ULU RESSAM İBRAHİM BALABAN’ın ARDINDAN

ULU RESSAM

İBRAHİM BALABAN’ın ARDINDAN

M.Demirel Babacanoğlu Yazdı

(Ulu Ressam İbrahim Balaban 09 Haziran 2019 günü İstanbul’da dünyamızdan ayrıldı. Doğduğu Bursa-Seçköy’de toprağa verildi. Ailesine, yakınlarına, sevenlerine baş sağlığı diliyorum. Yeri İrem Bahçesi olsun diyorum. 18 Mayıs 2009’da yazdığım aynı adlı yazımla ‘Ulu Ressam İbrahim Balaban’ı sevgi saygıyla anıyorum.)

Köylü ressam İbrahim Balaban’ın yıllar önce adını, ününü, Nazım’ın Bursa’dan hapishane yoldaşı olduğunu duymuştum. Ama onu Altan Sanat Galerisi (Cemalpaşa Mah. 6. Sok. Hanımeli Apt. Zeminkat No:2, Seyhan-Adana)’nde oğlu Hasan Nazım’la birlikte resim sergisi açıncaya dek yüz yüze tanımamıştım. Yaklaşıyorum, “Hoş geldiniz” diyorum, tokalaşıyoruz; “Size dokunmak, Nazım’a dokunmaktır ” diyorum, dokunuyorum, seviniyor, mutlu oluyoruz.

Öyle ya; büyük şair Nazım’ı ne görebilmiş, ne de ona dokunabilmiştim. O yıllarda Nazım’ın adını anmak bile tehlike yaratabiliyordu! Onu sevenler, dayanaksız baskılardan, işkencelerden geçtiler…

Ben ancak, Nazım’ın şiirlerini öğretmen olduktan sonra okuyabilmiştim!

Balaban, 1921 Bursa-Seçköy’de doğdu. Köyünün üç sınıflı okulunu bitirdi. 1937’de esrardan hapse girdi. 1941’de Bursa Cezaevi’nde Nazım’la tanıştı, çırağı oldu. 44’de İmralı’ya verildi, 47’de komünistlikten Bursa Cezaevi’ne sürüldü; 1950 affıyla çıktı. 52’de askerliğini Sivas’ta bitirdi, 53’te ilk resim sergisini İstanbul’da açtı. 61’de resimlerinden dolayı 6 ay tutuklandı.

1969’da Adana Halkevi ’nde (Büyükşehir Belediye Binası) resim sergisi açtı. Bir küme yobaz resimlerini parçaladı.. Ne yazık ki, geçmişte, aynı yerde öğretmenlere tapu dağıtacağım diye bir belediye başkanı, içinde Balaban’ın tablosu var diye bu resim sergisini kaldırttı..

Balaban, 2000’den fazla tablo üretti, 50’den fazla sergi açtı, 11 kitap yayınladı. Nazım Hikmet’le birlikte olduğu yılları şöyle anlatıyor:

“Nazım Baba, benim resim yaptığımı gördü, boyalar verdi, üç aydır yaptığım tabloları akademiye gönderdi. Akademi nedir diye soruyorum, nü resim yapmakmış. Ben de akademik resimler yaptım. 50 yıldır resim yapıyorum. 420 kişi benim için yazılar yazdı.

Şair Babam, resimleri İstanbul’a istedi götürdüm, orada sergi açtım. Sergi 6 ay sürdü. Usta bir ressam bunlara ne ad vermeli diye patırdayıp duruyor. Nazım Babam, buna da Balabanizm dersin olur biter diyor. Ben kendi kuramımı yarattım. Çocukken de resimler yapardım. Anam yardımcı olurdu bana. Öküz resmini Türk resmine ben soktum.

O yıllarda resim galerileri yoktu. İlk sergisini 1953’te Fransız Kültür Sanat Merkezi’nde açtı. Fransızlar şaşırdılar. Kimi otoriteler, bir atımlık barutu var, attı gitti demişler. Ama öyle olmadı, sürekli resimler yaptım, 1956’da yeniden sergi açtım. Beni kimse geçemez ama, oğlum Hasan Nazım geçti. Ben resim yaparken yanımdan ayrılmazdı. Boya istedi verdim, dehşetli resimler yaptı. Nazım beni “Memleketimden İnsan Manzaraları Bilgi y., 1987, s. 4289 kitabında şöyle anlatır:”

“…/Köylü ressam Ali* 25’inde vardı/ Ağanın oğlunu vurmuştu bir kız meselesinden/ kaat gibi beyazdı yüzü/ Gözleri bir buzağının altın gözleriydi/ ve dudakları kalın kırmızı/ Ali diplomalıydı üç sınıflı köy okulundan/ Üç ay önce başlamıştı yağlıboya resme/ Halil’i** bir gün resim yaparken gördü/ Uzun parmaklarını ilk önce çekinerek/ sonra cesaretle tuvale sürdü/ Sonra sıcak soluğu ayrılmadı Halil’in ensesinden iki gün/ Sonra boya istedi Halil’den/ ve bir tahtanın üstünde kendi resmini yaptı aynaya bakarak/ İnanılmaz şeydi eser/ Hemen İstanbul’dan resme dair kitap getirttiler/ Bir gecede hiçbir şey anlamadan okudu Ali/ Ve ertesi gün sordu Halil’e:/ Akademi çalışmak ne demek oluyor?/ Akademi demek, yani çıplak insan resmi yapmak/ Bu mutlak lazım sana Ali, mutlak/ Ali anladı/ ve üç gün sonra zatürreden revire yattı Behtoven Hasan/ Çünkü koğuşta çırılçıplak (yalnız edep yeri örtülü)/ oturtmuştu Hasan’ı açık pencerenin önüne / Ve akademi çalışmıştı Ali/ Behtoven’i ölümden zor kurtardılar/…”

Balaban’a göre konu özdür, her öz kendi kabuğunu oluşturur.. Nazım, onun “Bahar, Mapushane Kapısı, Hamam tabloları için şiirler yazdı. Mapushane Kapısı özetle şöyle:

“Altı kadın vardı demirkapının önünde/ Beşi toprağa oturmuş, ayakta biri// Sekiz çocuk vardı demirkapının önünde/ Besbelli henüz öğrenmemişler gülmeyi// Altı kadın vardı demir kapının önünde/ Ayakları sabırlı/ ellerinde keder/…/ Bir jandarma vardı demir kapının önünde/ Ne dost, ne düşman, nöbet uzun, hava sıcak/…/ Altı kadın vardı demir kapının önünde/ ve demir kapının ardında beş yüz erkek vardı efendim// Altı kadından biri sen değildin ama/ Beş yüz erkekten biri bendim”***

Balaban’ın resimleri, geleneksel halı-kilim motiflerinin çizgilerini, boyalarını taşıyor. Onlar nasıl kalın ve sert, görkemliyse, Balaban’ın resimleri de öyle. Köy yaşamı, Balaban’ın resimleriyle giriyor Türk resim tarihine. Nazım Hikmet bu tür çalışmalara ‘Balabanizm’ diyor.

Oğlu Hasan, resimlerine gelince, yöntem aynı, çizgiler, düzlem, boya çekimleri daha incelmiş, perspektif daha belirgin..

Her iki ustanın resimlerinde de sıcak renkler egemen..

Otlar, kuşlar, tilkiler, avcı çocuklar, at arabası, ırgatlar, bahçeler, tarlalar, tarlada ekin biçme, harman yapma, sürme, yemek yeme, dinlenme, oyun, traktör, at, eşek, bayram, bayramda el öpme, köy ve kış, karlı günler, evler, evlerin bacaları, simit satan çocuk, sabanla çift süren köylü, toprağı belleme, orakla ekin biçme, saz çalan çocuk, düğün, düğünde halay, boğa güreşi, sepet taşıma, radyo dinleme, fenerle gece yolculuğu, annelerin kucağında, sırtında çocuklar..

Sanatseverler yoğun ilgi gösterdiler. Balaban, bu ilgiden çok mutlu oldu.

Dipnot:

* Ali: İbrahim Balaban

** Halil: Nazım Hikmet

*** İnternet’ten alındı.

*****

About M.Demirel Babacanoglu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.