İstanbul’un Güzellikleri ; Dolmabahçe Çay Bahcesi

İstanbul’un Güzellikleri ;

Dolmabahçe Çay Bahcesi

Nihal Güres Yazdı

Anneannem hiç bir zaman öğleden sonraları evinde çay içmemiş, hergün rutin ev islerini tamamladıktan sonra İstanbul’da çeşitli çay bahçelerinde çayını içermiş. Bu adeti vefat edinceye kadar devam etti. 90 yaşına kadar gayet sağlıklı yaşadı. Onun yaşadığı dönemde böyle hileli gıdalar, GDO lu besinler yoktu tabi. Teyzelerimden biri Sapanca’da öğretmenmiş, hafta sonu İstanbul’a dönerken küfe ile meyva alırmış ve dedeme getirirmiş. O zamanlar öğretmenler küfe ile meyva, sebze alabiliyormuş. . gerçekten…

Ben de bazen vaktim olunca çok sevdiğim mekanlardan biri olan Dolmabahçe Sarayı Çay bahçesi -kafeteryasına gidiyorum. Burası çok popüler bir mekan. Turistler de bayılıyor. O kadar bayılıyorlar ki oturacak yer bile bulunmuyor. Neyse ki bahçenin içine de bir kaç tane daha büfe açmışlar ve banklar koymuşlar. Eğer deniz kenarında yer olmazsa ki bazen gerçekten olmuyor, o zaman bahçede ya banklara oturabilirsiniz, ya da geniş bahçede Çimlere yayılabilirsiniz. Belki yanınızda bir örtü götürüp Çimlerle iyice haşır neşir olabilirsiniz, Çimlere yayılmaya çok özeniyorum ama henüz yapmadım.

Servis listesi bayağı zengin, apetitif yemekler , içecekler , çay , kahve, herşey var. Ben bir kere dayanamadım dondurma yedim. Dondurma bilhassa çok sevdiğim halde en az yediğim şey. Çünkü Dondurmalar hakkında çok kötü şeyler söylüyorlar, en kötü yağlar köpürtülerek krema haline getiriliyor, hoş bu yağlar bütün pastahane mamullerinde, kekler, poğaçalar, böreklerde de kullanılıyor, margarinden de daha kötü , korkunç kötü. İnsan sağlığı için en zararlı şeyler. Çıkarken kasanın yanında inceledim, dondurmanın çok hakiki sütle yapılmış olduğu yazıyordu. Artık bilemiyorum, belki öyledir, siz de tadın, bakın. .

Dolmabahçe Sarayı, Boğazın incisi.

XIX. YY ortalarında Osmanlı hayatında Batı etkileri ciddi biçimde hissedilmeye ve görülmeye başlanıyor. Avrupa Saraylarının devasa boyutlarına ve gösterişli dekorasyonuna özenilerek yapılıyor. Balyan ailesinden gelen Garabet ve oğlu Nigogos Balyan tarafından tasarlanıyor.

Burası daha önce liman olan bir koymuş. Sultan 1. Ahmet , İnönü Stadının olduğu tepeden toprak getirterek 1614 yılında denizi doldurmaya başlıyor. Amaç ahşaptan yapılma Topkapı Sarayı’na alternatif yazlık bir saray yaptırmak. O zamanlar yangınlar çok oluyor biliyorsunuz. Daha sonra Sultan II. Osman da denizi doldurmaya devam ediyor. Sonunda Sultan Abdülmecid buraya Saray yapılma emrini veriyor. Saray 1843 yılında başlıyor, 1856 yılında tamamlanıyor. Ana binada 285 oda, 43 salon, 6 banyo yer alıyor. Misafirler denizden de ulaşabilsin diye 600 metre uzunluğunda Rıhtım yapılıyor.

Son 6 Osmanlı Padişahı burada yaşıyor , fakat Sultan Abdülhamid güvenlik nedeniyle Yıldız sarayını tercih ediyor. Burada yaşayan son hanedan üyesi 1924 yılında sürgüne gönderilen Halife Abdülmecid efendi.

Sarayın iç dekorasyonu Paris Operasını da tasarlayan Sechan isimli bir Fransıza ait. Sarayın iç dekorasyonunda Bakara, Bohemya kristalleri, Sevre ve Yıldız Porselenleri, Hereke halıları kullanılıyor. Kullanılan perdelik ve Döşemelik kumaşlar yerli malı. Zaman içinde misafir gelen yabancı devlet adamları ve imparatorların hediyeleri ile Saray görkemli bir dekorasyona kavuşuyor. Fransız ve İtalyan sanatçıların eseri olan Tavan Süslemeleri de çok ilgi görüyor.

Padişah dekorasyondan o kadar memnun kalıyor ki Sechan‘a yüklü bir de bahşiş veriyor.

Turistler özel turlarla geziyorlar.

Burada Atatürk‘ün vefat ettiği odası da turun en sonunda gösteriliyor. Her yıl 10 Kasım’da ziyaretçi akımına uğrayan oda şu anda son derece görkemli ve şatafatlı görünüyor. Halbuki Atamız sağken bu görkemli odada kalmazmış. Odanın yanındaki sade döşenmiş odada kalırmış. Sanki Atatürk’ü lüks düşkünü gibi göstermeye çalışıyorlar, halbuki çok sade yaşamaktan hoşlandığını gerçek tarihçiler söylüyor. Atamızın en şatafatlı yeri binlerce bilgi ile dolu olan beyni ve yüksek kültürü. Ben bu sade odayı yıllar önce görmüştüm. Beyaz yatak örtüleri, küçük bir çalışma masası ile yıllardır hafızamdan silinmedi.

Semiha Berksoy hayattayken onunla iyi bir dostluğumuz olmuştu. Kendisi henüz 15 yaşındayken Dolmabahçe Sarayı’na davet ediliyor, pek çok sanatçı ile birlikte.

Salonun ortasında bir piyano bulunuyor ve bu piyanonun üstünde de Wagner’ in büstü duruyormuş. Atatürk’ün gözleri bakılamayacak kadar parlak ve etkileyici imiş. Operanın kurulması için emir veriyor ve Semiha Berksoy da Opera eğitimi almak üzere Berlin’e yollanıyor, pek çok sanatçı yurt dışına yollanıyor eğitim almak üzere. Atatürk‘ün dehasına ulaşmak mümkün değil, bambaşka bir insan. Fatih Sultan Mehmed de aynı yüksek dehaya sahip, her ikisi de çok yüksek eğitim alıyorlar ve bu eğitimin sonucu olarak büyük işler basariyorlar.

Eskiden bahçede tavus kuşları , Kuğular bulunurdu, artık onlar Nerede bilmiyorum.

Sarayı gezmek icin Uzun tur sıralarına giren turistler haremlik, selamlık, her yeri iyice gezdikten sonra kapağı çay bahçesine atıyorlar.

Sultan II. Abdülhamid için inşa edilen 27 metre yüksekliğindeki saat kulesi de gerek selfie çekmek , gerekse toplu fotoğrafları çekmek için çok popüler. Ülkelerinde sokakta öpüşemeyen misafirlerimiz burada bol bol öpüşüyorlar, laik Cumhuriyetin tadını çıkarıyorlar.

Hangi ülkeden gelirse gelsin , insanların en çok sevdiği şey özgür olmak ve elele tutuşmak.

Saraydan çıkınca deniz kenarında ilerlerken küçük bir balıkçı barınağı var, orada da Ördekler, kediler ve martılar hep beraber oturuyorlar ve arzu edenlere çeşitli pozlar veriyorlar , tabi yanınızda biraz ekmek veya kedi maması taşıyıp ikram ederseniz daha güzel pozlar veriyorlar.

Dondurma işine kafayı taktım, evde kendim yapacağım , en iyisi. Tarif buldum, şöyle:

3 su bardağı süt, 1 çay bardağı şeker, 1 tatlı kaşığı salep, 2 limon, yarım çay kaşığı zerdeçal. Süt , salep ve şeker pişiriliyor, soğuduktan sonra rendelenmiş limon kabuğu ve limon suyu karıştırılıyor, derin dondurucuya kaldırılıyor. Saat başı çıkarıp çırpılıyor, 5- 6 saat sonra hazır ve sağlığa hiç bir zararı yok.. ne kadar sağlıklı olursak o kadar gezeriz, değil mi ya…))))

II. Abdülhamid tarafından Saray ressamı unvanı verilmiş Zonaro‘da burada , Sarayın Rıhtımında resim yapmış. Akaretlerdeki stüdyosundan buraya yürüyerek gelirmiş. Sarayda tabloları var. 31 Mart ayaklanmasından sorumlu tutulan  II.Abdülhamid  tahttan indirilince Zonaro‘da İstanbul‘dan ayrılıyor.

Neyse biz çimlerin üzerinde devrilelim, kitap okuyalım. .. çay içelim.

*****

About Nihal Güres

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.