Vermemiş Mabut Neylesin Sultan Mahmut-Öykü

 VERMEMİŞ MABUT

NEYLESİN SULTAN MAHMUT-Öykü

M.Demirel Babacanoğlu

VERMEMİŞ MABUT NEYLESİN SULTAN MAHMUT-Öykü

Her şeyi Mabut’tan beklemek doğru mu? Sen de kıpırdamalısın, çalışmalısın.  çaba göstermelisin, terlerin akmalı…  Emeğini elinden alıp, yiyenlere, çarçur edenlere karşı çıkmalısın. Varsa hakkın söke söke almalısın. Ama görünen o ki;  öyle olmuyor, çoğunluk hakkını yedirmek için uğraşıyor sanki… Mabut’un yapabileceği bir iş kalmıyor!

Gelelim biz öyküye:

Memleketin birinde oldukça yoksul bir insan yaşarmış. Olacak iş değil ya, yoksulun evi padişahın evine yakınmış. Padişahın süslü,  görkemli sarayının yanında her yanları dökülen, yıpranmış bir evmiş bu. Evin içindekiler de evden geri kalmazlarmış. Üstleri başları dökülüyor,  açlıktan can çekişiyorlarmış… Bu görüntü padişahın gözünden kaçmamış… acımış onlara!

Bir gün Padişah kendi kendine  “şu adama bir iyilik yapayım, evini barkını yapsın, üstünü başını düzeltsin yoksulluktan, açlıktan kurtulsun” diye düşünmüş. Çağırtmış adamı, adam gelmiş, durmuş padişahın karşısında süklüm-büklüm. Padişah; adını sormuş.

“Adın ne senin?”

Adam, ezile büzüle, bükmüş boynunu, erimiş akmış sanki; “Sefil Emin” diyebilmiş.

Padişah “belli belli, bundan sonra senin adın  Zengin Emin olacak” anladın mı diye gürlemiş.

Adam, düşünmüş, taşınmış, kaşınmış,  duyulur duyulmaz bir sesle;  “adım Zengin Emin olacak ama, kendim?” ne olacağım demiş?

Padişah, “Sen hiç merak etme, öyle bir iş yaparım ki, sen Zengin Emin olursun. Herkes sana imrenir, senin gibi olmak ister… “ diye okşamış adamı. “Sen şimdi evine git, bundan sonrasına dikkat et…”

“Peki” demiş adam evine gitmiş.

Padişah, sarayın tatlıcısını çağırtmış.

“Bir tepsi baklava yapacaksın. Baklava dilimlerinin içine birer altın koyacaksın. İyice pişirip, kızartıp, şerbetini balını döküp hazırlayacaksın. Sefil Emin’e haber göndereceksin, gelip alacak, tatlıları, anladın mı” demiş.

Tatlıcı, “derhal, başım üstüne” diye yanıt vermiş. Hemen mutfağa gitmiş, işine koyulmuş, altınlı baklavaları hazırlamış, çağırtmış Sefil Emin’i.

Sefil Emin gelmiş, bir koca tepsi baklavayı teslim almış. Sevinç içinde eve giderken yoluna anamalcı  biri çıkmış. Baklavaları kendisine satmasını söylemiş. Adam “satmam matmam, bunu bana padişah verdi, çoluk çocuğunla ye dedi; ben de şu yoksulluk içinde evde bir şölen vereceğim, çocuklar sevinecek” dediyse de; anamalcı  alttan  girmiş, üstten çıkmış adamın aklını çelmiş, o günün koşullarına göre bir tepsi baklava kaç akçe ise, iki mislini verip satın almış.

Sefil Emin o parayla, çarşı, pazardan bir şeyler alıp evine gelmiş, yemişler içmişler karınlarını doyurmuşlar. Bir hafta on gün bu parayla idare etmişler, sonunda yine aynı sefilliğin içinde yüzüp durmuşlar…

Padişah, her gün Sefil Emin tarafına bakıyormuş bir değişiklik var mı, yok mu diye. Ama ne gezer, bir değişiklik, bir kıpırtı yok.  Yine aynı Sefil Emin,  aynı Sefil Emin, sefillik içinde yaşayıp gidiyor. Çağırtmış adamı, sormuş:

“Benim gönderdiğim bir tepsi baklavayı ne yaptın Sefil Emin?” demiş.

Adam, mahcup, üzgün bir sesle “sattım efendim” demiş.

Padişah; “Hay Allah! O baklavayı senin için yaptırmıştım. Kendin yesen olmaz mıydı?” diye seslenmiş.

Sefil Emin ne yapacağını şaşırmış; “Ne yapayım efendim, paraya gereksinim vardı, çocuklara, hanıma bir şeyler alacaktım, sattım” demiş.

Padişah, yumuşak bir sesle; “yarın gel, sana bir tepsi daha baklava verecekler, bunu satma, çoluğunla, çocuğunla otur ye…” diye sıkı sıkı tembih etmiş.

Ertesi gün gitmiş Sefil Emin, baklava tepsisini kucağına vermişler, sevine sevine evine yaklaşmış ki, karşısında yine o anamalcı,  “Baklavayı sat bana” demiş.

Adam, “olmazzzz” demiş,” olmaz olmazzz”   padişaha söz verdim, çoluğumla çocuğumla yiyeceğim baklavaları…”

Anamalcı, “sana çok para veririm, ne yapacaksın yiyeceksin de, bu parayla beş altı ay,  belki bir sene geçinir gidersin.”

“Sonra?”

“Allah Kerim!”

Düşünmüş adam, bir oturuşta yeyip bitirecek baklavaları, satarsa beş altı ay geçinecek, mantıklı gelmiş kendine, satmış baklavaları yine.

Aradan üç-beş ay geçmiş, bakmış Padişah, Sefil Emin’de bir değişiklik yok, yine aynı, öyle duruyor ev, yine sefillik, yine sefillik. “Hay Allah” demiş, nasıl oluyor bu iş, çağırtmış adamı yine, sormuş; “Baklavaları ne yaptın oğlum?”

Sefil Emin, çok perişan, mahcup, ölümsek bir sesle; “sattım efendim” demiş.

“Ulan oğlum,” demiş padişah, “ben sana bu baklavaları satma, çoluğunla, çocuğunla ye demedim mi? Niye sattın? Seni kurtardı mı o paralar?”

Sefil Emin boynu bükük; “Bir oturuşta yiyip bitirecektik efendim, sattım, sayenizde  beş altı ay geçimliğimi sağladım, çok yaşayın padişahım, sağ olun, var olun!”

Padişah “Bak oğlum, sana bir şans daha veriyorum. Yarın gel bir tepsi baklavanı al, kesinlikle çoluğun çocuğunla ye, kimseye verme, satma, satarsan yine sefilliğin sürerrrr.”

Ertesi gün olunca, Sefil Emin gitmiş, baklava tepsisini teslim  almış. Yine o anamalcı karşısında duruyor. Ne edip edip kandırıyor yoksul Sefil’i, baklavaları satın alıyor. Onun parasıyla biraz geçinip gidiyor ama, sefilliği bitmiyor.

Padişah bakmış yine bir değişiklik yok, sefil sefil gidiyor Emin, çağırtmış.

“Bak oğlum” demiş, “sana üç kez üç tepsi baklava verdim. Baklavayı çoluğunla çocuğunla yeseydin, her bir baklavanın içinden bir altın çıkacaktı. Zengin olacaktın.  Evini yaptıracaktın, üstünü başını düzeltecektin, iyi yiyip iyi içecektin, bey gibi yaşayıp gidecektin! Ne yapayım ben şimdi? İyi dinle beni, vermemiş Mabut, neylesin Sultan Mahmut… Hadi git evine, yaşa sefilliğini” demiş.

………………………………………………

Not: Yayın hakkı yazarınındır, izin alınmadan yayınlanamaz.

 *****

 

About Kemal Gönüleri

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir