SNIPER: DUVAR… Hayatta kalma savaşı!

SNIPER: DUVAR… Hayatta kalma savaşı!

Anibal Güleroğlu Yazdı.

SNIPER: DUVAR… Hayatta kalma savaşı!

Bir Japon atasözü, ‘Savaşı bilmeyen barışı da bilmez’ demekte… Barışın değerini anlamak için savaş acısı yaşamış olmak gerektiği mantığını yansıtan bu sözde muhakkak ki doğruluk payı büyük. Hani bizde de ‘Başına gelmeyenin hoşuna gider’ tabiri vardır ya… İşte o hesap! Lakin sayısız savaşın yanı sıra iki büyük Dünya harbi yaşamış olan insanlık, savaşın maddi ve manevi açıdan ne denli yıkıcı olduğunu çok iyi bildiği halde bir türlü barışı kalıcı kılmamakta.

Öte yandan üstünlük tutkusuyla gelişen savaş alışkanlığından dünyanın her köşesi, özellikle de Ortadoğu ve Afrika ülkeleri nasiplenirken, bu insan kıyımından kurgular için bir yığın malzeme yaratıldığı gerçeği de olanca hüznüyle orta yerde… Nasıl ki, Hollywood’un en popüler savaş içerikleri de, Amerika’nın Irak işgalinden türetilmiş halde. ‘The Bourne Identity/Geçmişi Olmayan Adam’, ‘Mr. & Mrs. Smith’ gibi filmlerle adını duyuran Doug Liman yönetmenliğinde beyazperdeye çıkan ve dar alanda paslaşarak hayatta kalma savaşını yansıtan ‘Sniper: Duvar’ da bunlardan biri!

‘BURASI BENİM’ DİYEN SNIPER GERİLİMİ…

Yıl 2007… Savaşın sonuna gelinmiş neredeyse… Ancak yer yer dalaşmalar da sürmekte. Tabii destek güçler kendilerini almaya gelinceye kadar her Amerikan askerinin bir başına olduğu gerçeğiyle! 22 saat bulundukları yerde beklemekten sıkılan ve hedefte ne olduğunu anlamak için gözledikleri boru hattı inşaatına doğru, bildik Amerikan özgüveniyle hareketlenen Matthews (John Cena) kurulan tuzağı fark eder ama iş işten geçmiştir. Nereden geldiği belli olmayan kurşunun hedefi olup açık alanda korumasız biçimde yere yıkılan Matthews için devreye giren Allen Isaac (Aaron Taylor-Johnson)  da açılan ateş sonucu arkadaşını kurtaramadan vurulup, işgal sırasında yıkılan okuldan arta kalan ‘Duvar’ın ardına sığınmak zorunda kalır. Tabii hemen yardım istemek için davranır ama telsizin diğer ucundan gelen konuşmadaki aksan, içine düştükleri durumun vahametini anlamalarına yeter. Bu noktadan sonra Iraklı keskin nişancı ile Amerikan askerleri arasındaki savaş olanca şiddetiyle başlar. Kazanan kim derseniz… O kısım da filmi seyre kalsın.

Şimdi savaşın olanca şiddetiyle başladığını söyledik ama… Bu bildik savaşlardan değil. Dolayısıyla senaryosunu Dwain Worrell’in kaleme aldığı ‘Sniper: Duvar’ın, öyle hurra girişen Amerikan askerlerinin olağanüstü beceriler sergilediği ve düşmanı dize getirdiği savaş filmlerinden olmadığını saptayarak kritiğe başlamakta fayda var.

‘Bu bir savaş değil, bu bir oyun’ diyen film de, içeriğinin gerçeğini çok güzel özetliyor zaten. Evet, bu bir oyun… Hem de düşmanını tanıma arzusuyla tetiklenen, kurulan tuzağa düşen Amerikan askerlerine karşı tuzağı kuran olma avantajını kullanma hazzıyla taçlanan, söylemleriyle insanlığa mesajlar yollayan, bekleyişin dayanılmaz ağırlığıyla oyuncularına ve seyircisine psikolojik gerilim yaşatan, nihayetinde ucunda ölüm olan bir oyun. Kazanmak için gerekli olansa, sağlam irade ve keskin zekâ! Tabii mühimmatın tükendiği noktada bu özelliklerden artık ne kadar kalırsa…

Genel savaş ortamından uzakta karşı karşıya kalan tarafların hayatta kalma mücadelesine ağırlık verirken bir yandan da insani reflekslerine odaklanarak ilerleyen içeriğin baş malzemesi, işgalci Amerikan askerlerine karşı ‘Burası benim’ diyerek başka ülkelerin iç işlerine müdahil olmanın yanlışlığını dile getiren sniper’ın yarattığı gerilim!

Bu gerilim o denli insani bir üslupla işlenmiş ki, filmdeki mekân ve karakter kısıtlılığını dahi görünmez kılmakta. Yaşamla ölüm arasındaki ince çizgiyi, yediği kurşunlarla dağılmaya başlayarak, en etkili biçimde hissettirmeyi başaran ‘Duvar’ı da yaşayan bir baş karaktere dönüştüren filmde, sadece sesiyle varlık gösteren Iraklı sniper müthiş bir sinir harbi yaşatmakta. Ancak filmde bundan daha fazla öne çıkan detay, sesten ibaret kalması tercih edilerek etkisi artırılan Iraklı keskin nişancının sorgulamaları! Düşmanlarını, namlusunun ucunda oldukları gerçeğiyle tedirgin ederken bir yandan da ABD’nin orada bulunma mantığını didiklemekte… İlaveten düşmanla edebi muhabbet de geliştiren keskin nişancı adeta ayaküstü Doğu-Batı sentezi yaşatmakta seyirciye.

 

SÖZÜN ÖZÜ; Los Angeles çölünde, 14 günde en masrafsızından çekilen ‘Sniper: Duvar’ yükte hafif pahada ağır minimal bir film! Az malzeme ve minimum masrafla iddiasını geliştiren yapım, şimdilerde gündemde olmasa dahi Amerika’nın Irak işgalinin yanlışlığına yönelik gerilimli atmosferiyle başarılı bir örnek durumunda.

‘Savaş’ dendiği için savaşan Amerikan askerileriyle, ülkesini işgalcilerden temizlemek için nişancılığını konuşturan sniper arasındaki manevi mücadeleyi en gerçeğinden insani tepkilerle yaşatırken… Aksiyondan ziyade duygusal taktikleri devreye sokan filmin gerçek hayattaki işgalciliği durdurmaya gücü yetemese de, sonuçta petrol ve benzeri iştah kabartıcılarla yaratılan işgalleri ve savaşları sorgulama algısı geliştirmek adına kayda değer bir tablosu olduğunu belirterek koyalım noktayı.

guleranibal@yahoo.com

www.twitter.com/guleranibal

*****

About Anibal Güleroğlu

İstanbul’da başlayan yaşamım, eski İstanbul'lu ailemden edindiğim kültürle, sanata yatkın bir biçimde gelişti. Müzik ve buz pateni amatörce ilgi alanlarım oldu. Birinciliklerle geçen öğretim yıllarımın üniversite ayağı, Boğaziçi’ni kazanmakla birlikte özel nedenlerden dolayı Marmara Üniversitesi’nde devam etti. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’ni bitirmemin ardından hiç sevemediğim branşımda çalışmak yerine küçüklüğümden beri süregelen tutkum, yazmaya ve eleştirmeye yöneldim. İkinci üniversite olarak onur belgesiyle bitirdiğim Radyo-TV Programcılığı’yla perçinlenen sinema-televizyon tutkumun yanı sıra ön plana çıkmadan sürdürdüğüm habercilik faaliyetini daha sonra Yeniçağ Gazetesi’ndeki Ekran Arısı ve Sinema köşelerimden ismen yürüttüm. Yeniçağ Gazetesi’yle yollarımızı ayırdıktan sonra halen faaliyette olan sinematur.com’u kurdum. Milliyet.com.tr-TV sayfasındaki yazı yolculuğumu Ekran Arısı başlıklı köşemden sürdürürken kısa süreli olarak Hürriyet Avustralya Gazetesi’nde de köşe yazarlığı yaptım. Ardından Medyafaresi.com sitesinde de televizyon-sinema eleştirmeni olarak köşe yazarlığım başladı. Hâlihazırda Milliyet.com ve Medyafaresi.com’daki köşelerimden eleştirilerime devam etmekteyim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir