HOPTİRİNAM

HOPTİRİNAM *

M. Demirel Babacanoğlu Yazdı

Memleketin birinde Hoptirinam adında bir adam varmış. Bu adamın işi gücü yalan söylemekmiş. İt öttükçe bir yalan söylermiş. Memleket bıkmış usanmış bu adamdan. Artık kimse dinlemiyor, kimse inanmıyormuş ona. Hiçbir zaman da karşılaşmak istemiyormuş onunla. Nerede görseler görmezden gelip, yollarını değiştiriyorlarmış. Binlerce insan içinde yapyalnız kalmış Hoptirinam.

Sabah akşam, gündüz gece düşünmeye başlamış. Ne yapsam da şu insanlarla konuşabilsem, yönünü döndürebilsem bana diyormuş. Aklına bir kurnazlık gelmiş. Kimi görürsem şıkıdık şıkıdık oynayayım demiş. Gördüklerinin karşısına geçip Hoptirinam hoptirinam diyerek oynuyormuş. Yerlere yatıyor, çamurlara beleniyormuş ama yine de yüzüne bakan olmuyormuş. Bu kez başka umar aramaya başlamış. Demiş ki kendi kendine; ECT kentine gideyim, oradaki ünlü doktor Prof Kerten Yüzdeğiştir’ene varayım, yüzümü değiştirsin, memlekete varayım beni kimse tanımaz o zaman, gene yalan söyler, gene kandırırım onları demiş. Öyle de yapmış. Kerten Beyin kapısını çalmış. Kerten Yüzdeğiştir açmış kapıyı, buyurun beyefendi demiş. Buyurduk efendim karşılığını vermiş. Kerten sormuş; ne istiyorsun? Yok bir şey istemiyorum, sizin insan yüzlerini değiştirdiğinizi öğrendim, benim yüzümü de değiştir, ben de başka bir adam olayım, kimse tanımasın beni, varayım memlekete gideyim, herkes şaşırsın beni görünce!

Doktor, yahu yüzü değiştirmek çok para, sen o parayı verebilecek misin deyince, sen değiştir, para kolay…yanıtını vermiş. Peki öyleyse gel içeri. Asistanlar koşmuşlar, Hoptirinam’ın koltuğuna girmişler, ameliyat giysisini giydirmişler, yatırmışlar masaya, vermişler narkozu, uyumuş Hoptirinam. 4/5 saatlik bir çalışmayla Prof. Kerten adamın yüzünü değiştirmiş. Bu değişik yüz iyileşinceye kadar epeyce yatmış hastanede. Sonra kalkmış bakmış yüzüne, bu ben miyim demiş? Sensin sensin demişler, yeni yüzün hayırlı uğurlu olsun. Artık sen de yüzsüzler sınıfına girdin. Memlekette o kadar çok yüzsüz var ki, bir de sen ol, ha bir fazla, bir eksik… Seni kimse tanımaz.

Adam çok sevinmiş, yüzünü değiştirilmesine. Herkesle vedalaşmış, hoşca kalın demiş ayrılmış, gelmiş memlekete. Memleketlileri toplanmış başına, hiçbirisi tamamış onu, nerden gelip nereye gidiyorsun deyi sormuşlar. Adam, bakmış bakmış o eski yalan söyleyip kandırdıkları yerdeşlerine, sevinmiş içinden, yine bunları kandıracağım demiş. Bir yere gitmiyorum, buraya geldim, bana bir yer gösterin yerleşeyim demiş, yahu demişler Hoptiranm’ın evi vardı boş, seni oraya yerleştirelim. Olur demiş adam, bu Hoptirinam nereye gitmiş? Vallah demiş memleketlileri, çok yalan söylerdi, herkesi kandırırdı, kimse bakmaz oldu yüzüne, barınamadı çekip gitti buradan, nereye gittiğini kimse bilmiyor… İyi iyi demiş Hoptirinam, eve gösterin bana. Üç-beş kişi girmişler adamın koluna, götürmüşler Hoptiranm’ın evine. Ooooo demiş adam tam bana göre, beğendim, teşekkür ederim, var olun sağ olun, sizlerle iyi anlaşacağım belli oldu. İyi demişler memleketlileri, sen burada otur… Sonra da usu karmaşık biri sormuş; yahu seni getirdik buraya, sen kinsin adın ne diye sormadık., sen necisin söyle bakalım. Tamam demiş adam benim adım Kaptutan… Nerde kap görsem tutarım. Elime geçirdiğim kapları depolarım bir yere, sonra da pazara götürür satarım. Yani sizin anlayacağınız. Ben kap tüccarıyım. Onun için adıma Kaptutan derler. Oooo çok güzel çok güzel bir ad, Kaptutan Bey. Haydi hoşça kal yarın görüşürüz.

Kaptutan Bey, yani Hoptirinam çok sevinmiş, kimse kendini tanımıyor, artık her işi yapabilirim, kandırabilirim, biraz zaman geçsin iyice yerleşeyim, görsünler bakalım el mi yaman bey mi yaman? Günler geçip gitmiş, fırlamış, alışmış köylüler Kaptutan’a. İyi adam, vallahi böyle adam görülmedi, her işimize koşuyor… diyorlarmış. Kaptutan geldi, Kaptutan gitti diye el üstünde tutuyorlarmış.

Kaptutan bir gün toplamış yerdeşlerini başına; arkadaşlar demiş bu böyle gitmez, memleketimizi kalkındıralım; bunun için bir fabrika kuralım, her gereklerimizi karşılasın, artı ürünleri satalım. Kazanalım, çok kazanalım, hep birden zengin olalım… Biri seslenmiş ordan, iyi güzel de ne fabrikası kuracağız? Herkes düşünmeye başlamış! Sahi ne fabrikası olsun?

Kim demiş fıstık, kimi demiş pamuk, kimi demiş şeker, kimi demiş altın, kimi demiş varan gelen, kimi demiş bakır, kimi demiş üzüm, kimi demiş korom, kimi demiş uranyum, kimi demiş gübre, kimi demiş tuz… demişleroğlu demişler… Varan gelen yani teleferik fabrikası kurmaya karar vermişler, başlamışlar işe. Kaptutan’a getirmişler paraları. Altın akça, tarla marla ne varısa satmışlar parasını getirip Kaptutan’a vermişler… Kaptutan çok sevinmiş, artık kaptutan yerine para tutan olmuş… Yerdeşlerinde para pul kalmamış hepsini vermişler Kaptutan’a. O da her gördüğü yerdeşine paraları bankaya yatırdım diyormuş, fabrikayı kurucağız yarın bir gün, hepiniz zengin olacaksınız. Dağdan dağa, dereden dereye varan gelenle gideceksiniz… Oooo işiniz çok kolay olacak… Bu tatlı sözleri duyan memleketlileri sevince boğulmuş. Aradan biraz zaman geçmiş, bakmışlar Kaptutan Bey yok! Ora ara, bura ara yok oğlu yok! Beklemişler, beklemişler günlerce, gün ay yıl geçmiş, Kaptutan Beyden haber yok. İmi timi yitmiş adamın, yok gitmiş.

Yerdeşleri vah tüh para etmişler. Ama vah tüh işe yaramıyor. Usu karmaşık araya girmiş,

yahu demiş bu Hoptiranam olmasın? Yüzü benzemiyordu ama sesi benziyordu. Haaa tıpkı o, tıpkı o, onun sesiydi… Kim ne derse desin bu Hoptiram hepimizi kandırdı gitti, haydi bul bakalım bulabilirsen? Dolandırıldık, dolandırıldık, bütün memleketli dolandırıldık… diye sızlanıp kalmışlar.

Şimdi tepenin başına çıkmışlar Kaptutan gelecek diye!

…………………………………..

*Sevgili okurlar bu öyküyü, sizler için yazdım. Dinlencedeyim şimdi. Dönüşte görüşürüz. Sevgi saygılarımla…

About Kemal Gönüleri

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir