OSMANİYE ÇARDAK KÖYÜNDE NİŞAN

OSMANİYE ÇARDAK KÖYÜNDE NİŞAN

M. Demirel Babacanoğlu Yazdı.

Osmaniye’nin ünlü köylerinden biri de Çardak Köyü. Doğuya giden yolun üzerinde, il’e beş altı km. uzaklıktadır. Düziçi İlköğretmen Okulu’nda öğrenciyken, burası uygulama (staj) köyüydü.

Amanos Dağlarının kuzey eteğinde kurulmuş doğa görkemi bir köy. Köyün eski adı Ulaşlı. Kurucularının Çenetoğulları olduğu söyleniyor.

Bu soya bağlı İbrahim Çenet’ler köyün kuzeyinde, Amanos Dağlarının bitişiğinde çiftlik tipi kocaman bir evde yaşamlarını sürdürmektedirler. Evin çevresinde elvan türlü ağaçlar çiçekler, çalılıklar kendilerine öz kokularıyla yer almaktadır.

Tarihsel bir ad’a sahip olan kızları Kübele ile Arife-Abidin Yeniler’in oğlu Erman’la, 15 Haziran 2019’da yapılacak nişana davet etmişler bizi. Çenet’ler dost davet eder de gidilmez mi? Bir grup arkadaş oradaydık.

Kızevine vardığımda İbrahim Çenet eşi Fatma Hanım karşıladılar beni, sarıştık, hal hatır soruştuk. Uygun bir yere oturduk. Çay söylediler içtik. Tebriklerimi sundum.

Düğünün sunuculuğunu Tiyatro-Sinema oyuncusu, ağzındaki sözü eğip bükmeyen söyleyen, edepsizlikleri oynayan Gürsel Fırat’tı.

Şöyle bir ağacın altında doğal tepecik üstüne çıkmış, sahne olarak kullanıyor burayı; uzun uzun açıklayıcı konuşmalarını yaptıktan sonra izleyicileri coşturmak için kaynanaları, kayınbabaları, nişanlıları oyuna çağırdı… Onlar da doğal yeşil otlar düzlüğüne çıktılar. Davul zurna eşliğinde döktürdüler… Sonra, bu coşkuya, bu güzel oyunlara izleyiciler de katıldılar. Aman bir coştular, aman bir döktürdüler, aman bir zıpladılar, Anadolu ateşini artamadılar…

Halaya geçildi. İzleyicilerin tümü halaydaydılar. Hele mavi giyimli, türbanlı adını bilmediğim güzel bir bayan başı çekiyordu. Dedim ki içimden, büyük başın başını da bayanlar çekse. Ne şiddet, ne kötülük olur ülkede! Böyle cesur bir bayanın kurallara uygun halay çekmesi izleyicilerin dikkatinden kaçmadı; hayranlıkla izlediler. Bizim, Çukurova Edebiyatçılar Derneği Başkanı Halise Tekbaş da halaydaydı…

Gürsel Fırat, düğün sahibi İbrahim Çenet’i davet ediyor; hoş geldin konuşması yapıyor, teşekkür ediyor gelenlere… Eşi Fatma Hanımsa günün renkli simalarından biri; sanki bir amazon, bayılıyorum bu kadına. Uluş’a ağıtı seslendiriyor. “Hele ulaş’a ulaş’a/Ulaş benzerdi güneşe/Ulaş kardaş canveriyor/ Yüreğim düştü ateşe/…”

Musa Tolu geliyor sahneye, ebesinden aldığı geleneksel bilgileri, davranışları, öyküleri anlatıyor. Torunu başarısız olduğunda, “sana atılan tuza yazık” diyormuş. Çoğu bilmez diye düşünüyorum. Bizim geleneklerimizde de bebek doğunca tuzlanır. Bir de sandığı varmış ninesinin sandıkta sakladığı çerezlerden verirmiş sevgili torununa… Kim sevmez ki torununu? …

Ali Ozanemre de, Yaşar Kemal’in “Ortadirek” kitabından “İnsanoğlu”nu anlatıyor. Çukurova’ya pamuk toplamaya gidiyor köylüler. Köyün en yaşlısı bir nine kalıyor tek başına köyde. Yalnızlıktan bıkan ninenin davranışlarını betimleniyor. Bakıyor ki nine köye doğru bir adam geliyor… Bağırıyor sesini duyurmak için: “İnsanoğluuuuuuu, ey insanoğluuuu kokusuna kurban olduğum insanoğluuuuu!…”

Aşık Mahmut Elmalı da sazını çalıp, dinletiyor bize. Karacaoğlan’dan, Pir Sultan’dan söylüyor… “Hızır Paşa bizi berdar etmeden/ Açılın dağlar şaha gidelim…”

Düziçi’nden, güzel sesli Aşık Dursun Yeşiloğlu aldı sazı, çaldı söyledi, çaldı söyledi, büyüledi dinleyenleri…

DAĞLARA GÖTÜRÜN BENİ dedi.

“Ne kınayın ne de gülün

Dağlara götürün beni

Issız bir diyara gömün

Dağlara götürün beni

Baktım engeli düzlerden

Usandım sahte yüzlerden

Uzak olayım gözlerden

Dağlara götürün beni

Taksalar boynuma urgan

Gerçek dosta canım kurban

Yastığım taş, gazel yorgan

Dağlara götürün beni

Kara toprak nihayetim

Yüceden yüce hasretim

Dursun, budur vasiyetim

Dağlara götürün beni”

*****

About M.Demirel Babacanoglu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.