Babacanoğlu’ndan ÖYLESİNE BİR ÖYKÜ – Yollar

Babacanoğlu’ndan

ÖYLESİNE BİR ÖYKÜ – Yollar

M. Demirel Babacanoğlu Yazdı

Tekir Yaylası’ndan geçiyorum. İşte karlı dağlar, işte temiz hava. Kentin gürültüsünden, tozundan kurtulmak gerek. Bir kentten kurtulurken, diğer bir kente, Ankara’ya gidiyorum. Sanki orada toz toprak yokmuş gibi…

Yahu şu Ankara eskiden güzeldi. İnsanlar güleçti, yardımseverdi, yol göstericiydi. N’olmuş şimdi bu Ankara’ya? N’olmuş demek kolay, akla gelecek gelmeyecek her bir şey var burada…

Saat 11.00de bindim Ass Otobüsüne, yolun üstünde kayar gibi gidiyor. Oldukça güzel, olgun bir hostesimiz var. Dileyene kahve, dileyene su, dileyene Finta ikram ediyor. Ben ikinci kahvemi içiyorum. Hani bir kahvenin kırk yıl hatırı var derler ya, o bizim kuşakla sona eriyor… Öyle kırk gün filan kalmadı, dört gün bile sürmüyor!

Karlı dağlar Tekir’den başlıyor, Ulukışla’ya kadar. Orta Anadolu’da kar yok… Hava güneşli; otobüsün içine dek giriyor Isıtıyor ovayı. bizi de ısıtıyor… Ankara’ya kadar kar yok. Karsız bir havada gidiyoruz.

Karlı dağlar bitince kupkuru dağlar, keskin kayalar, dik tepeler çıkıyor karşımıza, bir kartal gibi atılacak üstümüze… Karlısı da, karsızı da güzel dağların…

Sabahattin Ali “Benim meskenim dağlardır, dağlar” diyor bir şiirinde. Halk şairleri, halk türkücüleri de öyle diyorlar. “Karlı dağlar karanlığın bastı mı/ Kahpe felek ayrılığın vakti mi?/ Karlı dağlar nem olur nem olur?/ Asker ağam gelirse yaralarım iy olur…”

Yaralarım iyi olmadı, sürüyor… “İnce Memed” de dağlara sığınmıştı ama yaşatmadı ağalar onu, kanıyor yaraları bugün bile… Ağalar, töröstler yaşadıkça kanayacak da…

“O iyi insanlar, o güzel atlara binip gittiler” diyor büyük yazar, Yaşar Kemal. Gitmeseler iyi mi olacaktı yaralar? Hiç iyi olmadı, derinleşti gitti. O kabına sığmayan ağalar kabuk değiştirdiler, memleketleri haraca bağladılar… Kendi yöntemini, kendi yöntemini kurdular. Dokuz taş oyunundaki vırt gelen oyunu gibi… Nereye gitsen, nereye baksan kurtuluş yok… Her yerde töröst…

Kendilerine hizmet edecek köpekleri yarattılar… (Gerçek köpekler değil kastım; onlar köpek oldukları için köpeklik ilkelerini yerine getiriyorlar… Ya insanlar, insan oldukları için, insanlıklarını yerine getiriyorlar mı?) Yurtseverleri uzak tuttular yönetimden. Halk halk diyorlar… haklarını yiyorlar. Halk da haklarının yenmesine ses çıkarmıyor… Vırt gelen oyunundaki tuzağa tutulmuşlar. Ne bileyim belki ben yanılıyorum?! Kim bilir belki de hoşlanıyorlar bundan!

Kimi yalaka, köpeksi insanlar, bu anlayışlarıyla sıradan köpeklere benzemiyorlar! Daha çok pay istiyorlar haksız kazançlardan, alıyorlar… İyi havladıklarını gösterebilmek için etkinlikler düzenliyorlar, aferin alıyorlar… Bu aferinlerle sarhoş oluyorlar! Alikıran baş kesen kesiliyorlar. Oh ne iyi, ne güzel… Bunlara işbirlikçi diyor kimileri… Her gittikleri yerde, her giriştikleri işte işleri bitiyor. Zavallı halk(!) bunları beceremediği için yerlerde sürünüyor… Çare bulacakları yerde yakınıyorlar!

Temiz hava (oksijen) beynimizi güçlendiriyor. Köpeksi anlayışlılara derim ki biraz temiz hava alın, belki gerçek insanlığa dönersiniz. İnsan sever, ülke sever olursunuz. Ey dağlar, bu insana benzer ama insan olmayanlara biraz oksijen gönderiniz. Kim bilir belki beyinleri doğruya çalışır da insan olmanın zevkine varırlar. Kimseyi küçümsemezler, eşit tutarlar kendilerine. Kabuk değiştirmiş ağaların (töröstlerin) yanında olunca tepeden bakmazlar sevdiklerine…

İnsan olmak kolay değil, bunu biliyorum. İnsan olmak, her gün yeni olumlu şeyler öğrenmekten geçer! Ben insan olabildim mi? Kesin yanıtım yok, ama insan olmanın yolunda olduğumu söyleyebilirim. Ömrüme sığdırmak için hızla koşuyorum… Öyle 30, 40, 50, 100… kitap yazmayla insan olunmaz! (Ne bileyim, başka örnekler de verilebilir.) O kitapların içeriği insanlık yolunda mı, ona bakarım ben. Biri(leri)nin üzerine gül, karanfil, murt, nevruz kokulu yapraklar serpmekle de insan olunmaz. Gül, karanfil, murt, nevruz kokulu yapraklardan neler öğrenildiğine bakarım. Birileri için övücü, yerici şeyler söylemek de aklamaz insan taslağını… Söylenen sözler öznel gerçeği anlatabiliyor mu, ona bakarım. Birileri eleştiriyor diye beni, eleştirene kızmak, öfkelenmek senin çalışma yöntemlerini düzeltmez, aksine kötüye götürür, batağa batırır, işin içinden çıkılmaz konuma getirir…

Ben bu dünyada çalayım, çırpayım, rahatıma bakayım, falan filan beni ilgilendirmez, öteki dünyada ne olursa olsun; şu kadar, bu kadar altın, para verdim cennetten arsa aldım, villa aldım, köşk aldım, geçerim sırat köprüsünden, varırım tanrının yanına dersen, varamazsın… Mart 2019, Yollar

*****

About M.Demirel Babacanoglu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.