DÜZİÇİ KÖY ENSTİTÜSÜ GEZİSİ


DÜZİÇİ KÖY ENSTİTÜSÜ GEZİSİ

M. Demirel Babacanoğlu Yazdı

Düziçi  082

Köy enstitülerinin 76. kuruluş yıldönümündeyiz. Her yıl olduğu gibi 17 Nisanlar bizim için sevinç günleridir. Eğitim! Yüksek eğitim, ulu eğitim bugün doğmuştur. Her güzelliğe, her iyi şeye, her yüce konuya karşı olanlar, köy enstitülerini yıktılar 54’de.

1946 değişen iktidar, Ulusal Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’i bakanlıktan aldı, Ulusal Eğitim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç’u görevinden uzaklaştırdı. Şemsettin Sirer’i  Ulusal Eğitim Bakanı yaptı. İşte bundan sonradır ki olan oldu. Usa gelmedik karalar sürüldü köy enstitülerine.

Düziçi Köy Enstitüsü’ne gideceğiz. Mehmet Göl, İbrahim Baykal, İsmail Arslan, Hüseyin Çapar, Mesut Abdülazizoğlu, Bayram Ali Taparlı’dan oluşan kurul yönetiyor geziyi. 16 Nisan akşamı  Güneş Restoran’da yemek yenildi, konuşuldu. Ertesi gün Uğur Mumcu Meydanı’nda hazır olan üç otobüse binildi, Düziçi’ne gidildi.

Okulun yıkık-dökük yapıları, çam ağaçları, eğitim aydınları karşıladı bizi. Otobüsümüz yemekhanenin önünde durdu. Yemekhanenin kapısı sıkı sıkı kapalıydı. Bitişiğindeki Düziçi Fen Lisesi, Karacaoğlan Meslek Lisesi’nden ses yoktu. Allah aşkına ne bir müdürü, ne bir yardımcısı, ne bir öğretmeni yanımıza bile uğramadı. Büyüklerinden böyle mi buyruk almışlardı? Yoksa koltukları mı sallanırdı. Aydınlık mı bulaşırdı bizden onlara?…

Düziçi 010
İkinci Bina önündeki bahçede bulunan Atatürk büstünün çevresinde toplandık. Başta Atatürk olmak üzere ulusal eğitimcilere saygı duruşunda bulunduk, İstiklal Marşını söyledik. Eğitimci dostlarla selamlaştık, hal hatır soruştuk. Gezdik okulumuzu yine köşe bucak.

Birinci binadan Osman Ünver’in sesini duyar gibi oluyorum, yerlere çöp atmayın… Aman aman her taraf çöp kağıt dolu… Dayanamadı birinci bina ağlamaya başladı. İkinci bina, üçüncü bina, dördüncü bina, yatakhane, hamam, havuz, işlik, müzik atölyesi, lojmanlar, motorhane, botanik bahçesi, sera, avlu duvarları, voleybol, basketbol, futbol sahaları, ziraat yolu, kümes, ahır, tarım alanları, bahçeler hep ağlıyorlardı hüngür hüngür.

O kadar çok gelmiştik bu yıl. Adana, Mersin, Antep, Antakya, Maraş’tan sökün edip…  Ziraat’a doğru yürüdük. Öğretmenevi’nde yemeğe katılacağız, sığmadı yarımız. Bahçede oturduk, Ahmet Yaşar Erçetin, Yaşar Dinçer, Yaşar Onar, Osman Taştan, Mehmet Koca, Hasip Kara, Ben…Sınıf arkadaşlarımla konuşuyoruz, özlem gideriyoruz. Evlenmişler, yaşlanmışlar, torun sahibi olmuşlar…

Düziçi  097
Merdivende sırayla baştan sınıf arkadaşları: Mehmet Koca ve torunu, Ben, A. Yaşar Erçetin, Osman Taştan, İbrahim Bostancı

Sabiha Yaman öğretmenimiz gelmiş İstanbul’dan, öğretmenevinin bir köşesinde buldum, elini öptüm, nasıl ve niceliğini sordum, iyiymiş, sevindim. Atatürk Şair Şiir adlı kitabımdan armağan ettim.

Mehmet Koca’yı 51 yıl sonra görüyordum, kucaklaştık. Yanında oğlu, torunu vardı. Yemeğe gidelim denildi. Koca’nın otomobiline bindik. Düziçi’nin doğusunda yokuşlara tırmandık, Harman Yeri Restoran’a geldik. Ahmet Yaşar Erçetin, Ben, Osman Taştan, İbrahim Bostancı, Mehmet Koca oturduk bir masaya. Batıya doğru serilmiş Düziçi Ovası yemyeşil, görünüyor. Az sonra, pirzola, köfte piliç, salatadan oluşan yemeğimiz geldi, yedik. Hesap? Hesap ödenmiş Koca’nın doktor oğlu tarafından.
Döndük Düziçi’ne. Kimi gitmiş, kimi gitmeye hazırlanıyor. Vedalaşıyoruz. Ayrılıyoruz, hoşça kal Düziçi.

About Kemal Gönüleri

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir