Yeni yıla ‘Sihirli Dadı’yla girmek…

Yeni yıla ‘Sihirli Dadı’yla girmek…

Anibal GÜLEROĞLU Yazdı

Acısıyla tatlısıyla bir yıl daha ardımızda kalıyor. İnsanlar büyüdükçe eski tatların artık kalmadığını da fark ediyor. Omuzlara yüklenen sorumluluklardan mıdır yoksa tüm olumsuzlukları yok edebilecek bir sihir bulunmadığının bilincine varıp gerçekçiliğe fazlaca dalmaktan mı… Bilinmez. Geleceğe dair hayaller bir bir öteleniyor büyüyen insanın yaşamında.

Oysa çocukluğumuzda öyle mi? En ufak şeylerden dahi büyük düşlere dalmak, dünyaya sihirli bir gözlüğün ardından bakmak… İşte bu noktada ünlü filozof-yazar J.J. Rousseau’nun ‘Çocukluk, mantığın uykusudur’ sözündeki gerçeklik daha net çıkıyor ortaya. Mantık geliştikçe çocukluk kayboluyor, tabii sihirler de! Zamanla insanlar unutuyorlar çocukluktaki güzellikleri ve yaşamın içindeki gelişmelere karşı yitiriyorlar esnekliklerini. Tabii bu süreçte her insan için aynı değil. Yaşam şartlarından yetişme biçimine, insanın çocuklukla bağlarının kopma seç. viyesi de değişim gösterebiliyor. Kimileri en ufak bir uyaranda içlerindeki saflığı ortaya çıkartıp çocuklaşmayı ve masumiyet sihrine kapılmayı başarabilirken kimileri her surette yetişkin formundan sıyrılamayıp menfaatçilikten-fırsatçılıktan vazgeçmemekte.

Nasıl ki, büyüklerle küçüklerin dünyasını birleştirip bu evrede ruhsal eğitimin sihrini devreye sokan ‘Mary Poppins: Sihirli Dadı’ filmi de müzikal kurgusunda böyle bir ikilemi sunarak çocukluğun mantıktan arınmış güzelliklerine, sorunların pratik çözümlerle halledildiği gizemli ama basit âlemine daldırıyor seyircisini. Böylece biten yılı uğurlayıp yeni yıla Emily Blunt’ın canlandırdığı ‘Sihirli Dadı’nın renkli ve çocukluğun güzelliklerini vurgulayan dünyasıyla girmek bir başka değer kazanıyor, kendine dönüp bakmayı becerebilenler için! Hal böyleyken ‘Mary Poppins: Sihirli Dadı’nın sihirli eğitimine ve buradan çıkartılabilecek mesajlara kısaca göz atmakta fayda var.

BÜYÜKLER DAİMA UNUTUR

‘Mary Poppins: Sihirli Dadı’, Avustralyalı yazar Pamela Lydon Traves’in, ilki 1934 yılında yayınlanan ve çocuk edebiyatında unutulmazlar arasında yer alan sekiz kitabından derlenerek yapımcı/ yönetmen Rob Marshall tarafından sinemaya uyarlanan bir yapım. Ancak hemen belirteyim, bu alanda bir ilk değil. Daha önce de 1964 yapımı ‘Gökten İnen Melek: Mary Poppins’ isimli filmle beyazperdede yer alıp döneminde en çok iş yapanlar arasına girmenin yanı sıra En İyi Kadın Oyuncu da dâhil olmak üzere 5 dalda Oscar ödüllü kazanmıştır. Keza kitapları da yıllar boyu gördüğü ilgiden bir şey kaybetmemiş. Anlayacağınız Mary Poppins ile yaratılan sihirli eğitim ruhu o denli güçlü ki her şekilde itibar edilmekte kendisine. Bu saptamayı yapmanın ardından gelelim sihirli içeriğe…

Londra’nın güne başlama telaşından görüntüler vererek açılışını yapıp adeta Londra göğünün altında yaşamaya övgüler dizen film, mükemmel bir dönemsellikle ve 1930’ların Büyük Buhran günlerindeki ekonomik zorluklarla çıkıyor karşımıza. Halkın parasal krizini Kiraz Ağacı Sokağı 17 numaralı evin sakinleri olan Banks Ailesi üstünden resmederek konusunu başlatan film bu süreçte hem evdeki sabah koşturmacasına, hem kredi ödemelerinin gecikmesinden dolayı bankadan gelen avukatların eve el koyma arzusuna, hem de bir babanın maddi çaresizliğine tanık ediyor bizi. Üç çocuğun zamansız olgunlaşmalarını da etkileyici biçimde resmeden akışın kırılma noktasıysa, evde başlatılan hisse sertifikası esnasında ‘çocukluktan kalma işe yaramaz bir fazlalık’ olarak görülen uçurtmanın çöpe atılması oluyor. Onunun ardından her olumsuzluğa mantık dışı çarelerle çözüm getiren Mary Poppins’in ‘Sihirli Dadı’lığı çıkıyor sahneye ve tabii bir dolu eğlenceli müzikalite. Bu noktadan sonra devamını filme bırakıyoruz biz de ve geçiyoruz içeriğin mesajcı yönüne…

‘Mary Poppins: Sihirli Dadı’nın mesajcılığında başı çeken, insanların yetişkin oldukça yani büyüdükçe kendi çocukluklarıyla ilgili şeyleri unuttukları gerçeğine odaklanarak yol aldığı! ‘Büyükler daima unutur’ diyen Poppins, çocuklukta yaşanılmış inanılmaz güzelliklerin ileriki yıllarda hayal gibi algılanıp önemsizleştirilmesine dikkat çekiyor… Ki bu ayrıntının en güzel anlatıldığı yer, ‘Hayat bir balondur, içini yaptıklarımızla doldururuz’ mantığında çıkıyor ortaya. Burada önemli olan kişinin doğru balonu seçip içine baktığında kendini görebilmesi… İşte o zaman ayakları yerden kesilip çocukluğuna doğru uçabiliyor kişi!

Filmden çıkartılabilecek bir diğer önemli mesaj, sevdiklerimizin-değer verdiklerimizin asla kaybolmayacağı yönünde… Eğer ayrıntılara dikkat edip doğru bakmayı başarırsak kaybettiğimizi düşündüğümüz şeylerin bir yerlerde varlıklarını sürdürdüğünü görebileceğimizi çok güzel yansıtıyor ve dahası bu hakikati çocukların anlayabileceği bir dille aktarıyor.

Çocuklara karanlıkta yani zorda kaldıklarında yollarını nasıl bulacaklarını, bunun için kendi içlerindeki ışığı takip etmeleri gerektiğini müzikal sahnelerle anlatan ‘Sihirli Dadı’dan alınacak mesajlardan biri de, ‘görünene aldanmamak’ hususunda! Yani yüzünüze gülenlerin iyi olduğuna hemen kanaat getirmeyin. Zira her gülüşün ardında bir sinsilik saklı olabilir. Dolayısıyla kuzu postunda kurtların arkanızdan iş çevirme ihtimalini hesaba katın demekte.

Şartlara göre bakış açısı geliştirip durumu değerlendirerek yaşam sürdürmek öğretisi de ‘Sihirli Dadı’nın küçük-büyük herkese fısıldadığı mesajlar arasında göze çarpanlardan. Bunun için seçilen karakterin Poppins’in eksantrik kuzeni Topsy olmasıysa ayrı bir eğlencelik.

Tüm bunlara dışında sendikaların işçi haklarını elde etmedeki yerine ve sanatla para kazanılamayacağı gerçeğine kısaca değinen içerikte bankaların kriz dönemlerindeki fırsatçılığı ile krediler yoluyla insanları nasıl sömürüp krizden kazançlı çıkan taraf oldukları hususu da evrensel bir mesaj olarak kayda değer!

NETİCEDE; Görselliğiyle seyircisine Londra’yı yaşatan… Çocukken yaşanan maceraların büyüyünce unutulmaması gerektiğini vurgulayan… Geçmişe dair anıların çöp olarak görülmesinin yanlışlığını hatırlatan… Sorunlara karşı umutsuzluğa kapılmamak gerektiğini yansıtan… Ve dahi büyük-küçük her zihne ışık saçan bir film ‘Mary Poppins: Sihirli Dadı’!

Yeni yılda içinizdeki çocuğun uyanması ve en zor günlerinizde size umut aşılaması temennisiyle… İyi seyirler ve mutlu seneler.

guleranibal@yahoo.com

www.twitter.com/guleranibal

*****

About Anibal Güleroğlu

İstanbul’da başlayan yaşamım, eski İstanbul'lu ailemden edindiğim kültürle, sanata yatkın bir biçimde gelişti. Müzik ve buz pateni amatörce ilgi alanlarım oldu. Birinciliklerle geçen öğretim yıllarımın üniversite ayağı, Boğaziçi’ni kazanmakla birlikte özel nedenlerden dolayı Marmara Üniversitesi’nde devam etti. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’ni bitirmemin ardından hiç sevemediğim branşımda çalışmak yerine küçüklüğümden beri süregelen tutkum, yazmaya ve eleştirmeye yöneldim. İkinci üniversite olarak onur belgesiyle bitirdiğim Radyo-TV Programcılığı’yla perçinlenen sinema-televizyon tutkumun yanı sıra ön plana çıkmadan sürdürdüğüm habercilik faaliyetini daha sonra Yeniçağ Gazetesi’ndeki Ekran Arısı ve Sinema köşelerimden ismen yürüttüm. Yeniçağ Gazetesi’yle yollarımızı ayırdıktan sonra halen faaliyette olan sinematur.com’u kurdum. Milliyet.com.tr-TV sayfasındaki yazı yolculuğumu Ekran Arısı başlıklı köşemden sürdürürken kısa süreli olarak Hürriyet Avustralya Gazetesi’nde de köşe yazarlığı yaptım. Ardından Medyafaresi.com sitesinde de televizyon-sinema eleştirmeni olarak köşe yazarlığım başladı. Hâlihazırda Milliyet.com ve Medyafaresi.com’daki köşelerimden eleştirilerime devam etmekteyim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.