ANKARA’DAYIZ…

ANKARA’DAYIZ…

M. Demirel Babacanoğlu Yazdı.

(13-18 Aralık 2017) Ankara’nın geçmişi Hititlere dayanmaktadır. Firigyalılar, Romalılar, Abbasiler, Selçuklular, İlhanlılar, Osmanlılar buradan geçmişlerdir. 25 ilçeye, 1433 mahalleye, 5400 bin genel nüfusa, 3.200 bin merkez nüfusa, 25.437 km² alana, 900 m. yükseltiye sahiptir. Atatürk öncülüğünde Kurtuluş Savaşımızın merkezi yönetimi kuruldu, 1920’de TBMM açıldı, Ankara başkent oldu, devrimler yapıldı. Elmadağ, Ankara Kalesi, Samanpazarı, Ulus, Çankaya, Kızılay, Gökdelen, Dikmen, Keçiören, Atatürk Orman Çiftliği, İstasyon ünlü semtleridir. Armudu, domatesi, patatesi, yumurtası, soğanı, kavunu ünlüdür…

Çoktandır Ankara’ya gidelim diyorduk. Eşim, kızım, ben otobüsle akşam yola çıktık, 6 saatte vardık. Hava soğuktu, kalın giysilerimizi giydik. Oğlum Remzi 07.30’da işten çıkacaktı, bekledik. 08.30’da geldi, bizi aldı, Yeni Mahalle’de evdeyiz. Kahvaltı yaptık. Akşam kayınbiraderler geldi, özlem giderdik.

Eskiden karnelerde “hal ve gidiş” diye bir bölüm vardı. Öğrencilerin davranışları olumsuz olsa bile “pekiyi” den aşağı not veril(e)mezdi. Ancak, Türkçe, Matematik gibi derslerden alt notlar verilebilirdi. Ülkenin gidişi de buna benziyor. İktidarda olsun, muhalefette olsun ülkenin başında bulunanlar meclisin içinde/dışında konuşma, davranış olgunluğu gösteremiyorlar! Neredeyse, birbirleriyle kavgalaşıyor yumruklaşıyorlar. Demokrasi diyorlar ama, ara ki demokrasiyi bulasın. Önce “hal ve gidiş”ten iyi not alınsa, inanıyorum ki hak/hukuk kendiliğinden gelecek.

Bugün oğlum Remzi, kayınbiraderle bizi kızım Estin’in kayın anası gile götürdü. Hasköy semtinde oturuyorlar. Bizi kapıda karşıladı Mesruha Hanım. Kendinden başka kimse yoktu evde. Torunu Hazal üniversitede okuyor, göremedik. Kadıncağız, etli pilav, sarma, salata, ayva tatlısı, kek… hazırlamış, yedik.

Ankara çok değişmiş! Dağları delmişler, dereleri doldurmuşlar yapılar dikmişler. Köprüler, alt geçitler, üst geçitler, metro, yollar, meydanlar, kavşaklar yapmışlar. Geniş coğrafik alanlar kaplanmış, ağaç bakımından yoksul kalmış. Yıldırım Bayazit’le Timur’un 1402 Savaşında, Timur savaş fillerini ormanlarda saklamış. Demek ki Ankara o zamanlar ormanlıkmış. Şimdi kel başlar gibi çıplak. Ağaçlandırma seferberliği açılsa isabetli olur.

Remzi otomobiline bindirdi Elvankent’te Erim Dişli’nin evine gittik. Kayın biraderler de gelmişlerdi. Erim ve eşi kapıda karşıladılar bizi. Hoş beş hal hatır soruşma faslından sonra hanımlar yemek hazırlamaya koyuldular. Erim, Ben, Erhan çarşıya çıktık, biraz dolaştık. Biz Sincan’dayken (2000-2005) Elvankent’te inşaatlar sürüyordu. Şimdi toprak görünmez olmuş. Dere tepe bina dolmuş. İrili ufaklı iş yerleri açılmış. Yağmur püsen püsen yağıyordu. Eve geldik. Yemek hazırdı. Çorba, et kavurma, pilav, salata, komposto… Yedik. Remzi işe gitti. Biz televizyon izledik. Ailenin oğlu Atalay çok devinimli bir çocuk. Hep oynayayım, herkes benimle ilgilensin istiyor. Üst kata çıktık. Erim, Şömineyi yakmış. Biz ocak diyoruz. Sözlük de ocak diyor. Kente gelince şömine olmuş.

Bugün de kayınbiraderlere gittik. Macunköy’de oturuyorlar. Dışarı çıktık yağmur yağıyordu, çevreyi dolaştık; devasa iş yerleri açılmış, elli kata varan binalar yapılmış. Ne ararsan var. Gözlerimiz dalıp dalıp gidiyor. Akşam evdeydik. Mavluta, tavuklu pilav yapmış evin hanımı,yedik. Konuştuk memleket havalarından…

*****

About Kemal Gönüleri

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir