15. İstanbul Bienali Kapı Çalanlara Açıldı

15. İstanbul Bienali

Kapı Çalanlara Açıldı

Harika Ören Yazdı

Fotograflar : Sedef Demir

       2017 İstanbul Bienali’nin en ilgi çekici mekanı ve sergisi Nakkaştepe’de Abdülmecid Efendi Köşkü’nde düzenlenen “Kapı Çalana Açılır’’ oldu. Etkileyici tarihi mekanda Türkiye’den ve dünyadan 24 sanatçının 1700’lerden günümüze, Türkiye’de ilk kez sergilenen 30 yapıtı bir aradaydı.

15. İstanbul Bienali’nde Koç Topluluğu değişen zamanla, değişen sanata ilgiyi canlandırmak, kültürel mirasımızı hatırlarken, çağdaş sanatla eklektik yapma fikri doğuyor. Merak uyandırma amacıyla son dönem Osmanlının önemli yapılarından Nakkaştepe’deki Abdülmecid Efendi Köşkü mekan olarak seçiliyor. Bu sergiyle 19. yüzyıl yapısı Abdülmecid Efendi Köşkü’nün kapıları sanatseverlere açılıyor. Seçki VKV Kültür-Sanat Danışmanı ve Arter Kurucu Direktörü Melih Fereli ile Ömer M. Koç Koleksiyonu Yöneticisi Károly Aliotti’nin küratörlüğünde hazırlanıyor.

Çaldığımız kapı açıldığında, donmuş bir zaman dilimine adım attık. İnsan hayvan figürlerin bir başka haliyle karşılandık. Bağlarbaşı’ndaki köşkte zaman durdu. Mermer üzerine öylesine düşüvermiş beyaz kuğu, kırmızı desenli halı üzerine sırt üstü devrilmiş beyaz at, ahşap döşeme üstünde kıvrılmış uyuyan sarı figür… Yaşamla ölüm arasında bir devinim, gücün yerle bir oluşu, madde ile varlığın tezatı-uyumu, ızdırabın tek başına, belki de tatlı bir uykuya dönüşümü.

Ron Murec’in hırka altındaki heykel günler boyunca sanki nefes kesen bir çaresizlik çığlığı attı. Çıplak, yalnız, korunmasız bu figür bana ‘’İnsanın yalnız gelip yalnız gittiğini, yaşama karşı çaresizliğini, korunduğunu sandığı anda bile dış dünyadan ve belki de kaderden kaçış olmadığını’’ keskin bir dille, bir çırpıda anlatıverdi. Eğilip yüzüne bakamadım. Utandırmak istemedim. Sadece O’nu anladığımı, anlatmak istediklerini yaşamımın çocukluk çağında acı bir şekilde anladığımı fısıldadım.

Patricia Piccinini üç eseriyle yer aldığı köşkte, olağandışı varlıklarıyla bizleri yüzleştirdi. İnsan-mutant ilişkisini şevkat diliyle kurguladı. Yakın gelecekte Biyoteknoloji’yle bu tip varlıkların hikayeleriyle karşılaşabileceğimizin altını çizdi.

Ve diğer, Leonce Raphael Agbodjelou, Francesco Albano, Semiha Berksoy, Paul Carey, Taner Ceylan, Elmgreen & Dragset, Leyla Gediz, Alejandro Metallo Gibert, Gimhongsok, Carsten Höller, Ryota Kikuchi, Steven Klein, Burhan Kum, Harland Miller, Jon Rafman, Ekin Saçlıoğlu, Anıl Saldıran, Franz Xaver Seegen, Yaşam Şaşmazer, The Connor Brothers ve Daphne Wright’ın eserleri, anlamak – yorumlamak – sindirebilmek için gerçekten bienalin muhteşem düşündüren değerleriydiler.

Osman Hamdi Bey’in Mimar’ı Şehir diye adlandırdığı Alexandre Vallaury’in İstanbul’da yaptığı muhteşem binalardan, Abdülmecid Efendi Köşkü, Mısır Hidivi İsmail Paşa tarafından av köşkü olarak yaptırılmıştır. Sadece selamlık binası kalan köşk İsmail Paşa’nın ölümünden sonra 2. Abdülhamid tarafından Abdülmecid Efendi için satın alınmıştır. Abdülmecid Efendi sanatkar bir kişiliğiyle tanınır. Nü resimleriyle olay yaratmış, Avrupa’daki ilk sergiye, 1918 Viyana Sergisi’ne resimleriyle katılmıştır. Köşkü, yazlık olarak kullanmış, sanat ve edebiyat toplantılarını burada yapmıştır.

Yapı ve Kredi Bankası’nın kurucusu Kâzım Taşkent zamanında, köşk koruma amacıyla satın almış; orijinal hali korunarak yenilenmiştir. Muazzam, desenli çinileri giriş holünü ve duvarlarını süslemektedir. Girişteki çeşmesi , şöminesi, merdiven dizaynı ile naifliğini korumaktadır.

Ömer M. Koç‘un koleksiyonundan bir seçkiyle, Koç Holding’in 2007-2026 yılları arasında sponsorluğunu üstlendiği İstanbul Bienali’nin şehre getirdiği dinamizm Abdülmecid Efendi Köşkü’nün “Çalanlara, kapısını açmasıyla’’ sanatla buluşarak zirve yaptı diyebilirim.

*****

About Harika Ören

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir