Mardin’i Kedi gibi kokluyorum

Mardin’i Kedi gibi kokluyorum

Harika Ören Yazdı

7 bin yıllık geçmişe sahip Mardin‘de yeraltında bulunan dehlizleri, mağaraları ve tünelleri dünya turizmine kazandırmak için Mardin valiliği tarafından başlatılan çalışmalar 2014 yılından beri sürüyor.

Geçmişten günümüze 30 medeniyete ev sahipliği yapan Mardin’de yapılan kazılarda toprağın altında gömülü bir tarih yattığı bugün açıkça görülüyor. Dünyanın ilk oyuncak arabası, antik şehrin saklı hazinelerinden biri olarak arkeologların ellerine geliyor.

Tarihi Dönüşüm Projesi kapsamında Mardin’in tarihi Birinci Caddesi, eski taş binalardaki otelleri, cami-medrese-kilise-okullarıyla bugün tam bir turizm cenneti halinde. Mardin’in mavi uğur taşları, kehribar tespihleri, telkari çeşitleri, yöreye özel mavi badem şekeri, her derde deva sabunlarıyla müthiş bir konaklama, alışveriş ve eğlence merkezi olmuş durumda. Bu hafta sonu Mardin yapalım deyip, cadde üzerinde konakladığınızda, Sabancı ve Arkeoloji Müzesi, dini yapılar, sivil mimari özellikleri, eski çarşı, konaklar ve ufka bir deniz gibi yayılan Mezopotamya ovası, gündüz ayrı, gece ayrı etkileyici görüntüsüyle doyurucu bir deneyim olacaktır.

Eski Mardin sokaklarında yürürken, dokunuyor, kokluyor, duyumsamaya çalışıyorum. Gün ışığında altın sarısı renge bürünen taş evlerin kucakladığı dar sokaklar ‘’Abbara’’ ile bölünüyor. Karanlık-oyuk-geçit anlamına gelen Abbaralar dar sokakların bağlantı noktaları. Urfa’da da karşılaştığım Abbaralar neden bilmem beni burada çok etkilediler. Kent kültüründe yer alan bu geçitlerin her birinin altından geçerken, tarihi kokladım, durdum. Sevdalı gençlerin buluşma yeri ya da hınç dolu bir hesaplaşmanın tam da yeri olan kuytular ne hikayeler saklıyorlar, kim bilebilir…

Ve Mardin fısıldıyor ‘’Abbaralar benim kan damarlarımdır. Uzun ince ve kıvrımlıyım. Evlerin altından geçen taş tünellerim var. En dar sokağımdan bile omuzlar üstünde taşınan tabutlar geçer gider. Geceleri karanlık ıssız, her mevsim serin-ılık-loş Abbaralarım Norman’ı şehre sokmayan kalelerimdir. Çocukların kavga yeri, sevgilinin adını taşıyan taş, gizli aşkların hasret giderme anı; hepsi Abbaralarımda saklı.
Mardin sokaklarında dolaşırken bolca ikramla karşılaşıyorum. Mırra, taze tatlı kurabiyeler, peksimetler… İçmeye çekindiğim Mırra’nın tadına arkadaşımın bardağından bakıyorum. Acı. Tadı Kırmızı Biberli gibi. E ne demişler ‘’Kahve acı, sohbeti tatlı olur.’’ Mırra taziye, düğün, ölüm, mevlüt, doğum, tebrik, yas gibi özel günlerde ikramı yapılan bir kahveymiş. Kulpsuz fincanlarla içiliyor. Özel elde edilen kahve, mangal üstünde büyük ibriklerde kaynatılarak, pekmez kıvamına getiriliyor. İkramının bir ritüeli var.

Revaklı Çarşı’da cam altı sanatçısı Hamdi Turgay’ın özel desenleri ilgimi çekiyor. 12 senedir işinin başında olan Turgay, kendine özgü cam altı teknikleri geliştirmiş. Genelde ısmarlama çalışıyor. Almaya yeltendiğim Şahmeranların satılmış olması beni üzdü. Bir daha ki sefere gitmeden ısmarlamaya karar verdim.

Sürprizlerle dolu dar sokakların birinde ‘’Sinekli Bakkal’’ ile karşılaşıyoruz. Orijinal. Kocaman bir tabelası var. Kitap kapaklarıyla sarmalanmış adının altında ‘’Bu kitapları okumayanlar giremez’’ yazıyor. Müthiş! Takdire şayan… Neyseki 1-2 si hariç hepsini okumuşum da kuruyan damağımı ıslatacak suyu almaya hak kazandım.

Marangozlar Kahvesi’nde Mezopotamya’ya karşı bir Türk Kahvesi içmenin zamanıdır.

Eski ve yeni uygarlıkların iç içe yaşadığı bu şehirde; gündüz taş sokaklarında güneş ışığının dansını izlemeye, geceleriyse çok yıldızlı karanlık gökyüzünün sokaklara yansıyan ışıltısını seyretmeye doyum olmuyor.

Kedi gibi usul usul ve koklayarak Mardin’i gezmeye devam…

*****

About Harika Ören

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.