinde salon tıklım tıklım doluyor, oturacak yer pek az bulunuyor.

En ciddi konuları esprileri ile süsleyerek hem izleyiciyi hep avucunda tutuyor, hem de eşsiz bilgi aktarımı ile çok önemli bir misyonu üstlenmiş oluyor.

Söyleşi boyunca zaman zaman geçmiş söyleşilerden imtihan ediyor, bilmeyenlere şaka yollu takılıyor.

Dün gerçekleşen söyleşisi de aynı şekilde vuku buldu.

Hoca, kendisine çok yakışan işlemeli kısa kollu gömleğinin içine uzun kollu bir tişört giymişti ve son derece tarz bir durumdaydı.

Sizinle konuşurken, muhtemelen aklından da çeşit çeşit başka konular da geçiyor ve hem eşsiz bilgi dağarcığını kontrol ediyor hem de söyleşi notlarını yineliyor.

Misafirleri kapıda karşılayan hocaya, “size öğrencileriniz, ‘içine Afacan bir çocuk kaçmış’ diyorlar hocam’ dedim. Aaaa… dedi, şaşırdı. Öğrencileriniz önce sizden çekiniyorlarmış ama sonradan tanıdıkça sizi efsane hoca diye dağarcıklarına kaydediyorlarmiş” dedim.

Popülaritesi çok yüksek hoca, Neo -Klasisizm konusunu tüm ayrıntıları ile anlattı.

Fransız ihtilali sırasında Antik Yunan ve Roma sanatına, klasik güzellik anlayışına geri dönüş yaşanıyor. Barok ve Rokoko dönemlerinin aşırılıklarına bir tepki olarak sade güzellik, saf güzellik anlatımı önem kazanıyor. Yunan Sanatının ideal form ve ideal güzellik anlayışını öne çıkaran eserlerde figürler adeta ciddi hatta ifadesiz, duygusuz yüz ifadeleri ile kahramanlıştırılarak tasvir edilmiş. Sanatçılar mitolojik öyküleri ‘Yeni-Klasik- tarzda yeniden resmediyorlar. Görsel Sanatların yanı sıra müzik, tiyatro ve mimari gibi tüm alanlarda etkisini gösteren akım, 19. YY başlarında Romantizm akımının başlamasına kadar gelişimini sürdürüyor.

Kemal İskender söyleşisine , Kellelerin uçtuğu ihtilal sırasında yatağında ölmeyi başarabilmiş şanslı kişilerden olan Jacques-Louis David ile başladı. Genç yaşta sanata ilgi duyan David 1766 da masrafı devlet tarafından karşılanan Kraliyet Resim Heykel Akademisine giriyor ve ustalıkla herşeyi resmetmeyi başarıyor. O sıralar Akademi öğrencileri için en büyük başarı İtalya’da eğitim bursu kazanmakmış. David, bu bursu kazanmak için defalarca sınava giriyor, ancak 4. denemesinde başarılı oluyor ve İtalya’nın yolunu tutuyor. Bu ödülü yalnızca prestij için istediğini söylüyor, hiç bir eski sanat eseri beni baştan çıkaramaz diye arkadaşlarına hava atıyor ama İtalya’da Rönesans ustalarının eserleriyle karşılaşınca kelimenin tam anlamıyla şoka giriyor.

1780 de Paris’e geri dönünce öğrendiklerini uygulamaya başlıyor. Caravaggio‘dan, Michalengelo‘ya kadar büyülendiği sanatçılar kadar büyüleyici eserlerini sanat dünyasına armağan etmeye başlıyor. İlk şaheserleri, Socrates’in Ölümü ve Horatius’ların yemini. Kemal İskender hoca 7 metre civarında olan bu eserleri müzede görünce kendisini küçücük bir böcek kadar hissetmiş ve resmen ezilmiş…))

Dev boyuttaki tablolar için yüzlerce eskiz, skeç çiziliyor, her bir kompozisyon tuvale aktarılmadan önce neredeyse birebir boyutlarda desenler ile çalışılıyor.

İhtilalin etkisi ile gerçek bir devrimci olan David, 1793 başında kral XVI.Luis‘nin ölümü lehine oy kullanıyor ve Cumhuriyetçi kurbanların ölümlerini anlatan bir dizi resme başlıyor, Neo – Klasisizm‘in en önemli eserlerinden biri olan Marat‘ın ölümü de bu şekilde ortaya çıkıyor.

Jean -Paul Marat, halk düşmanı gözüyle bakılan ve hepsi de kendini giyotinde bulanları suçlamak için bir forum vazifesi gören ‘Halkın Dostu‘ gazetesini kurmuş , Radikal bir gazeteciymiş. Marat‘ın kötü bir deri hastalığı varmış, hergün küvette banyo yapması ve merhemli sularla yıkanması gerekiyormuş. Tam küvetinde yıkanırken genç bir devrimci Charlotte Corday, bir kasap bıçağı ile silahlanarak, banyoda kaşıntılarını gidermeye çalışan Marat‘ı bıçaklayıp öldürüyor. Belki giyotinde can veren o kadar insanın ahı tutmuştur.

Mesela Marie Antuanet, küçük yaşta Kraliçe oluyor, dünyadan haberi yok, hayatı yalnızca pasta yemekten ibaret sanıyor… biraz da mücevher seviyor diye, giyotinde ölmesi mi gerekiyordu?

Cinayetten bir gün önce David, Marat‘ı küvetinde ziyaret ediyor ve onu küvetinde gördüğü haliyle resmediyor. Ulusal Kongre üyeleri bu resmi yapmasını talep ediyorlar, o da Marat‘ı genç asil bir Romalı gibi canlandırıyor.
Daha sonra Napolyon yükselen askeri bir yıldız olarak ülkeyi ele geçirince, Bonaparte‘in da St Bernard geçidini geçerkenki resmini yapıyor ve aslında bir katır üzerinde olan Bonaparte’i heybetli bir atın üzerinde resmediyor. Napolyon’un ‘Taç Giyme Merasimi’ tablosu, David için bir doruk noktası oluyor.

‘Marat’ın ölümü’ tablosu yıllarca stüdyoda rulo halinde saklı duruyor. Marat kötü adam, onu öldüren Corday kahraman sayılıyor. 1886 da resmi Belçika Kraliyet Güzel Sanatlar Akademisi’ne armağan ediyorlar. Eser halen orada bulunuyor. David‘in öğrencisi İngres‘de akımın en önemli temsilcilerinden biri ve David’in klasik dünya üslubuna olan hayranlığını paylaşıyor. İngres büyük kahramanlık destanları yerine oryantalist resimler, odalıklar ve Türk Hamamları yapıyor. O zamanlar herkes Doğu öyküleri okuyor, doğuya karşı büyük bir merak ve ilgi duyuyordu, Türk hamamı öyküleri, harem hayatı tam anlamıyla batılıların içini gıcıklıyor. Ingres’in sosyete, cemiyet hayati portrelerini de Kemal İskender hoca bilhassa ilgiye değer bulduğunu belirtti. Bazen çok büyük, dev boyutlu tuvaller yerine, daha küçük ve daha anlamlı eserlerin, daha sanatsal olduğunu belirtti, yani çok büyük tablo ille de çok iyi eser demek değildir dedi.

Daha kişisel bir örnek olarak da şunu söyledi; Grace Kelly‘yi tanır mısınız? Kusursuz bir güzellik, hiç bir hata yok, ama ben Sophia Loren‘in güzellik kalıplarının dışında olan, kendi alternatifini öne çıkaran güzelliğini yeğ tutarım dedi. Hele o koca ağzı tam bir sanat eseri diye irdeledi. Kalıplar ve sınırlar, herkesi sıktığı gibi, hocayı da sıkıyor. Farklı olduğu, tarz olduğu, sıradışı bir ressam olduğu her halinden belli.. Çok sevilmesinin sebeblerinden biri kültürünü çok doğru bir biçimde kullanması ve öğrencilerini de o şekilde yönlendirmesi.

Böylelikle Fransız İhtilalinden, Oryantalist Türk Hamamlarına kadar çok muhteşem bir yolculuk yaptık ve hocayı ayakta alkışladık.

Bu Söyleşileri kaçırmamakta çok fazla yarar var. Tüm Sanatçılara ve Sanatseverlere tavsiye ederim.

*****

About Nihal Güres

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.